Adnan Oktar'ın Kocaeli TV'deki canlı röportajı (24 Aralık 2010)
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra Adnan Oktar’la birliktedevam ediyoruz. Buyurun Hocam. Hoşgeldiniz Hocam ilk önce.
ADNAN OKTAR:Sizler de Hoşgeldiniz, inşaAllah.
SUNUCU:Aramıza yeni katılan bir arkadaşımız var. İsmin?
SUNUCU 2:Gizem.
ADNAN OKTAR:Gizem hoş geldi sefa geldi. Berker Hocam sen bana yine müjdeler verecek gibi görünüyorsun?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, sizyıllardır Türk İslam Birliği ülkeleri arasında rahatlıkla yolculuk yapılabilecek bir ulaşım hattı kurulacağı yönünde açıklamalar yapıyorsunuz Hocam, bunun ilk adımları atılmaya başlandı inşaAllah. Birçok devlet başkanının katıldığı Ekonomik İş Birliği toplantısında yaptığı konuşmada sayın Abdullah Gül ilk önceliklerin İran Türkiye arasındaki İstanbul-Tahran-İslamabat Demir Yollu hattının iyileştirilmesi ve tüm üye ülkeleri Avrupa’ya bağlayan demiryolu hattına dönüştürülmesi olacak demiş inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, demek ki Türk İslam Birliği’nin demir yollarını hazırlıyorlar, kara yollarını da hazırlıyorlar, alt yapısını da hazırlıyorlar hepsini hazırlıyorlar.
ALTUĞ BERKER: Bugün sayın Başbakan, Cumhurbaşkanı ile birlikte Cuma namazına götürmüş diğer başkanları, kendisi kullanmış arabayı.
ADNAN OKTAR: Bitmiş konu maşaAllah. Artık ufak tefek detaylar kalmış.
ALTUĞ BERKER: Olaya dair görüntüler var Hocam.
ADNAN OKTAR: Buğday’ın gelişi, başak olma aşamasına kadarki gelişmelere benziyor. Muhteşem bir gelişme, çok tarihi olaylar bunlar. Peş peşe, peş peşe devam ediyor.
ALTUĞ BERKER: Birliğe vesile oluyorsunuz Hocam inşaAllah.
Ahmedinejad ile ilgili bir haber vardı. Dün İstanbul’da yaptığı basın toplantısında Ahmedinejad kendisine füze kalkanı konusunun Türkiye İran ilişkilerini etkileyip etkilemeyeceği yönünde soru sorulmuş. Binlerce füze, atom bombaları olsa bile Türkiye İran ilişkilerini kimse bozamaz. Gelecek İran ve Türk milletinin diye de eklemiş.
ADNAN OKTAR: İran, Türk milletinin ve Türklük aleminin ve bütün İslam aleminin inşaAllah. İttihad-ı İslam’ın.
Münafıklar kendi o çirkin yönlerinin gizli kalacağını zannediliyorlardı, bu kadar detaylı anlatılacağını, bu kadar deşifre olacağını, bu kadar halkın tam anlayacağı hale geleceğini pek tahmin etmiyordu ve gizli gizli saltanatlarını sürdüreceklerini zannediyorlardı çirkin saltanatlarını; o çirkin saltanatlarını başlarından aşağı geçirdik. Münafıkları deşifre etmekle halkın onları rahatça tanıyacağı hale getirdik şu an tuza düşmüş gibi kıvranıyorlar inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Yeni Asya gazetesinde Ali Ferşatoğlu köşesinde şöyle demiş Hocam. Batılı düşünürlerin bilim ve din adamlarının ortak kanaatinin 21. Yüzyılın İslam Asrı olacağı yönünde. Şu anda şartlar ne kadar Müslümanların aleyhine gözükse de, batının gönlü fethedilecektir. Hz. Muhammad (s.a.v) dönemindeki Hudeybiye Muhadesinden örnek vererek o zaman da şartların Müslümanların aleyhine gibi göründüğü ama en sonunda Allah’ın Peygamber (s.a.v) ve sahabelerine büyük bir fatih vererek Müslümanları zafere kavuşturduğunu söylemiş inşaAllah.
Diyanet İşleri Başkanımız sayın Mehmet Görmez Balkan Ülkeleri Diyanet Başkanları toplantısında yaptığı konuşmada ülkelerin siyasi, ekonomik anlamda kurduğu ilişkilerin çok önemli olduğunu ancak asıl olarak dini, manevi ve kültürel ilişkilerin diğer ilişkileri kalıcı kıldığını söylemiş. Bizim kurduğumuz iyi ilişkiler iki ayrı devlet ama aynı millet hissini hem bizim milletimizde hem de Kosovalı kardeşlerimizde oluşturmuştur. Kosova İslam Birliği Başkanı Naim Ternava ise sadece dini açıdan değil sosyal ve ekonomik açıdan da Allah’tan sonra en büyük desteğimiz Türkiye’dir diye cevap vermiş inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu gelişmeye ne diyorsun.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam tam sizin söylediğiniz gibi gelişiyor.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, maşaAllah.
Şimdi de Hahambaşı demedim Haham dedim diyor bana Haham başını getirdiler demiyor mu? Şimdi Hahamlığa indirdi, şimdi Yahudiliğe indirdi, Yahudilikten adamı dinsizliğe getirecek her seferinde ifade değişiyor. Cezaevinde beni hiç kimseyle görüştürmediler diyor şimdi de görüştürdüler beni diyor. Cübbeliye soruldu Şeyh Nazım Kıbrısi için Kutub ifadesi kullandığınız iddia ediliyor doğru mudur? Nezaketen ilk defa görüşüyorum diye böyle bir nakil yaptım, ben elçiyim bir iltifat olsun dedim çok çirkin bir benzetme yapmış, acayip lafını sözünü bilmiyor densizliğe çok açık üslubu, lafını sözünü bilmiyor benim dememle kutub oluyorsa ben de onun demesiyle kırklardan oldum. Şeyh Nazım o sohbette kırklardandır demiş, kardeşim kırklardan denince, kırk haramiler var, kırk gezgin var, kırk silahşörler var, kırk veli var, kırk demek yeterli değil ki kim bilir ne anlamda dedi Hocamız bir onu araştırsın.
“Tasavvuf ehlinde bazı cezbe hali olur, onda da olabilir ama onlara hakaret etmemeliyiz.” Ağzı terbiye olmaya başladı, cezbe halinde konuşuyor dedim onu anlamış nihayet sözümü dinlemeye başladı, hakaret etmemeliyiz diyor onu da öğrenmiş; “ama ilmi çoktur kültürü çoktur, araştırır okur, birikimi olan Osmanlı kültürünü çok önemseyen güzel vasıfları da vardır” hani özür dileyecektin, hakaret etmemeliyiz diyor, hakaret ettin özür dile, olmaz böyle, yine gurur yapmış yine enaniyeti tutmuş, olmaz. Dediklerimin bir kısmını yaptı bir kısmını yapmadı. Hakaret etmemeliyiz; bunu öğrenmiş, bunu öğrettim güzel. Tasavvuf ehlinde cezbe halleri olur; bunu da öğrenmiş bu da güzel, ilmini, irfanını, kültürünü takdir etmiş, günlerden beri anlatıyoruz anlatıyoruz o da kafasına yerleşmiş onu da anlamış bu da güzel. Bir de Şeyh Nazım Hocamıza Kutub derken kendisinden daha alim olan ve daha güvendiği bir insanı kaynak göstererek söylüyor. O zaman o kutubluğu sen yüz kere bin kere tasdik etmiş oluyorsun yani Mahmud Hocamız mesela nasıl bir insana kutub derse cübbeliye başka bir şey demek düşmez, kabul etmek durumundadır; Cübbeli Ahmet’in çok takdir ettiği önem verdiği ve büyük alim gördüğü kendi ekolünden bir insan bunu söylüyor dolayısıyla onu tasdik ederek söylüyor, iltifat olarak söylemiyor tasdik ederek söylüyor, lafı kıvırmasın. Kıvırma demeyeyim Allah affetsin lafı değiştirmesin, ama yine de bu kadar ilerlemesi iyi.
“Kendisine hürmet ederiz hakaret de etmeyiz” ama ettin bir özür dile biz özür dilemeni bekliyoruz onu öğrettik, o güzel, ama özrü bekletiyor olmaz; bir de Said Nursi Hazretlerine karşı kullandığı ifadesini düzeltecek, burada bir kurnazlık yapıyor, her lafı birisinin kanalı ile söyletiyor, bana da falanca alim Bediüzzaman’ı yirmi hususda Ehli Sünnete uygun olmadığını söyledi diyor falanca alim; aracı ile konuşma onun taktiği, geri adım atmasını sağlıyor, o zaman neden dedin deyince, ben demedim ki o dedi diyor. Sen onu tasdik ederek söylüyorsun, tasdik amacı ile söylüyorsun, söylediğin adam senin cemaatinden, topluluğundan ve profösör ayarında bir adam benim anladığım, yani anlattığı kadarıyla ve sen onu bilirkişi olarak söylüyorsun ve daha iyi bilir benden diyorsun, daha iyi bilir. Şeyh Efendi de; sen kimsin de bir insanın Kutub olup olmadığını bileceksin tabi ki sen bilmezsin sen yolda yürümesini bile bilmiyorsun ki kutub olup olmadığını bilesin, senin bilmemen normal, ama sen değer verdiğin ve büyük bildiğin, takdir ettiğin, tam teslim olduğun bir Şeyh Efendinin onu kutub ilan ettiğini söylüyorsun ve dolayısıyla bunu tasdik etmiş oluyorsun sen, niye lafı çeviriyorsun samimiyetsizce, sen onu tasdik etmesen söyler misin onu? Dersin Hocam sizi kutub ilan etmiş ama benim aklım yatmadı dersin neye göre kutub dedi bilmiyorum dersin veya hiç nakletmezsin. Güvendiğin, sevdiğin bir insanı, o zaman sen onu da yalancı çıkarmış olursun değil mi? O şeyh dediğin, değer verdiğin, kendi ekolünde gördüğün, bu büyük zatı, alim zatı, onu da yalancı çıkarmış oluyorsun. Onu da tekzip etmiş oluyorsun, onun da boş konuştuğunu iddia ediyorsun. Boş konuşuyorsa niye naklediyorsun o zaman, güvenmiyorsan, delil değeri yoksa senin için, onu sevdiklerine sen hürmet duymuyorsan, saygı duymuyorsan, değer vermiyorsan, önem vermiyorsan, doğru değilse nakletmemen lazım. Nakletmenin amacı ne, doğru bildiğin için naklediyorsun, değer verdiğin için naklediyorsun. Zaten senin de teşhis koyacak kabiliyetin olmadığına göre, değil mi? Sen kendin söylüyorsun zaten ne olduğunu değil mi? Kendisi hakkında bilgi veriyor, “biz neyiz biz” diyor, anlatıyorsun sen. “Mehdi (a.s.) gelirse ilk beni kesecek” diyor. Mehdi (a.s.) seni kesmez, biçmez, bir şey yapmaz senin şeytanlarını kesecek Mehdi (a.s.) geldiğinde. Şimdi dolaylı yoldan özür dilemiş, böyle olmaz. Düz özür dileyecek sözümüzü tutuyor ama çok geç tutuyor ve tin tin tin gidiyor.
ALTUĞ BERKER:Evrimle ilgili haber yapmış bugün Star Gazetesi hocam. Star Gazetesi ki bu gazete ve Haber 24 kanalı eski Fazilet şimdi AK Parti milletvekili Tevhit Karakaya ile Ethem Sancak’a ait, o da Gülen Cemaatine yakın inşaAllah. “Yeni bir insan keşfi Denisovalılar” diye “bilim adamları yeni bir insan türü bulundu” diyor Neandertalevrim şeyi bir haber yapmış.
ADNAN OKTAR:Kardeşim Neandertalicahilliklerinden söylüyorlar, Neandertalbeyin hacmi daha önce de söyledim, Homosapiens denilen şimdiki insan kafatasından 200 santimetre küp daha büyüktür. Ve çok zeki varlıklar, bayağı akıllılar, adamlar 20 bin yıl önce, 30 bin yıl önce müzik aletleri yapmışlar, elbise dikmişler, iğne iplik kullanmışlar, medeniyet yaşamış adamlar, fasıl yapmış adamlar. Gazetelerin onu nakletmesi cahilliklerinden oluyor, kim yapıyorsa cahilliğinden naklediyor. Çünkü yabancı BBC şu bu falan bir haber veriyor bizim arkadaşlar hemen üstüne atlıyorlar. Araştırmadan, incelemeden, neandertal ne olduğunu bile bilmez. Yani ne görürlerse alıyorlar, araştırma, soruşturma, bu gerçek mi, doğru mu; böyle bir konu yok. Evet Berker’im seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Fosil gösterebilir miyiz onlara hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER:Gingko yaprağı 50 milyon yıllık. Ali Demirsoy da bu yaprağı gösteriyordu hocam TRT de belgeselde. Sanki evrim varmış gibi anlatıyordu. 50 milyon önce nasılsa şimdi de aynı ginko yaprağı. Gelincik kafatası 60 milyon yıllık aynı günümüzde yaşıyor gelincik 60 milyon yıl önce tıpatıp aynı hiç bir değişiklik olmamış, demek ki evrim yok.
ADNAN OKTAR:O nedir?
ALTUĞ BERKER:Yengeç inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam.
ALTUĞ BERKER:23 milyon yıllık yengeç, hiçbir değişiklik yok aynı günümüzde yaşıyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi kardeşlerin yapacağı bilimsel kaynaklara dayalı delilleri almalıdır. Her önüne geleni, gözü karanlıkta bunlar ne tutuyorlarsa avuçluyorlar, olmaz. Her önüne gelenin üstüne atlamaları olmaz, tahkik edip inceleyip araştıracaklar. İlmi mi, gerçekten bilimsel bir delil mi ona göre hareket edecekler.
Değerli kardeşlerim Şeyh Nazım Kıbrısi Hcamız hakkında ileri geri haberler çıkmış bugünlerde, önde gelen kanallarda diyor. Şeyh Nazım Hazretlerine pek ilgi gösteriliyor nedendir? “Yanında röportaja gidiyorlar ama internette onun hakkında haberler de çıkıyor” diyor, “Hocamıza bilgi veriyorum” diyor Şeyhimiz hakkında. Selamun aleyküm kendinize iyi bakın, aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatuhu Adil. Allah’ın üzerine dikkat çekmesi Şeyh Nazım Hocamızın değerini, güzelliğini gösterir. Bakın Şeyh Nazım Hocamızda mühim olan şudur, samimiyeti, candanlığı, tatlılığı, hoşsohbetliği, insancıllığı, insan sevgisiyle dolu olması, Osmanlı terbiyesi almış olması ve Vatana, Millete sahip çıkan bir insan olması, büyük Türkiye’yi özlemiş olması, İttihad-ı İslam’ı istemesi, Türk–İslam Birliğini istemesidir, onun dışında detaya girmeye gerek yok. Şeyh Nazım Hocamız gazeteciyle konuşurken ev sohbeti ile sohbet ediyor. Oturup onlarla böyle resmi bir sohbet içinde olmuyor. Mesela gazeteciyle ilk konuştuğunda dikkat ederseniz uzun süre anlamamış gibi yapıyor, sürekli tekrar ettiriyor, o onların sinirlerini test ediyor, tavırları nasıl, üslubu nasıl, kişiliği nasıl; eğer onun tam sahih, salih adam olduğuna kanaat getirirse şakır şakır gayet akıcı, vazı, hikmetli çok vurucu uzun uzun konuşuyor. Ama ilk başta onları öyle test ediyor. Onun üslubundan, ona bakıyor nedir, ne değildir, eğer canını sıkan biriyse ona göre bir ters tavır koyuyor. Ama yine nezaketiyle onun eylemini durduracak tarzda bir tavır koymuş oluyor. Özetle Hocamız çok şahane insan, biz onu her şeyiyle çok seviyoruz, Allah rızası için bu yaşında, canla, başla, aşkla İslam için hizmet ediyor. Kimseye laf söyletmem. Ağzını bozanların, Allah ağzını bozar. Ağızları karmakarışık olur, Allah’tan üstlerine bela gelir akıllarını başlarına alsınlar. Kendi babaları oldu mu, ne yaparsa yapsın ses çıkarmıyorlar kendi dedeleri oldu mu ses çıkarmıyorlar, kendi yakınları oldu mu ses çıkarmıyorlar. Şeyh Nazım Hocamız olduğunda, eğer Şeyh Nazım Hocamız deseydi ki Mehdi (a.s.) gelmeyecek, kıyamete binlerce sene var deseydi hiçbir sorun olmazdı. Ama Mehdi (a.s.) geldi dediği için, kıyamet yakın dediği için yer yerinden oynuyor, konu bu; başka bir şey yok.
Bir komite, gizli komite Mehdiyeti etkisiz hale getiren bir şey içindeler kendi kafalarınca, faaliyet içindeler, kendi kafalarınca, öyle yapabildiklerini zannediyorlar. Halbuki sürekli Mehdiyete hizmet ediyorlar, Şeyh Nazım Hocamızın üstüne gittikçe onun güzelliği, etkisi daha da artıyor, parlıyor. İnternet sitelerine giriyor insanlar, onun fikirlerini görüyorlar, onun sohbetlerine giriyorlar, onu daha çok seviyorlar, daha çok muhabbet duyuyorlar.
Hocam selamun aleyküm. Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatuhu. Bazı Nur Talebelerini Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) gelişiyle ilgili yaptıkları yanlış tevillerden dolayı onları eleştiriyorsunuz, çok haklısınız ama siz de Hafız Esad’a süfyan diyorsunuz. En azından süfyan konusundan hiç bahsetmeyebilirsiniz. Kardeşim Mehdi (a.s.)’den bahsetme, deccalden bahsetme, süfyandan bahsetme, neden bahseceğiz; hepsine yasak getiriyorsunuz, değil mi? Süfyandan bahsedeceğiz. Çünkü süfyan olmadan Mehdi (a.s.) olmaz. Süfyan Mehdi (a.s.)’a muazzam zemin hazırlayan. Mehdi (a.s.)’ın asla yapamayacağı zemini Mehdi (a.s.)’a sunan, ahir zamanın çok ehemmiyetli bir şahsiyetidir. Çok tarihi bir şahsiyet ama bunu yaparken Allah’ın ledün ilmi devreye girer. Mesela süfyanın yaptığı yanlış hareketler Mehdi (a.s.)’nin doğru hareketlerinin zemini olmuş oluyor. Onun her yaptığı yanlışlık Mehdi (a.s.)’nin doğrusunun zeminini oluşturur. Yani illaki ona ihtiyaç vardır. Yani illaki. Çünkü süfyan geceyi meydana getiren bir varlık. Mehdi (a.s.)’nin de mutlaka geceye ihtiyacı var. Gecenin üzerine gündüzü kuruyor. Yani gündüzün üzerine gündüz kurulmaz. Gündüzün üzerine bir daha güneş doğsa insanlar fark etmezler. Gece olması lazım. Onun için süfyan Allah’ın ledün ilmiye kuşattığı özel bir mahluktur, ahir zamanda gönderdiği özel bir varlıktır. Hafız Esad olmasından niye sıkılıyorsun. Arap sosyalizmini, Darwinizmi, bütün İslam alemine yayan, camileri kapattıran, tekkeleri, zaviyeleri, bütün Suriye’de, Arabistan’da her yerde yerle bir etti Müslümanları, katletti, astırdı, kestirdi, zehirli gazlarla yok ettirdi, Allah’ın anılmasını yasaklattı, Darwinizmi, materyalizmi bütün İslam alemine yaydı ve yaydırttı.
ALTUĞ BERKER:Hadis var hocam bu kişilere yönelik. Uygun görürseniz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuş; “kendilerine cevap verilmekten korkulan emirler gelecektir. Onlara itaat ederseniz sizi dinden çıkarırlar. Onlara isyan ederseniz sizi öldürürler” diyor.
ADNAN OKTAR:İşte süfyanın takımının özellikleri. Mikail kardeş sen süfyandan niye rahatsız oldun? Ben tam çıkaramadım. Bir de ben de ledüni ilimle hareket ediyorum, senin haberin olsun Mikail. Bizde de ledün ilmi var, inşaAllah. Allah bende de ledün ilmiyle tecelli ediyor, inşaAllah. Müslüman mutlaka ledün ilmini kullanır. Ledün ilmini Müslümanlar kullansın diye Allah o ilmi ortaya getirmiştir. Hızır (a.s.) kıssasını Cenab-ı Allah cinlere anlatmadı ki, bizlere anlattı. Cinlere de anlattı ama bizlere de anlattı. Yani bunun bir anlamı yok, kimseyi ilgilendirmez anlamında anlatmadı ki, ledün ilmini öğrenin ve uygulayın diye anlattı Allah, değil mi? Ben de Hızır (a.s.)’ın bir talebesiyim. Dolayısıyla ledün ilmini uyguluyorum, inşaAllah. Dediklerim de doğru.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), siz daha iyi bilirsiniz. Ahir zamanda cehd etmeyi zarar gibi görecek insanların çıkacağını da haber veriyor. Şöyle diyor; “cehdi zarar, sadakayı da bir borç olarak görürler” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Madem öyle dedin. Bana Şuaları getir de ben şu arkadaşa biraz anlatayım süfyan konusunu. Çünkü bana yasakladığına göre demek ki anlatmamız gerekiyor. Mesela “Süfyanın” diyor, “eli delinir.” Eli delinir demek, elinin ortası boş olacak anlamına gelmez. Yani lehviyatla, sarfiyatla mal elinde durmaz, akar anlamına gelir. Bediüzzaman çok güzel açıklamış. Hırs ve tamahı uyandırarak ve teşvik ederek Müslümanları ekonomik yönden ve ahlaki yönden çökertecektir. Nitekim de öyle oldu. Adamlar Irak’ta da bu etkiyi gördüler, Ürdün’e etkisi gitti. Lübnan’a etkisi gitti. Her yere İslam aleminin büyük bölümünün gitti. Hafız Esad’ın etkisi ile Irak’ın deccali de kafasını bir anlamda çizdi, Saddam, değil mi? Adam sapıttı ve Stalinist oldu. Stalinist ve Darwinist.
“Eğer” diyor, bak Bediüzzaman, Şualar, 1103. sayfa, 5. Şua’da. “Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa bundan bir asır sonra” yani yüzyıl sonra, “zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin şakirtleri olabilir. Her ne ise bu nurlu âyetin çok nuranî nükteleri var” diyor. Ne demektir? Eğer bu ayeti incelerseniz, bunun içerisinde İslam’ın hakimiyetine ait delil de var diyor Bediüzzaman. Nitekim baktığımızda Mehdi (as)’ın İslam’ı dünyaya hakim ettiği devri de veriyor ebced olarak inşaAllah.
“Rivayette var ki: "Âhirzamanın eşhas-ı mühimmesinden olan süfyanın eli delinecek."Allahu a'lem ve bil sevap, bunun bir tevili şudur ki: Sefahet ve lehviyat için gayet israf ile elinde mal durmaz, israfata akar. Darb-ı meselde deniliyor ki, "Filân adamın eli deliktir." Yani çok müsriftir. İşte, Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tamahı uyandırarak insanların o zaîf damarlarını tutup kendine musahhar eder diye bu hadîs ihtar ediyor. İsraf eden ona esir olur, onun dâmına düşer diye haber verir.” Bak, ekonomik krizin sebebini açıklıyor Bediüzzaman. Demek ki süfyaniyet ekonomik krizi tetikleyecek, insanlar mal hırsı ile sinir hastası olacaklar. İşte “benim arkadaşım şık giyiniyor” diyecek, “ben de giyineyim, ben de araba alayım, ben de ev alayım.” Hırs meydana gelecek. Rekabet sonucunda ne yapıyor bazı insanlar? Kimi dolandırıcı oluyor, kimi hırsız oluyor, kimi gaspçı oluyor. Suçu ortaya çıkartıyor, bu sefer bir kısmı terörist oluyor, komünist oluyor. Zenginlerin malını ele geçirmeye çalışıyor. Hırs ve tamahı uyandırdığı için, değil mi? Ahlak sükut ediyor.
“Rivayette var ki: "Âhir zamanın müstebid hâkimleri, hususan Deccal'ın yalancı cennet ve cehennemleri bulunur." Demek ki ahir zamanda istibdat sahibi hakimler olacak. Nerede gördük biz bunu? İddia edilen Ergenekon örgütünün üyelerinde de gördük, bazı üyelerinde ve iddia edilen Ergenekon örgütü bütün Arap aleminde de hakim bir örgüttür. “Hususan Deccalin yalancı cennet ve cehennemleri bulunur.” Bunun bir tevilini açıklıyor Bediüzzaman, yani deccal kendi dostlarını eğlenceli, böyle keyiflerine, zevklerine uygun mekanlara doğru çeker ama karşıtlarını ise ya hapishanelere ya tımarhanelere ya zulüm yapılacak yerlere doldurur. “Deccalin vasfı budur” diyor Bediüzzaman. “Rivayette var ki: "Âhir zamanda, Allah Allah diyecek kalmaz." La yağlemülgaybe illallah. “Bunun bir tevili de şu olmak gerektir ki: "Allah!. Allah!. Allah!. deyip zikreden tekkeler, zikirhaneler, medreseler kapanacak” diyor Bediüzzaman. Adam ne yaptı? Kapatma değil bombayla, mombayla yıktı Saddam, değil mi? Hafız Esad ne yaptı? Müslümanları gazla kitleler halinde yok etti, inşaAllah. O onun camisine bomba koydu, o onun camisine bomba koydu ve bu neticeyi aldılar.
“Rivayette var ki: "Süfyan büyük bir âlim olacak, ilim ile dalalete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi' olacaklar." Allah-u alem bunun bir tevili şudur ki” yani özetle şöyle yapıyor diyor. Bak diyor; “başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vasıta-i saltanat olmadığı halde” bakın, kuvvet, kudret, “bedeni kuvveti ve kudreti yok” diyor, “zayıf bedenli” diyor, zayıf kudretli. Veya kabile, “kabilesi de olmayacak” diyor, “aşireti de olmayacak” diyor. “Cesareti de olmayacak, korkak olacak” diyor. “Serveti de olmayacak diyor, az olacak serveti. “Asıl bunlarla vasıta-i saltanat olmadığı halde zekâvetiyle” çok zeki olacak” diyor süfyan. Zekâvetiyle ve fenniyle.” Ne bu fen? Darwinizm, materyalizm işte. Darwinist, materyalist olacak; fenniyle. “Ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır ve aklıyla çok âlimlerin akıllarını teshir eder”. Demek ki yobazları avucunun içine alacak, bitti. 70 bin sarıklı, yobaz deccale tabi olur” diyor. Asrımızda görüyor muyuz bunu? Görüyoruz. İnternet sitelerinde kudurmuş gibi kan, nefret, kin kokan yazılar yazıyor mu yobazlar? Müslümanları birbirine düşürmek için, işte Alevi, Sünni, Vahhabi birbirlerine düşman etmek için var gücüyle azgınca ağzından köpükler saçarak, kanlar saçarak, saldırgan bir üslup kullanıyorlar mı? Kullanıyorlar. Evet. Ve birçok yobaz hoca da çıkıp Müslümanları birbirine düşürmek için uğraşıyor mu? Uğraşıyor. Nefreti ve kini öğretiyor mu? Ve birçok hoca da Darwinizmi ve materyalizmi anlatıyor mu? Profesör denen yüzlerce profesör din alimi, binlerce hatta din alimi bilinen kişiler; evet Kuran’da Darwinizm var materyalizm var diye deccalin felsefesini anlatıyor mu anlatmıyor mu? Ne diyor bak burada Bediüzzaman; “siyasî ilmiyle o mevkii kazanır ve aklıyla çok âlimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar.” Evet efendim siz doğru söylüyorsunuz diyorlar. Süfyana destek oluyorlar bir çok alim. “Ve bir çok muallimleri” ” öğretmenleri “kendine taraftar eder ve din derslerinden tecerrüt eden maarifi rehber edip tâmimine şiddetle çalışır, demektir.” Diyor. İslam ülkelerinde Darwinizm materyalizm devlet dayatmasıyla mecburen öğretiliyor değil mi? Bunu kim yaptı, ilk bunu başlatan kimdir, komünist düşünceyi, Darwinist materyalist düşünceyi ilk başlatan kimdir? Hafız Esad’dır, Saddam’dır, Yemendeki komünistlerdir. Cezayirdeki komünistlerdir, Libyadaki komünistlerdir; bunların alayı Darwinist ve materyalistti.
“Rivayetlerde, deccalin dehşetli fitnesi İslâmlarda olacağını gösterir ki, bütün ümmet istiâze etmiş. Bunun bir tevili şudur ki: İslâmların deccalı ayrıdır. Hattâ bir kısım ehl-i tahkik, İmam-ı Ali'nin (r.a.) dediği gibi demişler ki: Onların deccalı süfyandır, İslâmlar içinde çıkacak, aldatmakla iş görecek. Kâfirlerin büyük deccalı ayrıdır. Yoksa büyük deccalın cebir ve ceberut-u mutlakına karşı itaat etmeyen şehid olur ve istemeyerek itaat eden kâfir olmaz, belki günahkâr da olmaz.” Şu anda da büyük deccal dünyayı kasup kavuruyor, insanları öldürüyor, bir milyarın üzerinde insanın katlolmasına sebep oldu. On binlerce şehri, köyü, kasabayı yıktı. Bakın; “Onların Deccalı Süfyandır, İslâmlar içinde çıkacak, aldatmakla iş görecek.” Darwinizm bir aldatmaca değil mi? Darwinizm aldatmacası diye kitap yazmadık mı biz? Süfyaniyet işte Darwinizmle ortaya çıkıyor. Aldatmayı bununla yapıyor. Suriyede, Irakta bütün okullarda darwinizm, materyalizm resmi olarak, zorla dayatma olarak okutuldu mu okutulmadı mı? Libyada, Fas, Tunus, Cezayirde, hepsinde.
“Kat'i ve sahih rivayette var ki: "İsa Aleyhisselam büyük Deccal'i öldürür." Bunun iki vechi var, bir vechi şudur ki: Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracı harikalarıyle kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden o dehşetli Deccal“ ama bak herkese tesir ediyor bütün herkes etkisi altındalar. Neyle etki ediyor? “Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracı harikalarıyla kendini muhafaza eden” kendini koruyor, kendisinin bir silahı bu ama herkese teshir ediyor. “o dehşetli deccali öldürebilecek, mesleğini değiştirecek;” Darwinizm materyalizmle ilgili mesleği değiştirecek ama siyasi yönüyle, hem bilimsel aynı zamanda siyasi yönüyle. “ancak harika ve muc'cizatlı” mucize gösteren “ve umumun makbulü bir zat” bir insan “olabilir ki:” bak bir tane zat, şahsı manevi değil. Şahsı manevici sahtekar arkadaşlar dinlesinler. “bir zat olabilir ki:” şahsı manevi değil “O zat, en ziyade alakadar ve ekser insanların Peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselam'dır.”
“İkinci vechi şudur ki: "Şahs-i İsa Aleyhisselam'ın kılıncıyla maktul olan şahs-ı Deccal'in, teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizliğin azametli” maddiyunluk nedir Darwinizm, materyalizm ve ateizm. “dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevisini öldürecek” Deccaliyet ne meydana getiriyor, fikir sistemi meydana getiriyor. İşte bak burada şahsı manevi var, fikir sistemi bak, diyor ki; “heykeli ve şahs-ı manevisini öldürecek” deccal’in kendisini demiyor şahs-ı manevisini öldürecek. Ama ayrıca şahsını da öldürecektir. “ve inkâr-ı uluhiyet olan”, Allah’ın varlığını, birliğini inkar fikri, “fikr-i küfrîsini (küfür fikrini)” inkar-ı uluhiyet ne demek ateizm ““fikr-i küfrîsini “ küfür sistemini “mahvedecek” yok edecek. “ancak İsevî ruhanîleridir ki;” Yani Müslüman olmuş İsevi Ruhanileridir ki “o ruhanîler, din-i İsevî'nin hakikatını hakikat-ı İslâmiye ile mezcederek (Kuran’a dönerek, Kuran ahlakını uygulamaya başlayarak. Yani İncil’deki yanlış hükümleri kaldırıp, Kuran’ın doğru hükümlerini onun yerine koyarak, mecz ederek) o kuvvetle onu dağıtacak,” yani Kuranın hakikatleri ile Hırıstiyanlığın hakikatlerini birleşirip bu deccaliyet fikrini dağıtacak. “manen öldürecek. Hattâ "Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelir. Hazret-i Mehdi'ye namazda iktida eder, tâbi' olur diye Peygamberimiz(s.a.v.)’in rivayeti “bu ittifaka ve hakikat-ı Kur'aniyenin metbuiyetine ve hâkimiyetine işaret eder.” Hz. İsa (a.s.) Kuran’a teslim oluyor ve bütün Hristiyan alemi de Kuran’a teslim olmuş olacak inşaAllah.
Evet mübarek kardeşim bize bayağı bir konuyu anlattırdın sen maşaAllah.“Hem Deccal, deccallık haysiyetiyle değil, belki gayet müstebit (diktatör) bir kral sıfatıyla işitilir” yani deccal olduğunu halk bilmez diyor. Kendini “müstebit (diktatör) bir kral sıfatıyla” gösterir diyor. “Ve gezmesi de her yeri istilâ etmek için değil, belki fitneyi uyandırmak ve insanları baştan çıkarmak içindir.(Şuâlar, s. 496) yani bir elinde kılıçla deccal gitmiyor, amacı ne diyor Bediüzzaman; “fitneyi uyandırmak” her gittiği yerde fitne uyandırıyor, Darwinizm, materyalizmi yayıyor, Müslümanları etkisiz hale getiriyor “insanları baştan çıkarmak içindir.” Yani insanlara helalleri haram yapıyor, haramları helal yapıyor. “Ve bindiği merkebi ve himarı ise;” bak deccalin eşeği yani Cübbeli 300 metre olacak havada uçacak diyor ya, deccal üstüne binecek diyor Cübbeli de arkasına binecekmiş sopasıyla vura vura etkisiz hale getirecek Cübbeli. Şapkası düşerse nasıl alacak onu da bilmiyorum. Soğuk havada kafası ne olur, yüksekte kafa donar. “Ve bindiği merkebi ve himarı ise; ya şimendiferdir ki bir kulağı ve bir başı cehennem gibi ateş ocağı,” deccalin eşeğini belirtiyor bak “bir kulağı ve bir başı cehennem gibi ateş ocağı,” tam hadisi açıklıyor cehennem ateşi gibi dediği şimendifer ateşi diyor. Trenin başındaki ateş var ya, daha önce kömürlüydü trenler hatırlıyor musun? “diğer kulağı yalancı cennet gibi güzelce tezyin ve tefriş edilmiş.” İçi çok süslü yemekli vagonlar var biliyorsunuz özellikle daha eskiler daha da lükstü yemekli vagonlar. “Düşmanlarını ateşli başına,” yani zulmeder diyor karşıtlarına.” dostlarını ziyafetli başına gönderir.” O güzel yenen içilen; güzel değil de onlara göre güzel görünen, yenen içilen sistem içinde onları koruyup kollar, kendine yakın eder. “Veyahut onun eşeği, merkebi; dehşetli bir otomobildir veya tayyaredir veyahut...... (sükût lâzım!)” Bu vasıtasını da göreceğiz Bediüzzaman’ın söylemediği bu özel gizli vasıtasını deccalin.
ALTUĞ BERKER: Hocam Hafız Esad döneminde siz daha iyi biliyorsunuz inşaAllah 1982’de bir gece vakti Hama’ya havadan ve karadan saldırı düzenlendi saldırıya katılmak istemeyen askerlerin çoğu anında idam edildi, katliam sonunda yaklaşık 40 bin Müslüman vahşice katledildi.
ADNAN OKTAR:Peki bu süfyanlık değil de ne? İşte süfyanın hası esası o. Kafalarını karıştıracak bir şey yok inşaAllah. Kapanış konuşmasını yapalım ben yine bir ayet okuyacağım inşaAllah.
SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri Programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve Harun Yahya TV sitemizden devam edeceğiz. Buyurun hocam.
ADNAN OKTAR: Açtım Tevbe Suresi geldi. Yunus Suresi’nin de başı. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Elif, Lam, Ra. Bunlar, hikmetli Kitab’ın ayetleridir. İçlerinden bir adama: "İnsanları uyar ve iman edenlere, muhakkak kendileri için Rableri Katında 'gerçek bir makam' olduğunu müjde ver" diye vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi?” diyor "İnsanları uyar” ebcedi 2002. “İnkar edenler: “Gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür" dediler.” Mehdi (a.s.) da çıktığında İttihad-ı İslam’la Türk İslam Birliğiyle Müslümanları müjdeleyecek. Tevbe suresi 128. Ayet; “Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O’nun gücüne giden, size pek düşkün, mü'minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir.” “bir elçi gelmiştir.” 1990 ebcedi. Kardeşim bir tevafuk iki tevafuk, 150 tevafuk; nedir bu harika maşaAllah.
Ne yapıyoruz, nereden devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER:Yarım saat sonra Kaçkar TV’den devam ediyoruz inşaAllah.
