27 Aralık 2010 Pazartesi


SUNUCU:
Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Tv Kayseri, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyurun hocam.

ADNAN OKTAR:Neler anlattınız özetle?

ALTUĞ BERKER:Evrim teorisinin çöküşünü, sizin çökerttiğiniz evrim teorisini delilleriyle anlattık, inşaAllah. Münafık ayetlerinden okuduk, sizin şerhlerinizle anlatım yaptık. Kuran’ın yeterliliğinden bahsettik, Allah’ın izniyle.

ADNAN OKTAR:Evrimle ilgili olarak insanları yanıltan, temel görüş açısıyla bakmamaları. Yani temele bakış açısını oturtmak gerekiyor. Bir kere genel olarak fosillere bakmak çok önemlidir. Dünyada elde edilen 350 milyon fosilin tamamı. İnsanların aklına bu gelmiyor. Ben olsam, bir insan, makul bir insan, “madem delilleri var” dersin, bu fosillerle ayna gibi görülür ne varsa; çünkü yaratılışın aynasıdır fosiller. Ne var ne yoksa hepsi orada görülecektir. Bütün yaratılışın hikayesidir o. 350 milyon fosil, yaratılışı bize harita gibi gösterir. Ne var ne yoksa hepsi onun içindedir. Bir aynaya bakar gibi görürüz. 350 milyon fosile baktığımızda, tek bir noktada canlıların evrim geçirdiğine dair delil bulamıyoruz, tek bir noktada. Hayır, olsa çok makul olurdu da, şaşırmazdık da, olabilir ama yok böyle bir şey. Şimdi bu arkadaşların kurnazlığı şurada; bakın, ne balıkta ne diğer yengeçte, ne şunda ne bunda, hiçbir canlıda, bitkilerde, hiçbirinde insanla ilgili takıntıları yok bu arkadaşların. En yoğun takıntıları birkaç varlıkta. Dikkat çekmesin diye bir atı kullanıyorlar. Fazla acayip olur gibi gibisinden, bir de insan. Şimdi bakın, atın fosilinde kullandıkları hayvanlar, binlerce hayvan türünün içinden seçip en uygunlarını sıralamaktan kaynaklanıyor. Ata benzeyen o kadar çok canlı var ki, yüzlerce canlı var, binlerce canlı var. Çocukların oyun tahtası gibi, bakıyor adam, at fosili bu, bundan daha küçük, daha ufak hangi canlı var? Şu; onu koyuyor. Bundan daha ufak ne var? Şu; onu konuyor. Ama bunların, bakın dikkat edin hepsi mükemmel, kusursuz kaliteli canlılar. Kemik yapısı, iskelet yapısı, hepsi mükemmel. Dolayısıyla kas yapılarının da mükemmel olduğu anlaşılıyor hayvanların. Büyükten küçüğe doğru sıralama yapınca, insanlar baktığında, eğer cahilce bakıyorsa, “bu atın evrimi o zaman” diyorlar. Mesela düşünün, ben her zaman örnek veririm; bir adam kaplan fosili buluyor, aslan fosili buluyor, çita, puma, pars, kedi ve kedi yavrusu fosili bulsa, yani kemik olarak, taşlaşmış olması da şart değil, iskelet olarak bulduklarını düşünelim. Bunları eğer biz küçükten büyüğe doğru sıralarsak düz bakan için bu net evrimin delili gibi görünür, çok çok ilkel ve yüzeysel bakarsa insan. Halbuki hepsi birbirinden ayrıdır. Şimdi insanın evrimi iddiasında da bu böyledir, bakın bu çok hayati bir konu. 350 milyon fosilin hiçbirinde biz, evrim geçirdiğine dair bir delil bulamıyoruz. Bütün dünyanın yaratılış haritasına baktığımızda tek bir noktada, evrim göremiyoruz. Sadece insanda bu şahıslar, insana benzeyen de çok fazla varlık olduğu için, çok fazla gibbon cinsi var, makak cinsleri var, maymun cinsleri var, şempanze cinsleri var, bunların içerisinden, bu karmaşık yapı içerisinden bakıyorlar, insana en yakın görünen, yani en makul gibi görünecekler nedir, onları sıralıyorlar bu seferde. İnsan yaratılışı çok eski değil. Yani benim anladığım, en fazla 200 bin yıl önce yaratılmış insan. Yani yeni yaratılmıştır insan. Ama hayvanlar ve bitkiler önceden yaratılmış ki Kuran’ın ifadesi zaten o yöndedir. Tevrat’ta da o şekilde geçer. Önce bütün kainat yaratılmış. Hikmeti nedir? Cinlerin hoşuna gider, meleklerin hoşuna gider, yani ilginç, güzel bir dünya. Hazır hale getiriyor Allah. En son insanlar yaratılmış. Bulduğumuz fosillere göre ve insan nüfusunun konumuna göre. Çünkü insan nüfusunun gelişme hızı düşünüldüğünde, geriye gittiğimizde çok çok fazla gerilere gidemiyoruz. Çünkü o zaman dünyanın trilyonlarca olması gerekiyor. Mesela on milyon önce insan olduğunu düşünürsek insanların sayısının trilyonları bulmuş olması lazım. Çok muazzam bir sayıya ulaşması gerekiyor. Savaşları da göz önünde bulundurarak söylüyoruz. Buradan da anlıyoruz ki, insanlar yeni yaratılmışlar. Yeni yaratıldığı için de, yani modern insana benzeyen fosiller çok nadir bulunuyor. Çok azdır. Ama maymun, gibbon cinsi, şebek cinsi fosiller çok sık bulunuyor. Onlardan bayağı bulunuyor. Eski de bulunuyor. Bir de bu adamlar evrimleşme sürecinde hepsinde, mesela 50 milyon yılda, 100 milyon yılda şekil değiştirdiği iddia ederken yahut 10’ar milyon yıl, 5’er milyon yıl arayla şekil değiştirdiğini iddia ederken, insanda, 100 bin senenin bile insanı çok ciddi değiştirdiğini söylüyorlar. Bambaşka şekle soktuğunu söylüyorlar. Evrim muazzam çalışıyor ama bir tek insanda. Burada çok ciddi bir oyun var, buna çok dikkat etsinler. Mesela gibbon cinsi koyuyor, ondan sonra mesela şempanze cinsi koyuyor, sonra “bak, aniden nasıl geçiş göstermiş?” diyor. Halbuki zaten o ayrı bir hayvan. O da ayrı bir hayvan. “Baş döndürücü bir hızla evrimleşmiş” diyor ve “bak görüyorsunuz, en sonunda da insan olmuş” diyor. Yani olayın hikayesi bu. Buradaki aldatmacada kullanılan teknik budur. Bir tek insanın evriminde bu kadar yüksek sürat kullanılıyor. Çünkü onların asıl amacı insan olduğu için, bütün dikkatlerini insana göre ayarlamış durumdalar. Hayvanlar onları ilgilendirmiyor. Zaten bitkilerle hiç ilgilenmiyorlar dikkat ederseniz. Portakalın, zeytinin, üzümün hiç evrimini duydunuz mu siz? Anlatmazlar adamlar. Öyle bir konuları yok çünkü. Dertleri insan olduğu için, insanı maymun haline getirmek istedikleri için, orada böyle bir oyun yatıyor. Ve baş döndürücü bir hızdan bahsediyorlar. Kemikler hani filmlerde olur ya adeta şekilden şekle giriyor. Bir anda böyle Alice Harikalar Ülkesi’nde gibi şekilden şekle geçip “bir anda insan oldu” diyorlar. Bunun sebebi, böyle yanlış anlamalarının sebebi; çok fazla insansı maymun olmasından kaynaklanıyor, insana benzeyen. Dik yürüyen maymunlar var, halihazırda da maymun bayağı benziyor insana. Yavrusu kucağında görmüşsünüzdür. Gülüşü, üslup falan. Adamın bir tek konuşması eksik. Dolayısıyla bakanlar, bu gözle akılcı bakarlarsa olayı anlarlar. Evrim, en net evrim haritasından anlaşılır. Evrim tablosundan anlaşılır. Evrim tablosunda 350 milyon fosil var. 350 milyon fosilde biz, hiç evrimi göremiyorsak, insanla ilgili kısım da komple yalandır. Olduğu gibi uydurmadır. Yani hiçbir yerde evrim işlemeyip de bir tek insanda mı işlemiş? Olacak iş mi bu? Eğer öyle bir sistem varsa hepsinde işlemesi lazım, hepsini değiştirmesi lazım. Hepsini şekilden şekle sokması lazım ve çok fazla garip ara fosiller olması lazım. Yani patolojik ara fosiller olması gerekiyor. Mesela üç parmaklı insanlar, yedi parmaklı insanlar; dört kollu, sekiz kollu insanlar, üç, dört başlı insanlar, on tane gözlü, yirmi gözlü insanlar, üç beş burunlu, burnu tepesinde, burnu karnında, karmakarışık mahluklar olması lazım. Hep jilet gibi gayet düzgün varlıklarla karşılaşıyoruz. Göz hep belirli yerde, burun hep belirli yerde, ağız hep belirli yerde, kasların yapısı mükemmel, kemiklerin yapısı mükemmel. Böceklerde de bunu görüyoruz, bitkilerde de bunu görüyoruz, hepsinde mükemmel ve mutlaka erkekli dişili yaratıldıklarını görüyoruz. Hepsinin kromozom yapısının mükemmel ve çok kusursuz olduğunu görüyoruz. İstanbul şehrinden bir hücre çok daha karışıktır. Çok karmaşıktır, çok müthiş detay vardır. Bir kere bu hücre çapında olaya hiç girmiyorlar. Protein çapında hiç girmiyorlar. Çünkü proteinlerin tesadüfen meydana gelmesi imkansız. Durduk yere protein olamayacağına göre, zaten konu en başından bitmiş oluyor. Onun için az okuyan, az araştıran, az inceleyen insanları çok rahat etkileyebiliyorlar, gayet kolay oluyor. Adam diyor; “çamurdan protein olmuş” diyor, “proteinler bir araya gelmiş hücre olmuş, hücreler çoğalmış, önce maymuna benzer bir şey olmuş, sonra da insan olmuş. Ne var bunda, karmaşık bir şey yok ki çok basit” diyor. Dünya nasıl olmuş diyorsun, “Big Bang’le, patlamış, dünya birden ortaya çıkmış” diyor. Sıfırdan hiçbir şey yokken olmuş, bir harikalık yok mu bunda? Daha önce zaman yok ve mekan yok. Bir anda zaman ve mekan oluyor. Zaman sonradan yaratılıyor, mekan sonradan yaratılıyor. Bu harika değil mi? Adama göre harika değil. Çok sathi ve yüzeysel düşündürmeye insanları alıştırdıkları için, çok sathi ve yüzeysel düşünen insanlar, çok kolay böyle basit aldatmacalara inanabiliyorlar, olay bu. Yani çok basit mantıklarla insanları kandırabiliyorlar, çok ilkel mantıklarla. İnsanlar da kanmaya hemen müsaitler, hemen öyle mi deyip inanıyorlar. Olayın kökeni bir proteinler, iki fosillerdir. Proteinlerin meydana gelmesinin imkansız olduğu anlaşılıyor, fosillerde de hiçbir şekilde tek bir tane evrime ait delil bulamıyoruz.

ALTUĞ BERKER:Şempanzelerle ilgili bir bilgi vardı Hocam, uygun görürseniz onu gösterebilirim inşaAllah. Almanya’da, Bilimsel Antropoloji Enstitüsü’nde; şempanzelerin davranışlarını incelemişler ve 18 yetim yavrunun evlatlık olduğunu tespit etmişler. Maymunlar kendi yavrularının dışındaki yavrulara da bakıyorlar Hocam. Yetimleri kendi sırtlarında taşıyorlar, kürklerin temizlik bakımını yapıyorlar, onlarla yiyeceklerini paylaşıyorlar.

ADNAN OKTAR:Bütün hayvanlarda var. Kedide var, köpekte var. Müthiş titizler, yalıyor, seviyor, kokluyor, her şeyi yapıyor. Alıp yiyecek getiriyor, kendi aç hayvan, sürünüyor, yiyeceği alıp getirip yavrusuna yediriyor. Yani horozda bile görürsünüz sokakta. Tavuklara yediriyor, kendisi eşiyor, çağırıyor, bağırıyor, geliyor hayvan yiyor. Etrafına bakınıyor, aç olduğu halde başkasına yediriyor. Kedi de öyle, hemen yavrularını çağırır bir yiyecek olduğunda, egoistlik yapıp yemez. Çok çok titizdir. Hayvanları yakından gözlemleyenler bunu görürler.

“Mecnuna döndük canım Hocam, Selamun Aleykum yaşama sevincimiz.” İnşaAllah vesile oluyoruzdur. “Canımız biricik Hocamız, size gelen maillere baktım, kadın-erkek herkes size çok derin bir sevgi duyuyor. Canım Hocam sizi nasıl paylaşacağız bilmiyorum. Hocam ne olur sevginizi hepimize eşit paylaştırın. Karşınızdaki kardeşlerimizi daha çok seviyorsunuz gibi. Hoş onlar da hak ediyorlar, biz de onları çok seviyoruz, Allah onlardan razı olsun. Sevgili Hocam, saat 11’i geçti hala gelmediniz, gözümüz ekranda kaldı. Sizsiz bir gece geçirmeyelim sakın, uyuyamayız sonra. Neredesiniz gül yüzlü hocam, hadi gelin artık dakikalar yıl oldu sanki” diyor Mücahide. Ne sevimli bu maşaAllah. Elhamdülillah, maşaAllah, Allah sevgisini arttırsın, cennette kardeş etsin, bak ne kadar candan sevgisi ne güzel maşaAllah.

“Selam Hocam. Bilerek evrim teorisini savunan Müslüman olabilir mi? Sizleri çok seviyorum.” İmanı zayıf olunca, cahilliğinden, çok ilkel düşünmeye yatkın oluyorlar. “Güzel yüzlü Hocam. Sizi ve talebelerinizi öz kardeşimden çok seviyorum. Ben bir ressamım, sizin sanata ve estetiğe verdiğiniz değere hayranım. Size ve oradaki kardeşlerime sevgilerimi gönderiyorum. İttihat-ı İslam, İmam Muhammed Mehdi (a.s.)’a ve İsa (a.s.)’a inşaAllah kavuşuruz” diyor. “Selam olsun” diyor inşaAllah.

Cübbeli Hocamız da, şimdi işi gücü bıraktı, Flash Tv’de Şeyh Nazım Hocamız’la uğraşıyorlar kendi kafalarınca. Böyle şehir elektriğini avuçluyorlar, çıplak kabloları, yetmiş bin voltluk elektriği tutuyorlar. Allah hidayet versin, Allah akıllarını başlarına almayı nasip etsin. Cübbeli diyor; “niye Şeyh Nazım Hocamız’a Papa geldi sarıldı” diyor. Şeyh Nazım Hocam kim, sen kimsin? O kadar sathi bakıyor ki, bana zorla bir şeyler söyletecek kendi kafasınca. Papa kimin talebesi dedim, önce bunu bir öğrensin, ondan sonra konuşsun. Şeyh Nazım Hocam hiçbir şeyi, boşu boşuna yapmaz. Bir şey bilerek yapar, hikmetle yapar ve son derece derin bir insandır, yüzeysel bir insan değildir.

ALTUĞ BERKER:Hocam bugün, bazı yazarların haberlerini sunuyorum. Yiğit Bulut’un HaberTürk’teki yazısında; “DTP’nin bugünlerde attığı adımların Türk ırkçılığı yapanların, sağ-sol birçok örgüt adına eylem koyanların ve İmralı’daki kişinin politikalarının tek bir elden yönetildiğini, bunun da Ergenekon yapılanması olduğunu söylemiş. Bu yapının dalları kesildi ancak gövdesi yerinde duruyor. Bunların ülkenin kaymağını yiyen, faizini cebine koyup, siyaset-ekonomi dengesini yönlendiren beş bin iç-dış gerçek tüzel kişidir. İçerde olanlar ise kendilerini esas adam zannedip aslında kullanılanlardır” demiş Hocam. Sizin söylediklerinize paralel.

ADNAN OKTAR:Yiğit Bulut gibi delikanlı yazar çok nadir olur. Çok dürüst ve samimi, tam Müslüman Türk evladı. İddia Edilen Ergenekon örgütü yüzeysel olarak çökertildi. Yani detayda çökertilmiş değil. Operasyonların tüm hızıyla, kapsamı gittikçe artırılarak devam etmesi lazım. Bir de vatandaşın da devlete çok iyi yardımcı olması lazım. İhbar mekanizmasının çok iyi işlemesi gerekiyor. Savcılara, hakimlere her yönden destek olunması gerekiyor. Çünkü karşı moral propaganda yapıyorlar. Yani hakimleri ve savcıları yıldırmaya yönelik, polisi yıldırmaya yönelik propaganda yapılıyor. Buna karşı polise, hakimlere ve savcılara karşı moral propaganda yapılması gerekir. Ve var gücümüzle desteklememiz lazım. Devlete, polise, savcılara ve hakimlere destek olmak çok önemlidir. Yapsınlar biz de seyredelim olmaz. Çünkü devlet millete sırtını dayıyor. Devlet milletin içinden çıkıyor. Polis ve hakimler, savcılar da bizim kendi evlatlarımız, kendi kardeşlerimiz. Onlara çok güçlü şekilde sahip çıkmamız lazım. Ve her türlü bilgi, istihbaratı aktarmamız gerekiyor. İddia edilen Ergenekon örgütü çok çakal, çok it, çok sırnaşık bir örgüttür. Yani yedi canlıdır. Sonuna kadar takip edilmesi lazım. Yılan gibidir yani kafasını kessen bile gövdesi oynar. Kuyruğu bile kalsa biliyorsun, kuyruğu bile oynuyor yılanın. Böyledir. O yüzden vatandaşlarımız Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti yıkmaya azmetmiş, karar vermiş, bu gözü dönmüş iblis ordusunu, şeytan ordusunu durdurmak için var güçleriyle devam etmeleri lazım. Yani doğrudan şeytanın yönetimindedir. Net deccal ordusudur. Klasik deccal ordusudur. Deccalin Mehdiyet’e karşı, kendince oluşturmaya çalıştığı bir güçtür. Onun için devletimiz güzel bir atak yapmışken eğer yarım bırakılırsa veyahut çeyrekte bırakılırsa çok vahim olabilir sonucu. Sonuna kadar götürülmesi lazım. Ve kararlı ve çok azimle götürülmesi lazım. Sonunda kendileri de kurtulacak çünkü, iddia edilen Ergenekon Örgütü mensupları da kurtulmuş olacaklar. Tehditten kurtulacaklar, aşağılanmaktan kurtulacaklar, şantajdan kurtulacaklar, katilliğe mecbur edilmekten kurtulacaklar, hırsızlığa mecbur edilmekten kurtulacaklar, vatan hainliğine mecbur edilmekten kurtulacaklar. Adamlar korkudan her türlü, her şeyi yapıyorlar. Onun için iddia edilen Ergenekon örgütüyle mücadele, vatanseverlik görevidir. Müslüman, Türküm diyen herkesin, var gücüyle iddia edilen Ergenekon örgütüne karşı mücadele vermesi lazım.

VTR-SAİD ÖZDEMİR AĞABEY

ADNAN OKTAR:Bediüzzaman’ın aslanları varken, bu şahs-ı manevicilere yer dar. Dünyayı dar ediyor Hocamız, maşaAllah. Kafalarına kafalarına nurla, ışıkla vuruyor inşaAllah. “İsa (a.s.) da gelecek, Mehdi(a.s.) da gelecek” diyor, “İttihad-ı İslam da olacak ve bu yüzyılda olacak” diyor, inşaAllah. Bu ne demektir? “Mehdi (a.s.) geldi, İsa (a.s) da geldi; fakat görünmelerine az kaldı, zuhuratlarına az kaldı.”

“Seyfullah Aktar, Cübbeli’nin bir muhibbi, bir ihtimal de Cübbeli’nin kendi de yazıyor olabilir. Çünkü Cübbeli’nin etrafında, benim bildiğim, onun samimi olarak yaptıklarını destekleyen biri olabileceğine ihtimal veremiyorum. Yani çocuk olsa anlar bunu, bunda anlaşılmayacak bir şey yok ki. Çok sarih. Ben hakikaten bilmiyordum bu şahsı. Mutaassıp yetişmiş, içine kapalı yetişmiş, biraz da çocuksu biri zannediyordum. Meğer böyle birisi değilmiş bu, yani tahmin tahayyül edemeyeceğimiz birisi, insanın aklına hayaline gelmeyecek birisi. Acayip pervasız, son derece rahat ve çok yüzeysel düşünen bir insan.

Kardeşimiz diyor ki; “Hocam ben bir haftadır her gün programınızı izliyorum. Namazdan, oruçtan, zekattan detaylı olarak bahseder misiniz?” Şimdi Bayram, canım kardeşim, herhalde Alevilere karşı da biraz alerjisi var kardeşimizin. Alevilere bir kere söz ettirmem. Onlar benim canım. Onlar benim ruhum. Onlar Hz. Ali (r.a)’ın aşıkları, onlar sevgi insanları. Onları ben çok seviyorum Alevileri, Caferileri, hepsini, Sünnileri hepsi benim kardeşim. Şimdi Bayram çözüm nedir biliyor musun? Sana güzel bir çözüm gösteriyorum. En sağlam yolu sana gösteriyorum, en sağlam. Ne yazıyor orada? Büyük İslam İlmihali, Ömer Nasuhi Bilmen Hocanın. Büyük İslam İlmihali. Bunu aldığında, ne Cübbeli’nin hurafeleri karışır, ne ilave bir kelime karışır ne eksik karışır. Beş vakit namazın farzını, vacibini, sünnetini, mendubunu, müstehabını, bütün detaylarıyla buradan öğrenirsiniz. Oruç nasıl tutulur buradan öğrenirsiniz. Zekat nasıl verilir buradan öğrenirsiniz. Fıkıh öyle televizyon ekranlarında on dakikada anlatılacak bir konu değildir. Bunun çok detayları vardır. Mesela namazın da zelletül-kariye ait meseleler vardır. Taharete ait meseleler vardır. Temizliğe ait meseleler vardır. Abdeste ait meseleler vardır. İnce ince detayları vardır. Burada sathi sohbetlerle, bu kısaca zaman içersinde bu anlatılmaz. Gerçek samimi olan insan, tahkiki imanı kazandıysa, iman derinliğini kazandıysa, açar ilmihali bakar. Bak hepsi mesela orucun vakti diyor, orucun şartları, detay detay anlatmış Hocamız. Ömer Nasuhi Bilmen kim? Bu yüzyılın en mükemmel fıkıh alimidir. Bu son yüzyılın on dördüncü yüzyılın, en mükemmel fıkıh alimidir. Ehl-i Sünnet’te tam ittifak vardır Hocamızda. Kimse, Ömer Nasuhi Bilmen yanlış konuşuyor demez. Bak namazlarda rüku; rükunun şartları anlatılmış madde madde madde. Diyor ki: “İmama rüku halinde yetişen kimse, ayakta tekbir alıp, ondan sonra rükua gider. Bu tekbiri, rükua yakın vaziyette alırsa namazı bozulur, imama uymuş olmaz.” Bunlar ince detaylar. Bunlar beş dakikada burada anlatılacak konular değildir. Fıkıh öğrenmek isteyen ne Cübbeli’ye gitsin, ne kubbeliye gitsin, ne oraya ne buraya. Gideceği yer Büyük İslam İlmihalidir. Cübbeli’ye giderseniz, aklınıza hayalinize gelmeyecek yollara sokarlar seni. Hurafenin içinde boğulursun, yanlış bilgilere gidersin. Hatalı hareketler yaparsın. Onun için fıkıh öğrenmek, fıkıh çok ciddi bir konudur. Çok ehemmiyetli bir konudur. Böyle yüzeysel anlatım olmaz. Detay detay çok iyi düşünülerek ve üstünde tekrar tekrar durularak kavranması gereken bir konudur. Mesela “imamet ve cemaat” diyor. Cemaate uymak nasıl olur, namaz kılmak, burada çok detay verilmiş. Anlatırsın adamın aklında yanlış kalabilir ama harfte yanlışlık olmaz. Adam yanlış anladıysa bir daha okur, bir daha okur, tam doğrusunu öğrenir. Ama konuşurken yanlış hafızasında kalabilir. Mesela ben ne konuştum diyorum adama, az bir şey kalıyor aklında bazen. Bazı şeyler yanlış kalabilir, yazı kalır. Yazı tekrar tekrar incelenecek, asla değişmeyecek bir şeydir Allah’ın dilemesiyle, dolayısıyla yazıyla hareket edilmesi lazım. Mesela bak “hadesten taharet, necasetten taharet, setr-i avret, kıbleye yönelmek, vakit, niyet” bunların hepsi ayrı ayrı bir konudur. Detay konulardır bunlar. Mesela “iktitaf tekbiri, kıyam, kıraat, rüku, sücut, kaide-i ahire (son oturuş)” bunlar çok önemli. Biz bunları beş dakikada burada anlatabilir miyiz? Şimdi Bayram, bir de senin bilmediğin bir konu var. İnsanlarda en önemli şey, tahkiki imandır. Bak Cübbeli ağabeyiniz bile adam söylüyor; “imanın zayıf olduğunu, gücünün zayıf olduğunu” açık açık söylüyor, Neden biliyor musunuz? Kendisi söylüyor; “az düşüneceksin” diyor. “Düşünmeyeceksin” diyor. “İnsanın kafası bunu kaldırmaz” diyor. “Kocakarı imanı gibi iman etmek lazım” diyor. Ne demek biliyor musun kocakarı imanı dediği, tabi çirkin ifade kocakarı ifadesi. Bazı yaşlı hanımların düşünmemesini örnek gösteriyor. Düşünmemesini, sathi karar vermelerini, onun gibi. Halbuki din derin düşünme üzerine kuruludur. Allah derin derin düşünmeyi Kuran’da bize emrediyor. Onun için kendisini anlatırken nasıl imanının zayıf olduğunu nasıl güçsüz olduğunu ve etrafındaki insanlarında, oradaki kardeşlerimizi tenzih ederim, nasıl imanlarının zayıf olduğunu, nasıl güçsüz olduklarını, çok kapsamlı, detay ve deliller vererek anlatıyor. İsterseniz dinleteyim. Neden? Çünkü tahkiki imanın üstünde durmuyor. İlmel yakinin üstünde durmuyor, aynel yakinin üstünde durmuyor. Yani Allah’ın varlığını ve birliğini ortaya koyan delilleri, iman hakikatlerini incelemiyor. O zaman çok yüzeysel bir imana sahip oluyor Allahualem. Onun sonucunda da manen hasta oluyor ve o hastalığının sonucunda da bu tip olaylar meydana geliyor. Mesela bak Seyfullah kardeşimizin sorunu da o. Bir iman zaafı hissediliyor. Çünkü bu arkadaşlarımız bir kere İttihad-ı İslam konusundan hiç bahsetmezler, Türk-İslam Birliği’nden hiç bahsetmezler, Mehdi (a.s.)’dan bahsetmezler, Mehdi (a.s.)’a olan özlemden bahsetmezler, İsa Mesih (as)’ın gelişini isteyen, İsa Mesih (a.s.)’a aşkla sevgi duymaktan bahsetmezler. Bu neden olur biliyor musunuz? İman zafiyetinden olur. Tahkiki imanda aynel yakin, hakkel yakin imanda, coşkulu bir iman vardır ve coşkulu iman coşkulu sevgiyi getirir. Tutku derecesinde sevgiyi meydana getirir. Allah’ın yarattıklarına karşı derin bir muhabbet meydana gelir. O zaman Resulullah (s.a.v.)’i göremeyen, onun torununu görmeye, Mehdi (a.s.)’a karşı kalbinde bir sevgi meydana gelir. Hiç olmazsa dünyada biz onu görelim der. İsa Mesih (a.s.)’ı görelim der. İsa Mesih (a.s.) çünkü Peygamber. İki bin yıl sonra geliyor. Çok büyük bir müjde. Bir başka boyuttan dünyaya alınıyor. Nefes kesecek bir olay. Bunların üstünde durmamalarının nedeni, bu konulardan kaçmalarının nedeni nedir? İman zafiyeti. Çünkü iman zafiyetine göre, Mehdi (a.s.) zaten gelemez. İsa Mesih (as) zaten inmez. Zaten ahiret de yoktur iman zafiyetine göre, haşa Allah da yoktur. Zayıf imanlarından dolayı bu hale geliyorlar. İman zafiyeti var. Bediüzzaman da diyor: “Ahir zamanın en önemli meselesi iman zafiyetidir” diyor. Deccal nerden vuruyor? İman zafiyeti noktasından vuruyor. Deccalin zoru nedir? İnsanların imanını zaafa uğratmak, imanını zayıflatmak. Darwinizm’in amacı nedir? İnsanların imanını çalmak, iman yönünden çökertmek değil mi? Gece gündüz bunu çalışarak, yüzde 99 netice aldılar dünyada. Bakın yüzde 99 insanların dünyada imanlarını ellerinden aldılar. En mühim meselenin iman meselesi olduğunu da buradan anlıyoruz. Ben onun için en hayati noktanın üstüne duruyorum hep iman konusunun üstünde duruyorum. Hep tahkiki iman, Allah sevgisi, Allah korkusu, Allah’a inanç, Allah’ın birliği, şirk koşmamak, Kuran’ın yeterliliği, en hayati konuları ön plana alıyorum. Şeytan da buna çok kızıyor, çok öfkeleniyor. Onun için insanları tetikliyor. Diyor ki; “İman konusunu esas haline alma, tahkiki imanı esas haline getirme, Cübbeli gibi hurafe anlat.” Ben hurafeleri boğacağım. Hurafeleri yok edeceğim. Ben anti hurafeyim. Ben Kuran muhibbiyim. Kuran’ı yeterliliğini anlatırım. Asr-ı saadet Müslümanlığını savunuyorum. Aynı Asr-ı saadet neyse ben onu istiyorum. Peygamberimiz (s.a.v.) nasıl tefsir ettiyse Kuran’ı, o şekilde yaşanmasını istiyorum. Bunun dışında bir hayata müsaade etmem. İlimle, bilgiyle ve akılla.

“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Dün kızımın kaçırılması ile ilgili bir mailimi aldınız ve kızımın resmini göndermemi istediniz. Sorunuma ilgi duymanız ve yapacağınız bütün yardımlar için Allah razı olsun diyorum. Saygıyla ellerinizden öpüyorum. Daha fazla bilgi gerekirse, aşağıda adres ve telefon bilgilerimi veriyorum. İsmim Mustafa Samut, kızımın ismi ve soyadı Ümmühan Samut.” Bağlantıya geçin de bu insanla, telefon açın telefonunu da vermiş. Ümmühan Samut’u görenler bunun hakkında mutlaka bir bilgisi olmuşlardır. Ya çarşıya çıkmıştır ya sokakta görmüşlerdir. Hemen polise haber versinler. Savcılığa da olabilir, en yakın savcılığa olabilir, polise olabilir. İsmi Ümmühan Samut bu kızkardeşimizin. Bakın Ümmühan Samut, gören kardeşlerimiz diyecekler; Ümmühan Samut kayıpmış biz bunu gördük, falanca yerde bulduk diye 155’e haber versinler, polise haber versinler. Bakın, Ümmühan Samut. Bunu illaki bir yerde görmüşlerdir bu çocuğu. Elbisesini değiştirmiş olabilirler. O kravatını, gömleğini çıkartmış olabilirler. Saçını çözebilirler ona göre de düşünün. Burnundan, dudaklarından, genel yapısından, detayları söyleyeyim ona göre dikkat etsinler. Yani belirgin bir şey yok. Ama değişiklik yapabilirler şimdi detay vermek istemiyorum. Çünkü o kaçıran da uyanıktır. Muğla’da, Milas Kafaca Köyü’nde kaçırmışlar. Muhtemelen yakınlarda bir yerde olabilir. Başka uzak bir yere de kaçırmış olabilirler. Ama muhtemelen bir yerde saklıyorlardır. Kaçıranın kim olduğunu da söylesin kardeşimiz. Kaçıranın da resmini göndersin bize o çok önemli. Kaçıran şahıs ortadan kaybolduysa, o çocukla bağlantısı olan kişi ortadan kayboldu, bulunamıyorsa zanlıdır. En azından zanlıdır. Zanlı da olsa biz ihtiyaten bildirmekle mükellefiz. Değilse özür dileriz. Bir şey olmaz kusura bakmasın, ne yapalım, inşaAllah. Ama muhtemelen odur inşaAllah. Yalnız bunu yarın basına da verin de. Gazetelerle görüşün yarın. Rica edin bütün basında çıksın. Özellikle sağ basından başlayın. Gazetelerin hepsinde kapaktan çıksın, inşaAllah. İnternet sitelerine koydurun. Tanıdık internet sitelerine, yahut tanımayan da olsa rica edin, istirham edin. Bu çocuğun arandığına dair bir haber çıkarsınlar. Bir de kim kaçırdıysa densizlik yapmasın, en azından çocuğu bıraksın. Cahildir bu alan. Kanun hukuk da bilmiyor, çok ağır cezası. Şimdi korkudan da bırakmıyor olabilir. Nasıl olacak o zaman? Şimdi bu çocuğu bıraksın adam. Ailesi şikayetçi olmayabilir en fazla. Ama her halükarda kamu hukukundan dolayı dava açılacak hakkında. Mutlaka yakalanır. Artık razı olacak yatacak. Ailesinin yapacağı en iyi iyilik şu olabilir, şikayetçi olmayabilir. Başka da bir şey olmaz. Çocuğun kendi şikayetçi olmayabilir, en fazla yapacakları iyilik bu olabilir. Ama her halükarda yatacak bir süre. Yapmış artık bir hata olmuş, inşaAllah.

Bu kardeşimiz de Mustafa, bu da Osman Ünlü hocamızın muhiblerinden. Osman Ünlü’nün hatası aynı Cübbeli gibi. Cübbeli; “beş yüz yetmiş sene” ilave yaptı, Osman Ünlü de; “bin yıl” ilave yapıyor “Mehdi (a.s)’ın gelişi için.” Kaynak var mı? Kaynak yok. Bütün Türkiye’nin gözünün içine baka baka, bin yıl dediği halde İmam-ı Rabbani, Hoca Efendi “iki bin yıl” daha ilave edip “üç bin yıla” çıkartıyor. Bunu bırakacak, dürüst olacak. Samimi olacak. Bizim istediğimiz bu. Çok kitap okumuş olması önemli değil. Hocamı tenzih ederim ben de, Cenab-ı Allah “kitap yüklü eşeğe” benzetiyor öyle tipleri. Hocamızı tenzih ediyorum. Eşeğe de sen kitabı yüklersin. Mesela iki yüz kilo, üç yüz kilo eşek kitap taşıyabilir ama eşek. Ayet olduğu için söylüyorum, biz Hocamızı tenzih ederiz. Osman Ünlü hocamıza biz saygı duyuyoruz. Demek ki ezberde bir bilgi olması da önemli değil. Cübbeli’de de bilgi var ama bakın görüyorsunuz, düştüğü hallere. Bununla alakası yok bütün mesele samimiyet, derinlik akıl ve arif olmaktadır, candan olmaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) üniversite mezunu muydu? Hz. Musa (a.s.) üniversite mezunu muydu? Hz. İbrahim (a.s.) üniversite mezunu muydu? Medresede mi yetiştiler? Yok. Neydi? Hikmet vardı. Allah’ın Kitabı onlara yetiyordu. Allah’ın Kitabı ve hikmet, o kadar inşaAllah.

Sinan Gürsoy. Sinan, Şeyh Nazım Hocamız’ı sadece seveceksin o kadar. Ondan başka bir şeye gerek yok. Kardeşim dünya tatlısı ve çok sevimli bir insan mı değil mi? Bitti, başka bunun üzerine ne. Beş vakit namazında, herkese namazı tavsiye ediyor mu? Ediyor. Orucu tavsiye ediyor mu? Ediyor. Allah’a aşkı tavsiye ediyor mu? Ediyor. İstiyor mu? İstiyor. Müslümanlara Peygamber (s.a.v.) sevgisini veriyor mu? Kuran sevgisini veriyor mu? Resulullah (s.a.v.)’in aline, ashabına karşı derin bir muhabbetle dolu mu? Nedir onun dışında istediğiniz? Daha ne olsun maşaAllah.

Mustafa ismin de güzel de, inşaAllah Allah aklını da güzelleştirsin. Ben Hüseyin Hilmi Hocamı bir kere çok severim. Ben onun ilmihali ile yetiştim.

ALTUĞ BERKER:Doğru Hocam bize de ilk tavsiye ettiğiniz oydu zaten hocam.

ADNAN OKTAR:İlk ben size ilmihal olarak ne aldırdım? Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın ilmihalini aldırttım ve ona şiddetle karşıydılar bak o zamanlar. Hüseyin Hilmi Işık Hocamız’a şiddetle karşıydı herkes. Ben her yerde Hüseyin Hilmi Işık Hocamı savunuyordum. Herkes bilir. Talebeleri de bilirler. Ben onların yayınevine giderdim. Harçlığımdan biriktirdiğim paralardan kitaplar alırdım. Ehl-i sünnetin önemine ait kitaplar alırdım, dağıtırdım. Kaç defa da başım derde girdi o yüzden. Bilmiyordum ben, okulda iki tane hanım kız vardı. Hüseyin Hilmi Işık Hocamız’ın kitaplarından götürdüm verdim. Çocuklar aldılar kitabı, öğlen camiye gittim namaz kılacağım. Birisi geldi. Birkaç kişi gelmişler böyle parkalı, sakallı, elinde tesbih çekiyor. “Bir dakika bakar mısın kardeş” dedi. Bakayım buyurun dedim. “Bu kitabı sen mi verdin?” dedi. “Evet ben verdim” dedim. “Sen ne hakla bu kitabı veriyorsun” dedi. “Ne var ki kitapta” dedim, “çok özür dilerim ben ne hata yaptım anlamadım” dedim. Hakikaten bilmiyorum, meğer nefret ediyorlarmış Hüseyin Hilmi Işık Hoca’dan. Uzun uzun saydı, anlattı. “Ben samimi buluyorum” dedim. “Kitapta acayip bir şey görmüyorum, yanlış bir şey varsa bana bildirin” dedim, “konuşalım” dedim, öyle savdım. O zaman böyle terörist kılıklı Müslüman olduğunu iddia eden tipler vardı, sonra kalmadı onlar. Askeri parkayla falan. Ağzında hiç sevgi olmayan, şefkat, merhamet olmayan, sadece muhalefeti iyi bilen kişiler. Ben de ne bileyim, ben iyilik yaptım zannetmiştim onlara, güzel, Allah rızası için. “Tamam, istemiyorlarsa kitap hediye etmeyiz” dedim. Sorun yok, “zorla bir şey yok zaten” dedim. Hüseyin Hilmi Hocamız çok mübarek bir insan, çok samimi bir Müslümandır ama Türkiye Gazetesinin, Darwinizm ile ilgili yaptığı çalışmaların haddi hesabı yok. Biz buna karşı uyardık Türkiye Gazetesini. Her haberi alıp koyuyorlar. Bak Tv5 bile yine evrim ile ilgili haber yapmış. Kardeşim, yani ne oluyorsunuz? İnsan gelen bir filmi incelemez mi, bakmaz mı? Gözü kapalı alıp yayınlıyorlar. Türkiye Gazetesi de gözü kapalı, “Anadolu Ajansı gönderdi” diyor. Anadolu Ajansı haşa vahiy mi yayınlıyor? Niye gözü kapalı alıyorsun? Baksana. Adam alenen evrimi savunuyor, anlamıyor musun? Niye yayınlarsın. Hüseyin Hilmi Hoca ısrarla bunu uyarıyor, anlatıyor. “Sakın ha, çeşitli ajanslar, çeşitli kaynaklar böyle haberler yayınlarlar, bunları gözü kapalı alıp yayınlamayın” diyor, evrimle ilgili. “Zarar verirsiniz Müslümanlara” diyor. Buna rağmen yayınlıyorlar. Ben de uyarıyorum. Osman Ünlü de, bakın burada kitapta açıkça görülüyor, bir daha göstereyim, Hocamız da görsün, Mustafa kardeşimize de göster Berker.

ALTUĞ BERKER: “Bu ümmetin ahirliği, ikinci binin başlaması ile başlar. Yani Resulullah Efendimiz (s.av.)’in irtihalinden (vefatından) itibaren.”

ADNAN OKTAR: Yani “Peygamberimiz (s.a.v) vefat ettikten sonra, bin sene geçtikten sonra, ikinci bin yıla geçtikten sonra Ahir zaman başlar” diyor.

ALTUĞ BERKER: “Şeriatın teyid hasletleri, milleti tecdidi bu ikinci bindedir. Bu davanın doğruluğuna adil şahid, İsa (a.s)’ın, Mehdi (a.s.)’ın bu bin içinde var oluşlarıdır.”

ADNAN OKTAR: Demek ki, bin bitince ikinci binde Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.) geliyormuş. Biz kaçtayız? 1432. O zaman Mustafa Kardeş haklı mıymışım? Haklıyız. Ben nasıl konuşuyorum? Delille konuşuyorum. Osman Ünlü Hoca ne konuşuyor? Hayali. Olmaz.

ALTUĞ BERKER: “Bilesin ki, Resulullah (s.a.v)'in ümmeti arasından çıkanlar pek kamildirler. Yani Resulullah (s.a.v) Efendimizin irtihali (vefatı) üzerinden bin sene geçtikten sonra isterse az olsunlar. Onların pek kemalli olmaları şunun içindir ki, şeriatın takviyesi pek tamam şekliyle hasıl olan, aradan bin sene geçtikten sonra, Mehdi (a.s.)’ın gelişi de bunun içindir.”

ADNAN OKTAR: “Bin sene geçtikten sonra. Resulullah (s.a.v)’in vefatından sonra.”

ALTUĞ BERKER: Evet hocam.

ADNAN OKTAR: Osman Ünlü Hoca ne diyor? “Üç bin.” Şimdi doğrusunu söylemek de bir hata yok.

-VTR- (OSMAN ÜNLÜ)

ADNAN OKTAR: Bak “İbni Hacer Mekki Hazretleri’nin kitabında” diyor “200 tane Mehdi (a.s)’ın alametlerinden hiçbirisi yok” diyor.

ALTUĞ BERKER: Kabe baskının haberini onlar vermişti ilk gün Hocam. Hem de Türkiye Gazetesi’nde.

ADNAN OKTAR:Hayır kardeşim o zaman say de ki: “alametler bunlar, bunlar da olmadı” de. Hep ezberden konuşuyor. Mesela al Mektubat-ı Rabbani’yi göster. 3 bin nerede görünüyorsa gösterirsin. Bak biz zum yapıp gösteriyoruz. Sende göster. Doğru söylemiyorsun Osman Ünlü Hoca. Doğru söylemiyorsun. Çoluk çocuğu da yanlış yönlendirmişsin. Bak Mustafa da yanlış bilgi almış. “Deccal yok” diyor. “200 tane de alamet, hiç biri çıkmadı” diyor. Aynı Cübbeli gibi. Al birini vur ötekine derler ya. Aynı. 200 tane alamet çıkmadıysa dersin ki Kabe baskını olmadı, 15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları olmadı, iki tane kuyruklu yıldız çıkmadı, Fırat’ın suyu kesilmedi, Irak işgal olmadı, Afganistan işgal olmadı, Azerbaycan işgal olmadı, Dünyanın yüzde 99’u dinsiz olmadı. Materyalist, Darwinist bir sistem dünyaya hakim olmadı, dünyaya zulüm hakim olmadı, bir milyar insan katledilmedi, binalar yerle bir edilmedi. Say bunları. Ne Lulin çıktı de, ne Halley kuyruklu yıldızı çıktı de, hiçbiri olmadı de. O zaman konuşuruz. Bunların hepsinin olduğunu bildiğin halde niye hiçbiri çıkmadı diye bütün milletin gözünün içine baka baka reddediyorsun? “Hiçbiri çıkmadı” diyor. Hatta onların deccal alameti olarak; “hanımların çıkıp şarkı söylemesinden” bahsediyorlar. Kendi kitabında yazıyor, kitaplarında. “Deccalin çıkış alametidir” diyor. “Hanımların çıkıp televizyonda, açıkça alenen şarkı söylemesi. Yani şarkıcı kadınların çoğalması” diyor. Kardeşim sen TGRT’de şarkıcı hanımları siz kendiniz bizzat çıkartıp şarkı söyletmiyor musunuz? Tef, darbuka, kanunla yeri göğü inleterek değil mi? Şeyhiniz Enver Ören Hocamız da el çırpıyor, tempo tutuyor. Ön sırada oturuyor. O da o tarafı şenlendirmeye çalışıyor kendince. Siz de bunu deccal alameti diyorsunuz. Mustafa Allah aşkına kafanı aç.

“Selamun Aleykum.” Hocam diyor ki; “Cübbeli konusunda niye böyle bir açıklama yapıyorsunuz” diyor. Cübbeli konusu, herhangi bir konu değil. Cübbeli hangi mihraklar tarafından destekleniyor, biliyor musunuz siz? Eğer biz müdahale etmeseydik, Allah böyle belasını vermeseydi, neler olacaktı biliyor musunuz siz? Ve Fatih Altaylı’nın böyle bu kadar coşkuyla onu desteklemesi ve basının bir kısım basının onu bu kadar desteklemesinin altında yatan nedeni siz biliyor musunuz? Biraz düşünsenize. Bu desteğin altında ne var düşünmüyor musunuz siz? Türkiye’nin, Kuran’a, İslam’a yaklaşması, İttihad-ı İslam’a doğru gitmesi, Türk-İslam Birliği’ne doğru gitmesi, bazı malum odakları dehşete düşürdü. Can havliyle bu tip kişilere sarıldılar. Ve böyle bir şey olacağını hiç tahmin etmiyorlardı. Yani bizimle böyle ustaca bu konuyu böyle engelleyeceğimizi hiç tahmin etmiyorlardı. Onların planı bambaşkaydı. Yani Cübbeli’yi tenzih ederim de neyse şimdi onu başka bir konuda anlatayım. Şimdi Cübbeli illaki alınacak çünkü onu söylersek. Tahmin tahayyül etmediğiniz olaylar dönüyor Türkiye’de. Ben durduk yere böyle bir olaya müdahale etmem bir fevkaladelik görmesem. Yani Cübbeli sizin zannettiğiniz gibi birisi değil. Yani göründüğü gibi değil. Özel hayatı adamın bambaşka. Konuşma üslubu, hayatı, yaşantısı bambaşka. Ama takva adına ortaya çıktığı için, sünnet adına ortaya çıktığı için insanların gözüne bir manevi perde geliyor, göremiyorlar. Meydana getireceği tahribatı da göremiyorlar. Ben bu tahribata engel oldum. Yani çok şiddetli tahribat yapacaktı. Bir kere Alevi Sünni çatışması için, tam müsait bir tipti. Şii çatışması için tam müsait bir tipti. Biz engelledik. Ağzını ben düzelttim. Allah’ın dilemesiyle. Bak şimdi ne diyor Aleviler için “ehl-i kıble onlar” diyor. Yani kalbinde olanı söylüyor mu? Allahualem kalbinde olanı söylemiyor. Ama olsun. Hiç olmazsa diline getirttik, vesile olduk. Kalbinde olan malum, inşaAllah, Allahualem. İran hakkında düşündükleri; İran’la Türkiye’nin savaşması çok önemli bir konu Avrupa için. İran’la Türkiye’nin savaşmasını kim engelledi? Kardeşlerimiz bir bunu düşünsünler. Bu savaşı kimler engelliyor? Bir de savaşı kimler körüklüyor? Bir de bunlara baksınlar. Alevi Sünni çatışmasını kimler alttan tetikliyor? Kimler durduruyor? Durdurdu ve tamamen ortadan kaldırdı. Bir bunlara da bir baksınlar. MazAllah mevzubillah yani Türkiye yerle bir olurdu eğer müdahale edilmeseydi. Allah’ın izniyle. İrtica ayyuka çıkardı. Dinsizlik ateizm de kol salacaktı. Bak Türkiye’nin dünyada başka benzeri yok. Yüzde 95 Darwinizm’e inanmıyor. Bak dünyanın yüzde 99’u inanıyor, Türkiye’de de yüzde 95 inanmıyor.

ALTUĞ BERKER:Vesilenizle Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR:Allah vesile etti.

-VTR- CÜBBELİ

ADNAN OKTAR:Şimdi ben bunları bıraksaydım, Cübbeli bu kafada devam etseydi, bunu mu istiyorsunuz? Yoksa son hizaya gelmiş halini mi istiyorsunuz? Bak onu kim hizaya getirmiş, onu da görmeniz lazım. Ağzı değişti. “Ehl-i kıble onlar” diyor.

ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, iki sene sonra siz söylettirdiniz onu da.

ADNAN OKTAR:İki seneden beri uğraşa uğraşa ben bunu söylettim. Bir de bırakılsaydı bu ne olurdu bir düşünün? Ama tabii çıksa dese ki Cübbeli; ben birçok konuda hata yaptım. Bediüzzaman konusunda hata yaptım. Şeyh Nazım Kıbrısi konusunda hata yaptım. Allah beni affetsin, ben de insanım cahil bir insanım, yeni yetişiyorum, insanlık hali, Allah affetsin. Kardeşlerimiz de hakkı geçenler, hakkım geçtiyse diğer kişilerden, Şeyh Nazım Hocamız’dan, hepsinden de özür diler, konu biter. Bu kadar. Yani biz düzeldiğinde hizaya geldiğinde takdir ediyoruz. Tebrik ediyoruz.

“Hocam lütfen okuyunuz” diyor. Sinan tamam güzel anlattığın zaten, güzel bir şey ben bir şey demiyorum. Şeyh Nazım Hocamı ben senden kat kat kat fazla seviyorum. O konuyla ilgili ben zaten bir şey demedim, nereden çıkarıyorsun? İlla okumamı istiyor. Diyor ki Şeyh Nazım Hocamız için; “kutublardan biri olduğuna artık hiç şüphem kalmadı” diyor Şeyh Nazım Hocamız için. Doğru. Ben söylediysem bana inanman lazım. Ama şimdi bunları gündeme getirmenin ne alemi var. Şöyle zannediyordum böyle olduğunu anladım, şöyle anladım. Ben bunu anlatmam. “Niye okumuyorsunuz?” diyor. Okumam ne gerek var. Şimdi “ben şöyle zannediyordum, böyle olduğunu anladım, çok iyi oldu.” Buna gerek yok ki. Bütün olarak biz Şeyhimizi seviyoruz, bu kadar. Kim ne derse desin.

“R.Yaman” yine Şeyh Nazım Hocamızla ilgili. Siz Hocamızı dinleyin, genel haline bakın. Siz oturup “şunu niye şöyle söyledi, bunu niye böyle söyledi”, bakın gerek yok bunlara. Bu insan çok tatlı bir insan, çok şeker bir insan. Allah sevgisiyle coşkun mu? Gece gündüz Allah’ı anıyor mu? Namazlarını kılıyor mu? Herkese tavsiye ediyor mu? Oruçlarına titiz, hacca titiz, bütün Müslümanları kucaklıyor. Neşeli, sevinçli, espritüel, sempatik, bitti yani. Orada oturup ne ince ince detaylara giriyorsunuz. Değil mi?

Alparslan “TRT yine evrim propagandası yaptı” diyor. İstediklerini yapsınlar. Havalarda uçsunlar. Şakır şakır cevabını veriyoruz. Bak cevap nasıl? Cevabıma dikkat edin bakın. Türkiye’nin yüzde 95’i evrime inanmıyor. TRT var gücüyle yayın yapsa, gece gündüz anlatsa kaç yazar, iş bitmiş zaten. Amerika’dan falan ağa babaları geldiler buraya, toplantı yaptılar evrimciler. Dediler ki; “Türkiye için ne diyorsunuz?” dediler adamlara sordular. Bakın tarihi bir cevap verdiler. “Türkiye gitti” dediler. “Yani artık evrim teorisinin Türkiye’de anlatılması, bu konuda halkın ikna edilmesi mümkün değil” dediler. “Malum şahıstan dolayı” dediler. Bütün Avrupa’da on binlerce yazı çıktı Avrupa’da benimle ilgili. Bir tane, iki tane değil, Avrupa’da. Bakın hepsinde aynı konu işleniyor. İnternet sitelerinde, gazetelerde, radyolarda, dergilerde, televizyonlarda. Hepsi aynı bir konuyu işliyorlar. “Türkiye gitti” diyorlar. Türkiye’de yapacak bir şey yok onlar için.” Onun için TRT suzinak makamından böyle rast peşrev çekiyor. İstedikleri kadar anlatsınlar, kimse dinlemez. Milletin uykusu gelir yani. Biz ona gerekeni yaparız.

ALTUĞ BERKER:1970’lerde yüzde elliye elliydi Hocam, vesilenizle.

ADNAN OKTAR:EvelAllah evelAllah. İlim kılıcını böyle çekince şimşek gibi parladı. Yine söylüyorum, ilmihal bilgisi olarak, Ömer Nasuhi Bilmen’in Büyük İslam İlmihali. Ne Cübbeli’yi dinlesinler, ne şunu, ne bunu. Kardeşlerimiz ilmihal bilgisini, bu güvenilir, muteber, tartışılmayan, herkesin iftiharla okuduğu bu eserden elde edebilirler. En ince detaylarına kadar, inşaAllah. Bir de gayet güzel sadeleştirilmiş, Türkçeleştirilmiş, anlamadım falan da yok. Eskiden biraz dili ağırdı. Türkçeleştirildiği için dili de ağır değil. Nefis, herkese tavsiye ederim. Kuran meali olarak da; Ali Bulaç’ın Kuran meali çok güvenilirdir. Kuran tefsiri olarak da kim var?

ALTUĞ BERKER:Elmalılı Hamdi Yazır, inşaAllah.

ADNAN OKTAR:Başka? En sağlamı Ömer Nasuhi Bilmen’dir, inşaAllah. Başka yeni tefsirler var ama Elmalılı tefsiri hakikaten herkesin kabul edeceği bir tefsirdir. Öbür tefsirlerde az veya çok itirazlar olabiliyor. Fakat Elmalılı bizzat Atatürk’ün rahmetlinin talimatıyla, Elmalılı’dan istirham etmiştir Atatürk hazırlamasını, o devirde çok kapsamlı tefsiri hazırladı inşaAllah.

“Deist ve ateist platformda tebliğ görevimizi yerine getirmeye çalışıyoruz.” Tamam, güzel. Devam edin işte bakın bizim internet sitesinden, oradan bilgi alırsınız, anlatırsınız. Ne deist kalacak ne ateist kalacak. Teistle biten ne varsa hepsini etkisiz hale getireceğiz. Doğruya yönelteceğiz inşaAllah.

Siz kapanışı yapın, ben ayetle bitireceğim inşaAllah.

SUNUCU:Bizi yarın 22.00’dan itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Asu Tv’den takip edebilirsiniz.

ADNAN OKTAR: Meryem Suresi. Cenab-ı Allah Hazreti Meryem’i biliyorsunuz, bütün alemlerin hanımlarına üstün kıldı.

Şeytandan Allah’a sığınırım, 30. Ayet.

“(İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum.” Yani ilah değilim diyor. “Ben Allah’ın kuluyum. (Allah) Bana kitabı verdi ve beni peygamber kıldı." Ebcedi 1410, 1412 ve 1462 tarihlerini veriyor. İnşaAllah."Nerede olursam (olayım,)” isterse üçüncü boyutta olsun, isterse dördüncü boyutta olsun “beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti. Anneme itaati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı. Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de." 1987, 2007 ve 2057 tarihlerini veriyor ayet. 1987, 2007 ve 2057. “İşte Meryem oğlu İsa; hakkında kuşkuya düştükleri "Hak Söz". Allah'ın çocuk edinmesi olacak şey değil. O Yücedir. Bir işin olmasına karar verirse, ancak ona: "Ol" der, o da hemen olur.” Evrim geçirmez. Hemen yaparım diyor Allah. Hemen yaratırım diyor. Ol dediğimde. İnsan için de nasıl yaratıyor Allah? “Ol” diyor oluyor. “İçlerinden (birtakım) gruplar ayrılığa düştüler.” Mezheplere, cemaatlere bölündüler.“Artık büyük bir günü görmekten dolayı, vay inkar edenlere” diyor tabii küfre de işaret var burada. "Ey Harun'un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi”diyorlar Hz. Meryem’e “ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi." Görüyor musun hep cinsellikle ilgili suçlamalar. Hep Mehdilere, mürşidlere, Allah yolunda olan insanlara, Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında da, Peygamberimiz (s.a.v)’e de hep cinsellikle münafıklar rahatsız etmeye çalışmışlardır. Çünkü onların kafası başka bir yere çalışmadığı, için cinselliği de çirkin bir şey olarak gördükleri için. Halbuki helal olan cinsellik çok büyük bir nimettir. Ama cinselliği onlar toptan lanetlenmiş olarak görürler. Çok çirkin bir şey olarak görürler. Halbuki cinsellik sevginin en yüksek ifade şeklidir. Ama helali olması şartıyla. Haram olanı Kuran lanetlemiştir. Cenab-ı Allah Kuran’da lanetlemiştir.

Ne yapıyoruz?

ALTUĞ BERKER:HarunYahya.Tv’den devam ediyoruz.

25 Aralık 2010 Cumartesi

Adnan Oktar'ın Kocaeli TV'deki canlı röportajı (24 Aralık 2010)

SUNUCU: Kısa bir aradan sonra Adnan Oktar’la birliktedevam ediyoruz. Buyurun Hocam. Hoşgeldiniz Hocam ilk önce.

ADNAN OKTAR:Sizler de Hoşgeldiniz, inşaAllah.

SUNUCU:Aramıza yeni katılan bir arkadaşımız var. İsmin?

SUNUCU 2:Gizem.

ADNAN OKTAR:Gizem hoş geldi sefa geldi. Berker Hocam sen bana yine müjdeler verecek gibi görünüyorsun?

ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, sizyıllardır Türk İslam Birliği ülkeleri arasında rahatlıkla yolculuk yapılabilecek bir ulaşım hattı kurulacağı yönünde açıklamalar yapıyorsunuz Hocam, bunun ilk adımları atılmaya başlandı inşaAllah. Birçok devlet başkanının katıldığı Ekonomik İş Birliği toplantısında yaptığı konuşmada sayın Abdullah Gül ilk önceliklerin İran Türkiye arasındaki İstanbul-Tahran-İslamabat Demir Yollu hattının iyileştirilmesi ve tüm üye ülkeleri Avrupa’ya bağlayan demiryolu hattına dönüştürülmesi olacak demiş inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, demek ki Türk İslam Birliği’nin demir yollarını hazırlıyorlar, kara yollarını da hazırlıyorlar, alt yapısını da hazırlıyorlar hepsini hazırlıyorlar.

ALTUĞ BERKER: Bugün sayın Başbakan, Cumhurbaşkanı ile birlikte Cuma namazına götürmüş diğer başkanları, kendisi kullanmış arabayı.

ADNAN OKTAR: Bitmiş konu maşaAllah. Artık ufak tefek detaylar kalmış.

ALTUĞ BERKER: Olaya dair görüntüler var Hocam.

ADNAN OKTAR: Buğday’ın gelişi, başak olma aşamasına kadarki gelişmelere benziyor. Muhteşem bir gelişme, çok tarihi olaylar bunlar. Peş peşe, peş peşe devam ediyor.

ALTUĞ BERKER: Birliğe vesile oluyorsunuz Hocam inşaAllah.

Ahmedinejad ile ilgili bir haber vardı. Dün İstanbul’da yaptığı basın toplantısında Ahmedinejad kendisine füze kalkanı konusunun Türkiye İran ilişkilerini etkileyip etkilemeyeceği yönünde soru sorulmuş. Binlerce füze, atom bombaları olsa bile Türkiye İran ilişkilerini kimse bozamaz. Gelecek İran ve Türk milletinin diye de eklemiş.

ADNAN OKTAR: İran, Türk milletinin ve Türklük aleminin ve bütün İslam aleminin inşaAllah. İttihad-ı İslam’ın.

Münafıklar kendi o çirkin yönlerinin gizli kalacağını zannediliyorlardı, bu kadar detaylı anlatılacağını, bu kadar deşifre olacağını, bu kadar halkın tam anlayacağı hale geleceğini pek tahmin etmiyordu ve gizli gizli saltanatlarını sürdüreceklerini zannediyorlardı çirkin saltanatlarını; o çirkin saltanatlarını başlarından aşağı geçirdik. Münafıkları deşifre etmekle halkın onları rahatça tanıyacağı hale getirdik şu an tuza düşmüş gibi kıvranıyorlar inşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Yeni Asya gazetesinde Ali Ferşatoğlu köşesinde şöyle demiş Hocam. Batılı düşünürlerin bilim ve din adamlarının ortak kanaatinin 21. Yüzyılın İslam Asrı olacağı yönünde. Şu anda şartlar ne kadar Müslümanların aleyhine gözükse de, batının gönlü fethedilecektir. Hz. Muhammad (s.a.v) dönemindeki Hudeybiye Muhadesinden örnek vererek o zaman da şartların Müslümanların aleyhine gibi göründüğü ama en sonunda Allah’ın Peygamber (s.a.v) ve sahabelerine büyük bir fatih vererek Müslümanları zafere kavuşturduğunu söylemiş inşaAllah.

Diyanet İşleri Başkanımız sayın Mehmet Görmez Balkan Ülkeleri Diyanet Başkanları toplantısında yaptığı konuşmada ülkelerin siyasi, ekonomik anlamda kurduğu ilişkilerin çok önemli olduğunu ancak asıl olarak dini, manevi ve kültürel ilişkilerin diğer ilişkileri kalıcı kıldığını söylemiş. Bizim kurduğumuz iyi ilişkiler iki ayrı devlet ama aynı millet hissini hem bizim milletimizde hem de Kosovalı kardeşlerimizde oluşturmuştur. Kosova İslam Birliği Başkanı Naim Ternava ise sadece dini açıdan değil sosyal ve ekonomik açıdan da Allah’tan sonra en büyük desteğimiz Türkiye’dir diye cevap vermiş inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bu gelişmeye ne diyorsun.

ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam tam sizin söylediğiniz gibi gelişiyor.

ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, maşaAllah.

Şimdi de Hahambaşı demedim Haham dedim diyor bana Haham başını getirdiler demiyor mu? Şimdi Hahamlığa indirdi, şimdi Yahudiliğe indirdi, Yahudilikten adamı dinsizliğe getirecek her seferinde ifade değişiyor. Cezaevinde beni hiç kimseyle görüştürmediler diyor şimdi de görüştürdüler beni diyor. Cübbeliye soruldu Şeyh Nazım Kıbrısi için Kutub ifadesi kullandığınız iddia ediliyor doğru mudur? Nezaketen ilk defa görüşüyorum diye böyle bir nakil yaptım, ben elçiyim bir iltifat olsun dedim çok çirkin bir benzetme yapmış, acayip lafını sözünü bilmiyor densizliğe çok açık üslubu, lafını sözünü bilmiyor benim dememle kutub oluyorsa ben de onun demesiyle kırklardan oldum. Şeyh Nazım o sohbette kırklardandır demiş, kardeşim kırklardan denince, kırk haramiler var, kırk gezgin var, kırk silahşörler var, kırk veli var, kırk demek yeterli değil ki kim bilir ne anlamda dedi Hocamız bir onu araştırsın.

“Tasavvuf ehlinde bazı cezbe hali olur, onda da olabilir ama onlara hakaret etmemeliyiz.” Ağzı terbiye olmaya başladı, cezbe halinde konuşuyor dedim onu anlamış nihayet sözümü dinlemeye başladı, hakaret etmemeliyiz diyor onu da öğrenmiş; “ama ilmi çoktur kültürü çoktur, araştırır okur, birikimi olan Osmanlı kültürünü çok önemseyen güzel vasıfları da vardır” hani özür dileyecektin, hakaret etmemeliyiz diyor, hakaret ettin özür dile, olmaz böyle, yine gurur yapmış yine enaniyeti tutmuş, olmaz. Dediklerimin bir kısmını yaptı bir kısmını yapmadı. Hakaret etmemeliyiz; bunu öğrenmiş, bunu öğrettim güzel. Tasavvuf ehlinde cezbe halleri olur; bunu da öğrenmiş bu da güzel, ilmini, irfanını, kültürünü takdir etmiş, günlerden beri anlatıyoruz anlatıyoruz o da kafasına yerleşmiş onu da anlamış bu da güzel. Bir de Şeyh Nazım Hocamıza Kutub derken kendisinden daha alim olan ve daha güvendiği bir insanı kaynak göstererek söylüyor. O zaman o kutubluğu sen yüz kere bin kere tasdik etmiş oluyorsun yani Mahmud Hocamız mesela nasıl bir insana kutub derse cübbeliye başka bir şey demek düşmez, kabul etmek durumundadır; Cübbeli Ahmet’in çok takdir ettiği önem verdiği ve büyük alim gördüğü kendi ekolünden bir insan bunu söylüyor dolayısıyla onu tasdik ederek söylüyor, iltifat olarak söylemiyor tasdik ederek söylüyor, lafı kıvırmasın. Kıvırma demeyeyim Allah affetsin lafı değiştirmesin, ama yine de bu kadar ilerlemesi iyi.

“Kendisine hürmet ederiz hakaret de etmeyiz” ama ettin bir özür dile biz özür dilemeni bekliyoruz onu öğrettik, o güzel, ama özrü bekletiyor olmaz; bir de Said Nursi Hazretlerine karşı kullandığı ifadesini düzeltecek, burada bir kurnazlık yapıyor, her lafı birisinin kanalı ile söyletiyor, bana da falanca alim Bediüzzaman’ı yirmi hususda Ehli Sünnete uygun olmadığını söyledi diyor falanca alim; aracı ile konuşma onun taktiği, geri adım atmasını sağlıyor, o zaman neden dedin deyince, ben demedim ki o dedi diyor. Sen onu tasdik ederek söylüyorsun, tasdik amacı ile söylüyorsun, söylediğin adam senin cemaatinden, topluluğundan ve profösör ayarında bir adam benim anladığım, yani anlattığı kadarıyla ve sen onu bilirkişi olarak söylüyorsun ve daha iyi bilir benden diyorsun, daha iyi bilir. Şeyh Efendi de; sen kimsin de bir insanın Kutub olup olmadığını bileceksin tabi ki sen bilmezsin sen yolda yürümesini bile bilmiyorsun ki kutub olup olmadığını bilesin, senin bilmemen normal, ama sen değer verdiğin ve büyük bildiğin, takdir ettiğin, tam teslim olduğun bir Şeyh Efendinin onu kutub ilan ettiğini söylüyorsun ve dolayısıyla bunu tasdik etmiş oluyorsun sen, niye lafı çeviriyorsun samimiyetsizce, sen onu tasdik etmesen söyler misin onu? Dersin Hocam sizi kutub ilan etmiş ama benim aklım yatmadı dersin neye göre kutub dedi bilmiyorum dersin veya hiç nakletmezsin. Güvendiğin, sevdiğin bir insanı, o zaman sen onu da yalancı çıkarmış olursun değil mi? O şeyh dediğin, değer verdiğin, kendi ekolünde gördüğün, bu büyük zatı, alim zatı, onu da yalancı çıkarmış oluyorsun. Onu da tekzip etmiş oluyorsun, onun da boş konuştuğunu iddia ediyorsun. Boş konuşuyorsa niye naklediyorsun o zaman, güvenmiyorsan, delil değeri yoksa senin için, onu sevdiklerine sen hürmet duymuyorsan, saygı duymuyorsan, değer vermiyorsan, önem vermiyorsan, doğru değilse nakletmemen lazım. Nakletmenin amacı ne, doğru bildiğin için naklediyorsun, değer verdiğin için naklediyorsun. Zaten senin de teşhis koyacak kabiliyetin olmadığına göre, değil mi? Sen kendin söylüyorsun zaten ne olduğunu değil mi? Kendisi hakkında bilgi veriyor, “biz neyiz biz” diyor, anlatıyorsun sen. “Mehdi (a.s.) gelirse ilk beni kesecek” diyor. Mehdi (a.s.) seni kesmez, biçmez, bir şey yapmaz senin şeytanlarını kesecek Mehdi (a.s.) geldiğinde. Şimdi dolaylı yoldan özür dilemiş, böyle olmaz. Düz özür dileyecek sözümüzü tutuyor ama çok geç tutuyor ve tin tin tin gidiyor.

ALTUĞ BERKER:Evrimle ilgili haber yapmış bugün Star Gazetesi hocam. Star Gazetesi ki bu gazete ve Haber 24 kanalı eski Fazilet şimdi AK Parti milletvekili Tevhit Karakaya ile Ethem Sancak’a ait, o da Gülen Cemaatine yakın inşaAllah. “Yeni bir insan keşfi Denisovalılar” diye “bilim adamları yeni bir insan türü bulundu” diyor Neandertalevrim şeyi bir haber yapmış.

ADNAN OKTAR:Kardeşim Neandertalicahilliklerinden söylüyorlar, Neandertalbeyin hacmi daha önce de söyledim, Homosapiens denilen şimdiki insan kafatasından 200 santimetre küp daha büyüktür. Ve çok zeki varlıklar, bayağı akıllılar, adamlar 20 bin yıl önce, 30 bin yıl önce müzik aletleri yapmışlar, elbise dikmişler, iğne iplik kullanmışlar, medeniyet yaşamış adamlar, fasıl yapmış adamlar. Gazetelerin onu nakletmesi cahilliklerinden oluyor, kim yapıyorsa cahilliğinden naklediyor. Çünkü yabancı BBC şu bu falan bir haber veriyor bizim arkadaşlar hemen üstüne atlıyorlar. Araştırmadan, incelemeden, neandertal ne olduğunu bile bilmez. Yani ne görürlerse alıyorlar, araştırma, soruşturma, bu gerçek mi, doğru mu; böyle bir konu yok. Evet Berker’im seni dinliyoruz.

ALTUĞ BERKER:Fosil gösterebilir miyiz onlara hocam inşaAllah?

ADNAN OKTAR: Evet.

ALTUĞ BERKER:Gingko yaprağı 50 milyon yıllık. Ali Demirsoy da bu yaprağı gösteriyordu hocam TRT de belgeselde. Sanki evrim varmış gibi anlatıyordu. 50 milyon önce nasılsa şimdi de aynı ginko yaprağı. Gelincik kafatası 60 milyon yıllık aynı günümüzde yaşıyor gelincik 60 milyon yıl önce tıpatıp aynı hiç bir değişiklik olmamış, demek ki evrim yok.

ADNAN OKTAR:O nedir?

ALTUĞ BERKER:Yengeç inşaAllah.

ADNAN OKTAR:Tamam.

ALTUĞ BERKER:23 milyon yıllık yengeç, hiçbir değişiklik yok aynı günümüzde yaşıyor.

ADNAN OKTAR: Şimdi kardeşlerin yapacağı bilimsel kaynaklara dayalı delilleri almalıdır. Her önüne geleni, gözü karanlıkta bunlar ne tutuyorlarsa avuçluyorlar, olmaz. Her önüne gelenin üstüne atlamaları olmaz, tahkik edip inceleyip araştıracaklar. İlmi mi, gerçekten bilimsel bir delil mi ona göre hareket edecekler.

Değerli kardeşlerim Şeyh Nazım Kıbrısi Hcamız hakkında ileri geri haberler çıkmış bugünlerde, önde gelen kanallarda diyor. Şeyh Nazım Hazretlerine pek ilgi gösteriliyor nedendir? “Yanında röportaja gidiyorlar ama internette onun hakkında haberler de çıkıyor” diyor, “Hocamıza bilgi veriyorum” diyor Şeyhimiz hakkında. Selamun aleyküm kendinize iyi bakın, aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatuhu Adil. Allah’ın üzerine dikkat çekmesi Şeyh Nazım Hocamızın değerini, güzelliğini gösterir. Bakın Şeyh Nazım Hocamızda mühim olan şudur, samimiyeti, candanlığı, tatlılığı, hoşsohbetliği, insancıllığı, insan sevgisiyle dolu olması, Osmanlı terbiyesi almış olması ve Vatana, Millete sahip çıkan bir insan olması, büyük Türkiye’yi özlemiş olması, İttihad-ı İslam’ı istemesi, Türk–İslam Birliğini istemesidir, onun dışında detaya girmeye gerek yok. Şeyh Nazım Hocamız gazeteciyle konuşurken ev sohbeti ile sohbet ediyor. Oturup onlarla böyle resmi bir sohbet içinde olmuyor. Mesela gazeteciyle ilk konuştuğunda dikkat ederseniz uzun süre anlamamış gibi yapıyor, sürekli tekrar ettiriyor, o onların sinirlerini test ediyor, tavırları nasıl, üslubu nasıl, kişiliği nasıl; eğer onun tam sahih, salih adam olduğuna kanaat getirirse şakır şakır gayet akıcı, vazı, hikmetli çok vurucu uzun uzun konuşuyor. Ama ilk başta onları öyle test ediyor. Onun üslubundan, ona bakıyor nedir, ne değildir, eğer canını sıkan biriyse ona göre bir ters tavır koyuyor. Ama yine nezaketiyle onun eylemini durduracak tarzda bir tavır koymuş oluyor. Özetle Hocamız çok şahane insan, biz onu her şeyiyle çok seviyoruz, Allah rızası için bu yaşında, canla, başla, aşkla İslam için hizmet ediyor. Kimseye laf söyletmem. Ağzını bozanların, Allah ağzını bozar. Ağızları karmakarışık olur, Allah’tan üstlerine bela gelir akıllarını başlarına alsınlar. Kendi babaları oldu mu, ne yaparsa yapsın ses çıkarmıyorlar kendi dedeleri oldu mu ses çıkarmıyorlar, kendi yakınları oldu mu ses çıkarmıyorlar. Şeyh Nazım Hocamız olduğunda, eğer Şeyh Nazım Hocamız deseydi ki Mehdi (a.s.) gelmeyecek, kıyamete binlerce sene var deseydi hiçbir sorun olmazdı. Ama Mehdi (a.s.) geldi dediği için, kıyamet yakın dediği için yer yerinden oynuyor, konu bu; başka bir şey yok.

Bir komite, gizli komite Mehdiyeti etkisiz hale getiren bir şey içindeler kendi kafalarınca, faaliyet içindeler, kendi kafalarınca, öyle yapabildiklerini zannediyorlar. Halbuki sürekli Mehdiyete hizmet ediyorlar, Şeyh Nazım Hocamızın üstüne gittikçe onun güzelliği, etkisi daha da artıyor, parlıyor. İnternet sitelerine giriyor insanlar, onun fikirlerini görüyorlar, onun sohbetlerine giriyorlar, onu daha çok seviyorlar, daha çok muhabbet duyuyorlar.

Hocam selamun aleyküm. Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatuhu. Bazı Nur Talebelerini Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) gelişiyle ilgili yaptıkları yanlış tevillerden dolayı onları eleştiriyorsunuz, çok haklısınız ama siz de Hafız Esad’a süfyan diyorsunuz. En azından süfyan konusundan hiç bahsetmeyebilirsiniz. Kardeşim Mehdi (a.s.)’den bahsetme, deccalden bahsetme, süfyandan bahsetme, neden bahseceğiz; hepsine yasak getiriyorsunuz, değil mi? Süfyandan bahsedeceğiz. Çünkü süfyan olmadan Mehdi (a.s.) olmaz. Süfyan Mehdi (a.s.)’a muazzam zemin hazırlayan. Mehdi (a.s.)’ın asla yapamayacağı zemini Mehdi (a.s.)’a sunan, ahir zamanın çok ehemmiyetli bir şahsiyetidir. Çok tarihi bir şahsiyet ama bunu yaparken Allah’ın ledün ilmi devreye girer. Mesela süfyanın yaptığı yanlış hareketler Mehdi (a.s.)’nin doğru hareketlerinin zemini olmuş oluyor. Onun her yaptığı yanlışlık Mehdi (a.s.)’nin doğrusunun zeminini oluşturur. Yani illaki ona ihtiyaç vardır. Yani illaki. Çünkü süfyan geceyi meydana getiren bir varlık. Mehdi (a.s.)’nin de mutlaka geceye ihtiyacı var. Gecenin üzerine gündüzü kuruyor. Yani gündüzün üzerine gündüz kurulmaz. Gündüzün üzerine bir daha güneş doğsa insanlar fark etmezler. Gece olması lazım. Onun için süfyan Allah’ın ledün ilmiye kuşattığı özel bir mahluktur, ahir zamanda gönderdiği özel bir varlıktır. Hafız Esad olmasından niye sıkılıyorsun. Arap sosyalizmini, Darwinizmi, bütün İslam alemine yayan, camileri kapattıran, tekkeleri, zaviyeleri, bütün Suriye’de, Arabistan’da her yerde yerle bir etti Müslümanları, katletti, astırdı, kestirdi, zehirli gazlarla yok ettirdi, Allah’ın anılmasını yasaklattı, Darwinizmi, materyalizmi bütün İslam alemine yaydı ve yaydırttı.

ALTUĞ BERKER:Hadis var hocam bu kişilere yönelik. Uygun görürseniz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuş; “kendilerine cevap verilmekten korkulan emirler gelecektir. Onlara itaat ederseniz sizi dinden çıkarırlar. Onlara isyan ederseniz sizi öldürürler” diyor.

ADNAN OKTAR:İşte süfyanın takımının özellikleri. Mikail kardeş sen süfyandan niye rahatsız oldun? Ben tam çıkaramadım. Bir de ben de ledüni ilimle hareket ediyorum, senin haberin olsun Mikail. Bizde de ledün ilmi var, inşaAllah. Allah bende de ledün ilmiyle tecelli ediyor, inşaAllah. Müslüman mutlaka ledün ilmini kullanır. Ledün ilmini Müslümanlar kullansın diye Allah o ilmi ortaya getirmiştir. Hızır (a.s.) kıssasını Cenab-ı Allah cinlere anlatmadı ki, bizlere anlattı. Cinlere de anlattı ama bizlere de anlattı. Yani bunun bir anlamı yok, kimseyi ilgilendirmez anlamında anlatmadı ki, ledün ilmini öğrenin ve uygulayın diye anlattı Allah, değil mi? Ben de Hızır (a.s.)’ın bir talebesiyim. Dolayısıyla ledün ilmini uyguluyorum, inşaAllah. Dediklerim de doğru.

ALTUĞ BERKER:Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), siz daha iyi bilirsiniz. Ahir zamanda cehd etmeyi zarar gibi görecek insanların çıkacağını da haber veriyor. Şöyle diyor; “cehdi zarar, sadakayı da bir borç olarak görürler” diyor Hocam.

ADNAN OKTAR:Madem öyle dedin. Bana Şuaları getir de ben şu arkadaşa biraz anlatayım süfyan konusunu. Çünkü bana yasakladığına göre demek ki anlatmamız gerekiyor. Mesela “Süfyanın” diyor, “eli delinir.” Eli delinir demek, elinin ortası boş olacak anlamına gelmez. Yani lehviyatla, sarfiyatla mal elinde durmaz, akar anlamına gelir. Bediüzzaman çok güzel açıklamış. Hırs ve tamahı uyandırarak ve teşvik ederek Müslümanları ekonomik yönden ve ahlaki yönden çökertecektir. Nitekim de öyle oldu. Adamlar Irak’ta da bu etkiyi gördüler, Ürdün’e etkisi gitti. Lübnan’a etkisi gitti. Her yere İslam aleminin büyük bölümünün gitti. Hafız Esad’ın etkisi ile Irak’ın deccali de kafasını bir anlamda çizdi, Saddam, değil mi? Adam sapıttı ve Stalinist oldu. Stalinist ve Darwinist.

“Eğer” diyor, bak Bediüzzaman, Şualar, 1103. sayfa, 5. Şua’da. “Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa bundan bir asır sonra” yani yüzyıl sonra, “zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin şakirtleri olabilir. Her ne ise bu nurlu âyetin çok nuranî nükteleri var” diyor. Ne demektir? Eğer bu ayeti incelerseniz, bunun içerisinde İslam’ın hakimiyetine ait delil de var diyor Bediüzzaman. Nitekim baktığımızda Mehdi (as)’ın İslam’ı dünyaya hakim ettiği devri de veriyor ebced olarak inşaAllah.

“Rivayette var ki: "Âhirzamanın eşhas-ı mühimmesinden olan süfyanın eli delinecek."Allahu a'lem ve bil sevap, bunun bir tevili şudur ki: Sefahet ve lehviyat için gayet israf ile elinde mal durmaz, israfata akar. Darb-ı meselde deniliyor ki, "Filân adamın eli deliktir." Yani çok müsriftir. İşte, Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tamahı uyandırarak insanların o zaîf damarlarını tutup kendine musahhar eder diye bu hadîs ihtar ediyor. İsraf eden ona esir olur, onun dâmına düşer diye haber verir.” Bak, ekonomik krizin sebebini açıklıyor Bediüzzaman. Demek ki süfyaniyet ekonomik krizi tetikleyecek, insanlar mal hırsı ile sinir hastası olacaklar. İşte “benim arkadaşım şık giyiniyor” diyecek, “ben de giyineyim, ben de araba alayım, ben de ev alayım.” Hırs meydana gelecek. Rekabet sonucunda ne yapıyor bazı insanlar? Kimi dolandırıcı oluyor, kimi hırsız oluyor, kimi gaspçı oluyor. Suçu ortaya çıkartıyor, bu sefer bir kısmı terörist oluyor, komünist oluyor. Zenginlerin malını ele geçirmeye çalışıyor. Hırs ve tamahı uyandırdığı için, değil mi? Ahlak sükut ediyor.

“Rivayette var ki: "Âhir zamanın müstebid hâkimleri, hususan Deccal'ın yalancı cennet ve cehennemleri bulunur." Demek ki ahir zamanda istibdat sahibi hakimler olacak. Nerede gördük biz bunu? İddia edilen Ergenekon örgütünün üyelerinde de gördük, bazı üyelerinde ve iddia edilen Ergenekon örgütü bütün Arap aleminde de hakim bir örgüttür. “Hususan Deccalin yalancı cennet ve cehennemleri bulunur.” Bunun bir tevilini açıklıyor Bediüzzaman, yani deccal kendi dostlarını eğlenceli, böyle keyiflerine, zevklerine uygun mekanlara doğru çeker ama karşıtlarını ise ya hapishanelere ya tımarhanelere ya zulüm yapılacak yerlere doldurur. “Deccalin vasfı budur” diyor Bediüzzaman. “Rivayette var ki: "Âhir zamanda, Allah Allah diyecek kalmaz." La yağlemülgaybe illallah. “Bunun bir tevili de şu olmak gerektir ki: "Allah!. Allah!. Allah!. deyip zikreden tekkeler, zikirhaneler, medreseler kapanacak” diyor Bediüzzaman. Adam ne yaptı? Kapatma değil bombayla, mombayla yıktı Saddam, değil mi? Hafız Esad ne yaptı? Müslümanları gazla kitleler halinde yok etti, inşaAllah. O onun camisine bomba koydu, o onun camisine bomba koydu ve bu neticeyi aldılar.

“Rivayette var ki: "Süfyan büyük bir âlim olacak, ilim ile dalalete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi' olacaklar." Allah-u alem bunun bir tevili şudur ki” yani özetle şöyle yapıyor diyor. Bak diyor; “başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vasıta-i saltanat olmadığı halde” bakın, kuvvet, kudret, “bedeni kuvveti ve kudreti yok” diyor, “zayıf bedenli” diyor, zayıf kudretli. Veya kabile, “kabilesi de olmayacak” diyor, “aşireti de olmayacak” diyor. “Cesareti de olmayacak, korkak olacak” diyor. “Serveti de olmayacak diyor, az olacak serveti. “Asıl bunlarla vasıta-i saltanat olmadığı halde zekâvetiyle” çok zeki olacak” diyor süfyan. Zekâvetiyle ve fenniyle.” Ne bu fen? Darwinizm, materyalizm işte. Darwinist, materyalist olacak; fenniyle. “Ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır ve aklıyla çok âlimlerin akıllarını teshir eder”. Demek ki yobazları avucunun içine alacak, bitti. 70 bin sarıklı, yobaz deccale tabi olur” diyor. Asrımızda görüyor muyuz bunu? Görüyoruz. İnternet sitelerinde kudurmuş gibi kan, nefret, kin kokan yazılar yazıyor mu yobazlar? Müslümanları birbirine düşürmek için, işte Alevi, Sünni, Vahhabi birbirlerine düşman etmek için var gücüyle azgınca ağzından köpükler saçarak, kanlar saçarak, saldırgan bir üslup kullanıyorlar mı? Kullanıyorlar. Evet. Ve birçok yobaz hoca da çıkıp Müslümanları birbirine düşürmek için uğraşıyor mu? Uğraşıyor. Nefreti ve kini öğretiyor mu? Ve birçok hoca da Darwinizmi ve materyalizmi anlatıyor mu? Profesör denen yüzlerce profesör din alimi, binlerce hatta din alimi bilinen kişiler; evet Kuran’da Darwinizm var materyalizm var diye deccalin felsefesini anlatıyor mu anlatmıyor mu? Ne diyor bak burada Bediüzzaman; “siyasî ilmiyle o mevkii kazanır ve aklıyla çok âlimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar.” Evet efendim siz doğru söylüyorsunuz diyorlar. Süfyana destek oluyorlar bir çok alim. “Ve bir çok muallimleri” ” öğretmenleri “kendine taraftar eder ve din derslerinden tecerrüt eden maarifi rehber edip tâmimine şiddetle çalışır, demektir.” Diyor. İslam ülkelerinde Darwinizm materyalizm devlet dayatmasıyla mecburen öğretiliyor değil mi? Bunu kim yaptı, ilk bunu başlatan kimdir, komünist düşünceyi, Darwinist materyalist düşünceyi ilk başlatan kimdir? Hafız Esad’dır, Saddam’dır, Yemendeki komünistlerdir. Cezayirdeki komünistlerdir, Libyadaki komünistlerdir; bunların alayı Darwinist ve materyalistti.

“Rivayetlerde, deccalin dehşetli fitnesi İslâmlarda olacağını gösterir ki, bütün ümmet istiâze etmiş. Bunun bir tevili şudur ki: İslâmların deccalı ayrıdır. Hattâ bir kısım ehl-i tahkik, İmam-ı Ali'nin (r.a.) dediği gibi demişler ki: Onların deccalı süfyandır, İslâmlar içinde çıkacak, aldatmakla iş görecek. Kâfirlerin büyük deccalı ayrıdır. Yoksa büyük deccalın cebir ve ceberut-u mutlakına karşı itaat etmeyen şehid olur ve istemeyerek itaat eden kâfir olmaz, belki günahkâr da olmaz.” Şu anda da büyük deccal dünyayı kasup kavuruyor, insanları öldürüyor, bir milyarın üzerinde insanın katlolmasına sebep oldu. On binlerce şehri, köyü, kasabayı yıktı. Bakın; “Onların Deccalı Süfyandır, İslâmlar içinde çıkacak, aldatmakla iş görecek.” Darwinizm bir aldatmaca değil mi? Darwinizm aldatmacası diye kitap yazmadık mı biz? Süfyaniyet işte Darwinizmle ortaya çıkıyor. Aldatmayı bununla yapıyor. Suriyede, Irakta bütün okullarda darwinizm, materyalizm resmi olarak, zorla dayatma olarak okutuldu mu okutulmadı mı? Libyada, Fas, Tunus, Cezayirde, hepsinde.

“Kat'i ve sahih rivayette var ki: "İsa Aleyhisselam büyük Deccal'i öldürür." Bunun iki vechi var, bir vechi şudur ki: Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracı harikalarıyle kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden o dehşetli Deccal“ ama bak herkese tesir ediyor bütün herkes etkisi altındalar. Neyle etki ediyor? “Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracı harikalarıyla kendini muhafaza eden” kendini koruyor, kendisinin bir silahı bu ama herkese teshir ediyor. “o dehşetli deccali öldürebilecek, mesleğini değiştirecek;” Darwinizm materyalizmle ilgili mesleği değiştirecek ama siyasi yönüyle, hem bilimsel aynı zamanda siyasi yönüyle. “ancak harika ve muc'cizatlı” mucize gösteren “ve umumun makbulü bir zat” bir insan “olabilir ki:” bak bir tane zat, şahsı manevi değil. Şahsı manevici sahtekar arkadaşlar dinlesinler. “bir zat olabilir ki:” şahsı manevi değil “O zat, en ziyade alakadar ve ekser insanların Peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselam'dır.”

“İkinci vechi şudur ki: "Şahs-i İsa Aleyhisselam'ın kılıncıyla maktul olan şahs-ı Deccal'in, teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizliğin azametli” maddiyunluk nedir Darwinizm, materyalizm ve ateizm. “dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevisini öldürecek” Deccaliyet ne meydana getiriyor, fikir sistemi meydana getiriyor. İşte bak burada şahsı manevi var, fikir sistemi bak, diyor ki; “heykeli ve şahs-ı manevisini öldürecek” deccal’in kendisini demiyor şahs-ı manevisini öldürecek. Ama ayrıca şahsını da öldürecektir. “ve inkâr-ı uluhiyet olan”, Allah’ın varlığını, birliğini inkar fikri, “fikr-i küfrîsini (küfür fikrini)” inkar-ı uluhiyet ne demek ateizm ““fikr-i küfrîsini “ küfür sistemini “mahvedecek” yok edecek. “ancak İsevî ruhanîleridir ki;” Yani Müslüman olmuş İsevi Ruhanileridir ki “o ruhanîler, din-i İsevî'nin hakikatını hakikat-ı İslâmiye ile mezcederek (Kuran’a dönerek, Kuran ahlakını uygulamaya başlayarak. Yani İncil’deki yanlış hükümleri kaldırıp, Kuran’ın doğru hükümlerini onun yerine koyarak, mecz ederek) o kuvvetle onu dağıtacak,” yani Kuranın hakikatleri ile Hırıstiyanlığın hakikatlerini birleşirip bu deccaliyet fikrini dağıtacak. “manen öldürecek. Hattâ "Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelir. Hazret-i Mehdi'ye namazda iktida eder, tâbi' olur diye Peygamberimiz(s.a.v.)’in rivayeti “bu ittifaka ve hakikat-ı Kur'aniyenin metbuiyetine ve hâkimiyetine işaret eder.” Hz. İsa (a.s.) Kuran’a teslim oluyor ve bütün Hristiyan alemi de Kuran’a teslim olmuş olacak inşaAllah.

Evet mübarek kardeşim bize bayağı bir konuyu anlattırdın sen maşaAllah.“Hem Deccal, deccallık haysiyetiyle değil, belki gayet müstebit (diktatör) bir kral sıfatıyla işitilir” yani deccal olduğunu halk bilmez diyor. Kendini “müstebit (diktatör) bir kral sıfatıyla” gösterir diyor. “Ve gezmesi de her yeri istilâ etmek için değil, belki fitneyi uyandırmak ve insanları baştan çıkarmak içindir.(Şuâlar, s. 496) yani bir elinde kılıçla deccal gitmiyor, amacı ne diyor Bediüzzaman; “fitneyi uyandırmak” her gittiği yerde fitne uyandırıyor, Darwinizm, materyalizmi yayıyor, Müslümanları etkisiz hale getiriyor “insanları baştan çıkarmak içindir.” Yani insanlara helalleri haram yapıyor, haramları helal yapıyor. “Ve bindiği merkebi ve himarı ise;” bak deccalin eşeği yani Cübbeli 300 metre olacak havada uçacak diyor ya, deccal üstüne binecek diyor Cübbeli de arkasına binecekmiş sopasıyla vura vura etkisiz hale getirecek Cübbeli. Şapkası düşerse nasıl alacak onu da bilmiyorum. Soğuk havada kafası ne olur, yüksekte kafa donar. “Ve bindiği merkebi ve himarı ise; ya şimendiferdir ki bir kulağı ve bir başı cehennem gibi ateş ocağı,” deccalin eşeğini belirtiyor bak “bir kulağı ve bir başı cehennem gibi ateş ocağı,” tam hadisi açıklıyor cehennem ateşi gibi dediği şimendifer ateşi diyor. Trenin başındaki ateş var ya, daha önce kömürlüydü trenler hatırlıyor musun? “diğer kulağı yalancı cennet gibi güzelce tezyin ve tefriş edilmiş.” İçi çok süslü yemekli vagonlar var biliyorsunuz özellikle daha eskiler daha da lükstü yemekli vagonlar. “Düşmanlarını ateşli başına,” yani zulmeder diyor karşıtlarına.” dostlarını ziyafetli başına gönderir.” O güzel yenen içilen; güzel değil de onlara göre güzel görünen, yenen içilen sistem içinde onları koruyup kollar, kendine yakın eder. “Veyahut onun eşeği, merkebi; dehşetli bir otomobildir veya tayyaredir veyahut...... (sükût lâzım!)” Bu vasıtasını da göreceğiz Bediüzzaman’ın söylemediği bu özel gizli vasıtasını deccalin.

ALTUĞ BERKER: Hocam Hafız Esad döneminde siz daha iyi biliyorsunuz inşaAllah 1982’de bir gece vakti Hama’ya havadan ve karadan saldırı düzenlendi saldırıya katılmak istemeyen askerlerin çoğu anında idam edildi, katliam sonunda yaklaşık 40 bin Müslüman vahşice katledildi.

ADNAN OKTAR:Peki bu süfyanlık değil de ne? İşte süfyanın hası esası o. Kafalarını karıştıracak bir şey yok inşaAllah. Kapanış konuşmasını yapalım ben yine bir ayet okuyacağım inşaAllah.

SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri Programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve Harun Yahya TV sitemizden devam edeceğiz. Buyurun hocam.

ADNAN OKTAR: Açtım Tevbe Suresi geldi. Yunus Suresi’nin de başı. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Elif, Lam, Ra. Bunlar, hikmetli Kitab’ın ayetleridir. İçlerinden bir adama: "İnsanları uyar ve iman edenlere, muhakkak kendileri için Rableri Katında 'gerçek bir makam' olduğunu müjde ver" diye vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi?” diyor "İnsanları uyar” ebcedi 2002. “İnkar edenler: “Gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür" dediler.” Mehdi (a.s.) da çıktığında İttihad-ı İslam’la Türk İslam Birliğiyle Müslümanları müjdeleyecek. Tevbe suresi 128. Ayet; “Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O’nun gücüne giden, size pek düşkün, mü'minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir.” “bir elçi gelmiştir.” 1990 ebcedi. Kardeşim bir tevafuk iki tevafuk, 150 tevafuk; nedir bu harika maşaAllah.

Ne yapıyoruz, nereden devam ediyoruz.

ALTUĞ BERKER:Yarım saat sonra Kaçkar TV’den devam ediyoruz inşaAllah.

24 Aralık 2010 Cuma

Adnan Oktar'ın Kahramanmaraş Aksu TV ve Kaçkar TV'deki canlı röportajı (23 Aralık 2010)

SUNUCU: Programımıza kısa bir aradan sonra kaldığımız yerden, Hocamızla birlikte devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR:Berker’im neler tekellüm buyurursun, neler anlatalım?

ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam. Müsaade buyurursanız basında güzel haberler vardı Hocam. Birincisi “Başbakan Erdoğan, aralarında Kırgızistan, Tacikistan, Kazakistan, Afganistan, Irak, Katar, Afganistan, İran, Pakistan gibi ülkelerinde bulunduğu, on üç devlet başkanına, bugün İstanbul’da, Ekonomik İş Birliği Teşkilatı Zirvesi vesilesiyle ağırladı” Hocam inşaAllah. “Bu birliğin gücünün yakın bir zamanda, tüm dünyanın konuşacağını, bölgede huzuru ve istikrarı pekiştirdiğimiz kültürel ekonomik bağımızı güçlendirdiğimiz taktirde, bölgenin ekonomik güç merkezine dönüşeceğini” söylemiş. Bu örgütün 400 milyonluk bir nüfusu temsil ettiğini ve muhteşem bir ekonomik potansiyeli barındırdığını ancak ekonomik krizden çıktık demek için şu an oldukça erken olduğunu” söylemiş Hocam. Resimler de vardı Hocam, uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR:Evet bakalım.

ALTUĞ BERKER:Dediğiniz gibi Türk-İslam dünyasından bütün ülkelerin, Türkiye’de bir araya gelmiş olması maşaAllah.

ADNAN OKTAR:Osmanlı fermanları da arka planda görülüyor. Bayraklara dikkat ediyor musun? Azerbaycan bayrağı, Türk bayrağı. Konum aynı mı?

ALTUĞ BERKER:Şu anda aynı görüyorum Hocam.

ADNAN OKTAR:Dediklerimiz oluyor muymuş? Türk İslam Birliği bir gerçek miymiş?

ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR:Hikaye gibi görüyorlardı. Ayet ayet Kuran, adım adım İslam. İnşaAllah.

ALTUĞ BERKER:Allah razı olsun, vesile oluyorsunuz Hocam. Siz hiç kimsenin söyleyemeyeceği, düşünemeyeceği bir zamanda, “vizelerin kalkmasını” söylediniz. Şu anda 62 ülkenin üzerinde vize kalktı Hocam maşaAllah. Bir başka haberde Hocam, Zaman gazetesinde; “Türkiye’ye ilk defa resmi bir ziyaret gerçekleştiren, Sırbistan Meclis Başkanı Dejanoviç; “ülkesi açısından, Türkiye ile ilişkilerin geliştirmesinin, Avrupa Birliği ile bütünleşme sürecinden daha önemli olduğunu” söylemiş. “Dokuz binden fazla ortak kelimemiz olduğunu, mutfak kültürümüzün ortak oluşunu ve altı tane Padişah hanımının Sırp olduğunu hatırlatarak, bölgesel iş birliğinin şart olduğunu” söylemiş Hocam.

ADNAN OKTAR:Kardeşim “biz evlad-ı Fatihan’ız” diyor, “Osmanlı’nın evlatlarıyız” diyor. “Türk İslam Birliği’ne hazırız” diyor. Anlamı bu, konuştuğunun açıklaması bu. Bulgaristan, Sarathiller’e inşaAllah, Nemciller’e inşaAllah.

ADNAN OKTAR:Ahmet Kurucan isimli kardeşimiz bir yazı yazmış Hocam. İçtihad ile, Müçtehitlikle ilgili, Zaman gazetesinde; “Müçtehitlerin, insan olduğu için hatadan masum olmayacağını, bu nedenle yüzde yüz isabet kaydedemeyeceğini, dolayısıyla hiç kimse müştehitlik makamına layık görülmediğini yazmış. Bu sebeple İslam’da görüş ayrılıkları çoktur ancak hedef tektir. Dolayısıyla müçtehidler, görüşlerinde isabet etmeseler bile ecir alırlar” diye eklemiş Hocam.

ADNAN OKTAR:Tamam da neye örnek veriyor bunu?

ALTUĞ BERKER:O belli değil Hocam Allahualem.

ADNAN OKTAR:Onu bir şeye örnek vermesi lazım. Mesela “şu olayda olduğu gibi” diye göstermesi lazım. O zaman olmaz.

ALTUĞ BERKER:Müçtehidlik makamından bahsetmiş yani “şu anda hiç kimse müştehidlik makamına laik görülmediğinden” bahsetmiş.

ADNAN OKTAR:Şu anda zaten mutlak müçtehid Mehdi (a.s)’dır. Mutlak müceddid, Bediüzzaman’ın ifadesiyle böyledir. Hem en büyük bir müceddid, hem Mehdi (a.s), hem mürşid, hem Kutb-u Azam olarak bir zat-ı nuraniye’yi gönderecek. O da Ehl-i Beyt’i nebeviden olacaktır” diyor.

İnşaAllah oralarda, Polonya da olsun, Fransa da olsun ileriki zamanlarda tek bir topluluk olarak inşaAllah dünyaya İslam ahlakının hakim olduğu dönemde, Hz. İsa Mesih’in indiği dönemde, çok güzel olan bu birliğin içerisinde yer alacaklar. İnşaAllah.

ALTUĞ BERKER:Bugün Gazetesi’nde, Ahmet Taşgetiren; “Said Nursi’nin Kürt olduğunu ancak PKK’lı Kürtlerin hiçbir zaman Bediüzzaman’a sahip çıkmadığını, çünkü Üstad’ın Türklerle Kürtler arasındaki İslam’a dayalı kopmaz kardeşliğin sözcüsü olduğunu” yazmış. “PKK’lılar, Kürtlerden ümmet fikrini ve Müslümanlığı yok etmek istedikleri için, üstadı hiçbir zaman kendilerinden kabul etmezler” demiş Hocam.

ADNAN OKTAR:Ahmet Taşgetiren, değerli bir Hoca Efendidir. Güzeldir hitabeti, nezaketli bir insandır, saygı duyduğumuz bir ağabeyimiz.

ALTUĞ BERKER:Ergun Babahan Star Gazetesi’nde bugün; PKK’nın kara kutusu olan Nizamettin Taş ile yaptığı röportajda, şöyle demiş Nizamettin Taş: “Ergenekon ve PKK arasındaki bağlantıyı” anlatmış. “Derin Devletin, Ak Parti hükümetini devirmek için PKK’yı yönlendirdiğini” söylemiş Hocam.

ADNAN OKTAR:AK Parti’yi devirmek için. Yani bir hükümeti bir terör örgütü deviremez. Yani hükümeti devirmesi demek; devleti devirmesi demektir, devlete gücü yetmez. Yani bir terör örgütü zorla bir hükümeti devirmeye kalkıyorsa, devleti devirmeye kalkıyor demektir. O zaman gereken karşılığı alır hukuk ve kanunlar içerisinde.

ALTUĞ BERKER:PKK ve Ergenekon bağını ilk siz anlatmıştınız Hocam inşaAllah. İçeriden oradan biri olarak bunu itiraf etmiş olması maşaAllah doğru diyorsunuz.

ADNAN OKTAR:Çok şahane Azeri gençler. Geçenlerde o toplantıda baktım, filinta gibiler maşaAllah. Çok canlı, modern, kaliteli, imanlı, şevkli, Türk İslam Birliği için can atan çok şahane delikanlılar, Allah güçlerini, kuvvetlerini, şevklerini, heyecanlarını, hidayetlerini artırsın, Allah ilim versin, hikmet versin, başarılı olmalarını vesile etsin Allah hepimize bu başarıyı nasip etsin, bütün milletimize.

ALTUĞ BERKER:Hürriyet’te, Sedat Ergin şöyle demiş Hocam; “Birçok yazar, DTP’nin, Demokratik-Özerklik talebinin bir bölümü anlamına gelmeyeceğini, sadece tek elde toplanan merkezi otoriteye ait bir dizi yetkinin yerel kuruluşlara devri anlamına geldiğini ve yerinden yönetim modelinin zaten Avrupa ülkelerinde de çok kullanılan demokratik bir sistem olduğunu” yazıyorlar Hocam, bazı yazarlar, özellikle de Doğan Medyası yazarları bunu yazıyorlar.

ADNAN OKTAR:Derdine düşmesinler, Türkiye’de Üniter Devlet vardır. Üniter Devlete muhalif olmayan her şey mubahtır. Ama devleti bölmeye, parçalamaya, milleti bölmeye, parçalamaya yönelik bir şey görürsek, hemen hukuk ölçüleri içerisinde karşılığını alırlar. İnşaAllah.

ALTUĞ BERKER:Hasan Celal Güzel, buna karşı bir yazı yazmış; “Ülkenin bölünmeyeceğini kesinlikle, şanlı bayrağımız, bin yıllık Diyarbakır’ı vermeyeceğimizi” söylemiş, “böldürtmeyeceğimizi” söylemiş fakat çözümün nasıl olacağına dair bir yol göstermemiş.

ADNAN OKTAR:Çözüm Türk İslam Birliği’dir. Biz vatanı böldürmeyiz. Nasıl böldürmeyiz? Türk İslam Birliği ile böldürmeyeceğiz, İttihad-ı İslam ile böldürmeyeceğiz, sevgi ile böldürmeyeceğiz, imanla böldürmeyeceğiz, akılla, bilimle, kültürle böldürmeyeceğiz. Darwinizm ve materyalizmi yıkarak böldürmeyeceğiz. Darwinizm ile materyalizmi adam körüklerse, ona karşı suskun kalırsa, Türk-İslam Birliği’ni savunmazsa, bölücü hareket gelişir. Yani böldürmeyiz derken, o daha böl kelimesinde adamın nefesini kesecek bir karşılık verebilirler. Onun için akılcı, gerçekçi ve doğru politika izlenmesi gerekiyor. Bir kere Darwinizm ve materyalizmin yani PKK’nın dininin ortadan kaldırılması gerekiyor bir, ikincisi de Türk İslam Birliği’nin oluşturulması gerekiyor. Önce Azerbaycan ve Suriye ile birleşeceğiz. Doğrumu birleşecek miyiz Azerbaycan ile?

AZERBAYCAN’LI SUNUCU:İnşaAllah.

ADNAN OKTAR:İnşaAllah, inşaAllah.

ALTUĞ BERKER:Ahmet Hakan; “BDP ile Refah Partisi arasında bir paralellik” kurmuş Hocam. “Her iki parti de toplumun tahammül sınırlarını zorlayan uygulamalar yaptılar” demiş. “Ancak Yeni Şafak gibi gazetelerin sadece BDP’yi eleştirdiklerini, Refah Partisine ise hiç ses çıkarmadıklarını” yazmış. “Ayrıca AK Parti, türban konusunda fiili durum oluşturarak, siyasi mücadele yapmıştı, BDP’de Güneydoğulu fiili durum oluşturarak siyasi mücadele yapıyormuş. Arada hiçbir fark yok” demiş.

ADNAN OKTAR:O hiç derdine düşmesin. Eğer bölünmeyi istemiyorsa, babasına söylesin Aydın Doğan’a, manevi babasına, şu Darwinist-Materyalist propagandadan vazgeçsin. Çünkü PKK’nın dinidir Darwinizm ve materyalizm. Darwinist-materyalist propagandayı Doğan Grubu bir kere bırakacak bir, ikincisi karşı atağa geçecek. Anti Darwinist, anti materyalist çalışma yapacaklar ve Türk İslam Birliği’ni savunacaklar. O zaman akılcı ve gerçekçi mücadele olmuş olur. Onun dışında orada dedikodu gibi konuşmalar, süreci durdurmak değil, olumsuz yönde hızlandırabilir. Ama her halükarda Türk İslam Birliği, bu olayı en güzel şekilde neticelendirecek. Ne Darwinizm-materyalizm kalacak, ne de PKK hareketi kalacak.

Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Ayette diyor; “Bekleyedurun, Ben de sizlerle beraber bekleyenlerdenim”diyor. Onlar da bekleyedursunlar, biz de onlara beraber bekleyenlerdeniz. “Bakalım bu yurdun sonu kimin olacak” diyor Allah ayette (Yunus Suresi, 102). Bu yurdun sonu, bu yurdu sevenlerin, imanlı neslin, Atatürkçü gençlerin, milliyetçi gençlerin, maneviyatçı, mukaddesatçı gençlerin, mukaddesatçı milletimizin, bu milleti coşkuyla seven, aşkla seven insanların olacak inşaAllah. Biraz acele etmezlerse, bunu göreceğiz.

Berker Hocam seni dinliyoruz.

ALTUĞ BERKER:Hürriyet’te, Yalçın Doğan; Demirel’e bir soru sorulmuş Hocam, “Kürdistan modeli hakkında ne düşündüğü” sorulmuş. O da “bir dil, bir toprak, bir bayrak olacak. Türkiye Cumhuriyeti bunları 80 yıl korudu. Şimdi nazik bir durum. Ancak Türkiye parçalanmaya izin vermez. Defacto (fiilen) durum patlar” demiş.

ADNAN OKTAR:Ne demek o?

ALTUĞ BERKER:Ben de anlamadım Hocam ne demek olduğunu. Yani fiilen de böyle bir şey olabilir anlamında mı diye düşündüm, siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR:Ama gelişinden böyle bir şey mümkün değildir anlamı çıkmıyor mu?

ALTUĞ BERKER:“Türkiye parçalanmaya izin vermez ama fiilen durum patlar” diyor.

ADNAN OKTAR:Patlarsa biz de hukuk ve kanunla onu durdururuz. Öyle bir şey olmaz. Burası dağ başı değil. Yani üç beş tane böyle it kopuğun şamatasıyla, Türkiye’nin parçalanması diye bir konu olmaz. İnşaAllah.

ALTUĞ BERKER:Mustafa Mutlu, Vatan gazetesinden; “CHP’nin yeni parti meclis üyesi İlahiyatçı Muhammed Çakmak, Elazığlı Halidi Nakşibendi Şeyhi Halit Hocanın torunuymuş ve Fethullah Gülen’e yönelik övücü ve saygılı açıklamalarda bulunmuş.” Gazeteci Mustafa Mutlu ise; “Sayın Çakmak’ın, Fethullah Gülen hakkındaki bu sözlerini okuyunca, dayak yemişe döndüğünü, CHP’nin bu söylemi derhal düzeltmesi gerektiğini” yazmış.” Bir tarikat şeyhinin torununun, CHP’ye bilge bir adam gibi kabul edilmesinin, CHP’yi ilkesiz hale getirdiğini” söylemiş.

ADNAN OKTAR:Mustafa Mutlu. CHP’nin doğru politikasını eleştirmesi, CHP’nin küçülmesini isteyen ve CHP’nin etkisiz kalmasını isteyen insanların politikası oluyor. Onlar hiçbir şekilde CHP’nin iktidar olmasını istemez, Mustafa Mutlu da istemez. Dolayısıyla sürekli CHP’yi halka karşı, halkın değerleriyle mücadele eden konumunda göstermek isterler. Dolayısıyla baktılar ki CHP hakikaten güçlenecek, hakikaten iktidara gelme ihtimali var, o gücü kıracak ne varsa yapmaya başladılar. Halbuki CHP’nin, dindarları kucaklıyor olması, dindarlara sevgi gösteriyor olması, Allah’a, dine, mukaddesata muhabbetle bakıyor olması, zaten CHP’nin gerçek Atatürkçü parti olmasının bir gereğidir. Atatürk, Allah’a, dine, mukaddesata coşkuyla sevgi duyan, Türk İslam Birliği’ni isteyen, gece gündüz Kuran okuyan, yanında cebinde Kuran taşıyan, Elmalılı tefsirini meydana getirmeye vesile olan, Buhari-i Şerif’i tefsir ettiren, imam hatipleri açtıran, İlahiyat fakültelerini açtıran, Anadolu’ya binlerce Kuran dağıttıran bir insandır Atatürk. Gerçek CHP’li böyle olması lazım. Dolayısıyla gerçek CHP’yi bambaşka bir CHP’ye çevirmeye kalktılar ve CHP’yi iyice küçülttüler, neredeyse yok edeceklerdi, CHP son anda kendine geldi, toparlandı, atağa geçti, bu sefer de durdurmaya çalışıyorlar, yok öyle şey. CHP özüne dönecektir, gerçek Atatürkçü çizgiye oturacaktır, mukaddesatçı, maneviyatçı, dindar CHP iktidar olacak inşaAllah. Ama tavizsiz ilerleyerek. Anti Darwinist-Anti Materyalist olarak, CHP tarihe damgasını vuracak inşaAllah. Ne diyor Atatürk? “Şurası unutulmamalıdır ki, Türk milletinin en büyük düşmanı Komünistliktir” diyor. “Behemehal her görüldüğü yerde ezilmelidir” diyor. Gerçek CHP de böyle bir CHP’dir. Mustafa Mutlu Hocanın, komünizm konusunda, iddia edilen Ergenekon örgütü konusunda, Darwinizm-materyalizm konusundaki fikirlerinin önce ondan sorulması lazım. Önce bunu bir beyan etsin, kimliğini anlayalım, ondan sonra fikirlerini dinleyelim. Yani kimliğini, fikirlerini beyan etmeden bu tip konuşmalar yaparsa, biz ona itibar etmeyiz. Önce ne olduğunu anlayacağız.

ALTUĞ BERKER:Son bir haber Hocam, eğer uygun görürseniz Erbakan Hocamız ile ilgili. Yavuz Donat Sabah Gazetesinde yazmış; “Sayın Erbakan’ın eskisi gibi iddialı ve hırslı olduğunu ve siyasetin onun için ibadet ve yaşam tarzı olduğunu” söylemiş. Bir de Erbakan Hocanın “Siyasi Felsefesi” başlığı altında, bir il başkanı ile Erbakan Hocanın bir konuşmasını aktarmış. “İl Başkanı Erbakan’dan görevi bırakmak istediğine dair müsaade istemiş ve kalp hastası olduğunu söylemiş. Erbakan; “kendisinde de kalp rahatsızlığı olduğunu ve göreve devam etmesi gerektiğini” bildirmiş. İl Başkanı; “Ama benim kalbimde pil var Hocam” diye cevap verince, Erbakan Hocamız da; “O zaman pil bitene kadar devam” diyerek il başkanını görevde kalması konusunda teşvik etmiş.”

ADNAN OKTAR:Erbakan Hocamız çok yaman maşaAllah. Tabi evde de olsa ölür insan, vazife başında da olsa ölür. Çünkü vazifesinde olması ona zaten moral yönden de, her yönden de fayda getirir, sağlık, sıhhat getirir. Yani evinde olması onu sağlıklı hale getirmez. Dolayısıyla Erbakan Hocamız ona yorucu bir iş de teklif etmiyor, yardımcı olanlar da olur. Demek istiyor ki; “kanımızın son damlasına kadar” derler ya, Erbakan Hocamız da; “takatimizin son noktasına kadar davaya hizmet edeceğiz, Türk İslam Birliği’ne” diyor inşaAllah.

ALTUĞ BERKER:Evrim ile ilgili bazı haberler vardı, eğer uygun görürseniz. İki tane haber vardı Hocam. Birisini yine NTV yapmış; “Modern insana yakın akraba yeni bir tür bulundu” diye yalan bir haber yapmış. Diğerini de Haber7 yapmış Hocam. Ünal Tanık ayrıldıktan sonra yerine Yaşar İliksiz başa geçmişti. Haber7; “Neandertaller’in akrabası bulundu iddiası” diye Evrim’i savunan bir haber yapmış.

ADNAN OKTAR:Kardeşim bir kere Neandertaller normal Homo Sapiens insan kafatasından çok daha büyük beyin hacmine sahip, çok zeki, akıllı, sanatçı adamlar. Sadece gürbüz vatandaşlar. Başka bir özellikleri yok. Evrimle mevrimle alakası da yok, bıraksınlar bu iddiaları. Bunları akılcı olarak değerlendirsinler. Bizim sitelerimize girenler www.HarunYahya.org veya www.HarunYahya.com’agiren kardeşlerimiz, buradaki gerçekleri açık açık görürler, bilimsel delilleri görürler. Neandertaller müzik aletleri kullanıyorlar, iğne iplik yapmışlar, kendilerine elbise dikiyorlar, gayet modern çok güzel hayat yaşayan insanlar ve beyin hacmi de yaklaşık 200cm küp daha büyük, normal insan kafatasından daha büyük. Adamlarda böyle kafa var. Bayağı da zekiler. Dolayısıyla tersine evrim olmayacağına göre, bunların iddiasına göre, sadece beyin hacmi geniş bir kavim. Mesela bazı kavimlerin de beyin hacmi küçük olur. Mesela Japonların küçüktür, Çinlilerde küçüktür, Pigmeler qde küçüktür beyin hacmi daha küçük, bedenen de küçüktür. Ama Norveç, Danimarka gibi yerlerde, beyin hacmi daha büyüktür. Bedenen de daha büyüklerdir. Ama asıl beyin kıvrımlarının çokluğuyla orantılıdır zeki olmaları. Dolayısıyla bilimsel bir yönü de yok aslında beyin hacminin büyük olması küçük olmasının. Normal ruh sahibi olması önemlidir. Yani Allah’ın, ona verdiği akılla insan hareket eder. Yani beyninin kıvrımlarının ne kadar olmasıyla ilgili değil, Allah’ın ona verdiği akılla ilgilidir. Her dönemde akıllı, bilgili, Müslümanlar olmuştur. Aynı dönemde de aya, güneşe tapan, vahşi olan, insan eti yemeğe kalkan, çiğ et yiyen, saldırgan, vahşi mahluklar da olmuştur. Fakat aynı dönemde Allah’a, dine, mukaddesata bağlı, Müslümanca yaşayan insanlar da olmuştur. Bu devirde de var, yüzyıl öncesinde de vardı. Yani bu denge hiçbir zaman için değişmemiştir. Her dönemde böyle olaylar olur. Neandertali de ara varlık gibi göstermeye çalışmaları, yanlış yönlendirme. Doğru konuşmuyorlar. Bakın 200 cm küp daha büyük beyin hacmi. Yapmasınlar yani çok ayıp yapıyorlar. Yahut yaklaşık 150 cm küp daha büyük. Dolayısıyla evrime değil, yaratılışa delildir Neandertal. Yalnız Haber7.com tamamen stil değiştirmiş. Ne diyorlar ona? Eksen kaymasına uğramış, ekseni fırlamış, başka bir yere gitti o. Özellikle Aydın Doğan’ın orayı ziyaretinden sonra, ne ekseni kaldı, ne dingili kaldı anladığım kadarıyla, gitti binaya çarptı anladığım kadarıyla. Haber7 ile Milliyet’’in haberleri arasında, Hürriyet’in haberleri arasında bir fark yok. Yani kardeşlerimiz boş yere oradan bir medet ummasınlar. Doğru bilgilenmek için, net bilgilenmek için bizim internet sitemize girsinler, oradan haberleri takip etsinler.

ALTUĞ BERKER:Evet Hocam inşaAllah. TRT’de de Hocam uygun görürseniz, 2000’li yılların başından beri yayınlanan evrim propagandası yapan belgesellerin bir listesi var önümde. Yaklaşık 26 tane belgesel yayınlanmış. TRT 1, TRT 2, TRT ŞEŞ’de en son.

VTR: TRT Belgesel Ve TRT ŞEŞ’de Yayınlanan “Renklerin Dansı” Belgeselinde Yer Alan Evrimi Anlatan İfadelerin Bir Bölümü.

ADNAN OKTAR: “TRT’de evrim propagandası yapmıyoruz, haberim yok “ falan diyor da orada yönetmenler. Evrim propagandası cayır cayır TRT’de yapılıyor ve bizim paramızla yapılıyor. Cevabı için de yine bizim internet sitelerimize baksınlar kardeşlerimiz. En iyisi biz TRT’yi de takibe alalım. TRT’ye cevap, Haber7.com’a cevap, Hürriyet’in haberlerine cevap yani bu tip yanlış bilgilendirmelerin hepsine, “yanlış bilgiye cevap” diye bir bölüm oluşturun bizim sitemizde. Yanlış bilgiye cevap’a girenler, bunların cevaplarını anında alsınlar. Saati saatine, dakikası dakikasına onları cevaplandıralım. İnşaAllah. Yoksa başka türlü olacak gibi değil.

Ne diyor Ömer Canpolat? Canpolat genellikle Çerkez soyadıdır. “Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam.” Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Dünyanın sevgiye ve şefkate o kadar ihtiyacı varken, Müslümanların bir kısmı, bu duygu ve duyarlılıktan yoksun” diyor. “Siz bu konuda dikkat çekiyorsunuz, Allah razı olsun etkili oluyorsunuz” diyor. “Samanyolu Tv’deki gerçeği yansıtmayan, saçma ve şiddet içerikli diziler var” diyor. “Onlardan da çok mutazarrırız. Bu Samanyolu Tv’ye yakışmıyor” diyor. “Yani böyle bir zamanda, böyle yayınlar yapması Samanyolu Tv’nin bizi rencide ediyor” diyor. Doğru mu, şiddet içerikli diziler var mı Samanyolu Tv’de?

ALTUĞ BERKER:Allahualem Hocam. Ben izlemedim, böyle canlandırma olarak gördüm ama takip etmiyorum.

ADNAN OKTAR:Ömer kardeş, benim bir bilgim yok, onu bir göreyim ben, bir bakayım. Öyle bir şey varsa tabii biz burada uyarırız. Çünkü Nur talebeleri saygılı, nezaketli insanlardır, sözümüzü dinlerler Allah’ın izniyle. Yani Fethullah Gülen Hocamızın, Allah ömrünü uzun etsin, o çok efendi bir insan. Talebeleri de nezaketlidir. O camiayı iyi değerlendirmek lazım, şefkatle yaklaşmak lazım. Bölücülükten de nefret ederler. Vatanı bölmeye kalkanlar kim varsa, Allah onları helak etsin. Yani Türk milletini bölmeye kim kalkarsa Allah onu helak etsin. İnşaAllah. Onlar bölünmeyi değil, birleştirmeyi isteyen insanlar, orada bir yanlış anlaşılma var.

Flash Tv’de hangi gün çıktı Şeyh Nazım Hocam’ın haberi?

ALTUĞ BERKER:Flash Tv’de dün çıktı galiba Hocam.

ADNAN OKTAR:Dün çıktı. Bana çünkü filmini gösterdiler. Orada güya Şeyh Nazım Hocamıza karşı böyle üst perdeden bir üslup takınmış Flash Tv. Cübbeli’ye müthiş saygılılar, acayip hürmetkarlar, Cübbeli’nin bunca yaptığı eyleme rağmen, onu destekliyorlar. Dolayısıyla Cübbeli’nin yaptıklarını da onaylıyor Flash Tv yönetimi. Çünkü desteklediğine göre tasdik ediyor anlamına geliyor. “Bu adamın yaptıkları doğru, garanti veriyoruz, biz buna kefiliz” diyorlar. Kefalet ne demektir? Tasdik demektir. Flash Tv’de, Cübbeli’nin bu yaptıklarını tasdik ettiğine göre, biz de Flash Tv’ye bundan sonra o gözle bakacağız. Şeyh Nazım Hocam diyor; “Adnan Hocamızla ilgilenenler, tavırlarına dikkat etsinler” diyor. Yani “ona karşı ters tavır gösterenler, çirkince bakış açısında bulunanlar, onu tedirgin etmeye kalkanlar yahut ona benzer düşmanca, ters tavır gösterenler, onlara Allah’tan bir belanın gelmesinden kaçınsınlar” diyor. “Allah onların belasını verecek” diyor Şeyh Nazım Hocam, “ben bilirim Cenab-ı Allah’ın bildirmesi, ilhamıyla bilirim” diyor. Bu onlara bayağı dokunmuş Flash Tv’ye. Acayip rahatsız olmuşlar, üsluplarından anlaşılıyor. Bak görüyorsunuz, kendi adamınız Cübbeli’yi Allah ne hale getirdi. Bir ucu da size dokundu. Çünkü siz sahip çıktığınız için, Flash Tv eşittir Cübbeli, Cübbeli eşittir Flash Tv ve onun yaptığı hareketleri de Flash Tv’de birkaç kişi üstlenmiş oluyor. Cübbeli’nin söyleyip de sonra lafını çevirdiği ve doğru söylemediği anlaşılan konuşmaları var. Onları bir yayınla bakayım. Flash Tv bunları yayınlasın. Oturup Şeyh Nazım Hocamız’ı güya eleştiren yayınlar yapacağına, kendi Hocaları olan, mürşidleri olan, şeyhleri olan Cübbeli’nin bu anormal konuşmalarını da yayınlasınlar, millet Cübbeli’yi tanısın, Flash Tv’de millete bir hizmet etmiş olsun.

VTR: Cübbeli’nin İfadelerindeki Çelişkiler.

ADNAN OKTAR: Ne anlatayım?

ALTUĞ BERKER:Nasıl uygun görürseniz Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR:Şimdi Flash Tv ne yapacak? Bunları yayınlayacak. Dürüst yayıncılık anlayışına uygun olarak bunları yayınlayacak. Oturup Şeyh Nazım Hocamla ilgili yayınlarda, Şeyh Nazım Hocamın beni öven, sevgi dolu sözlerinde, Flash Tv’yi rahatsız eden hususlar, bizi biraz şaşırttı. Bize biraz hayret verdi. O zaman olayın arkasında başka şeyler mi var diye haklı olarak şüphe ederiz. Çünkü Cübbeli’yi bütün bunlara rağmen var gücüyle Flash Tv destekliyorsa ve Fatih Altaylı destekliyorsa, Aydın Doğan destekliyorsa, bu bizde olumlu etki yapmaz, çok olumsuz etki yapar. Yani bu çok olumsuz puandır. Yani bu bizim için, dibi görünmeyen bambaşka bir olaydır. Kim olursa olsun bu konuda, çok ciddi kuşkuya düşer, şüpheye düşer. Yani Aydın Doğan destekliyor ne kadar güzel, Flash Tv destekliyor ne kadar güzel, aklımıza gelmez. Çünkü olaylar çok vahim. Gelişmeler çok vahim. Bütün bunlara rağmen “biz bu adama konuda adama kefiliz” demek, “biz bu konuda bu adamın görüşlerini kabul ediyoruz” anlamına gelir ve “biz de bu düşüncedeyiz” anlamına gelir. Yani başka anlamı varsa bana söylesinler.

Azerbaycan. “Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Selamun Aleykum can Muhammed Hocam.” Uzun övgüler yazmış, ama bir soru yok. İnşaAllah.

“Selamun Aleykum aslan Muhammed Adnan Hocamız. Siz ekrana çıktığınızda, kalbimizin hızı artıyor inşaAllah. Yüzünüz maşaAllah kelimelere sığdıramadığımız bir yakışıklılığınız var.” Hay maşaAllah. “Sizi çok seviyorum. Her akşam sizi izleyerek, hem bilgimiz, hem göz zevkimiz hem kalbimizi manen güzelleştiriyorsunuz” diyor. “Hocam Allah sizden razı olsun inşaAllah. Berker Hocam, Oktar Hocam ve diğer talebelerinizden de Allah razı olsun inşaAllah. Hakan Kaya, Adıyaman.” Bütün Adıyaman’a buradan selam, sevgiler, saygılar, bütün milletimize.

TRT’yi biz bilimsel yönden takibe alacağız. Kardeşlerimiz bizi oradan takip etsinler. TRT’nin bütün yayınlarına cevap vereceğiz. ŞEŞ Tv’nin bütün yayınlarına cevap vereceğiz. Darwinist-Materyalist propaganda yaptığında, kardeşlerimizi anı anına bilgilendireceğiz, oradan takip etsinlar. Neydi kuracağımız sitenin ismi?

OKTAR BABUNA: www.yanlışacevap.com

ALTUĞ BERKER:www.yanlışbilgiyecevap.com

ADNAN OKTAR:İkisi de olur. Berker’im seni dinliyorum.

ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Şöyle söylediniz Hocam dün; “Allah durduk yere iman vermez. Mutlaka şahsın candan, samimi, ısrarlı talip olması lazım. İman çok büyük lüks. Öyle herkesin istediği gibi alacağı, elde edeceği bir şey değil. İman bir lüks olduğu için, mühim konsantrasyon gerekir, çok iyi bir vicdan gerekir, çok iyi bir samimiyet gerekir ve dostluğu asla bırakmamak, Allah’ı asla bırakmamak gerekir” dediniz Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR:Evet. Biraz da hadis okuyayım. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerini belirtiyor. “Kenda Kabilesi’nden topal bir adamın çıkması, Mehdi (a.s)’ın çıkış alametidir” diyor. Mesela bu oldu. Bunu insanlar gördüler. “Hz. Mehdi (a.s) beraberinde Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in bayrağı, gömleği ve birçok alametleri olduğu halde, yatsı vaktinde ortaya çıkacağı” belirtiliyor. “Yatsı namazını kıldıktan sonra, uzun bir hutbe irat edecek.” Yatsıdan sonra sohbetlerini yaptığı, yani geç vakitlerde Mehdi (a.s)’ın sohbet yapacağını Peygamberimiz (s.a.v) belirtiyor. İnşaAllah. 25. Maddede; “süfyanı etkisiz hale getireceği” belirtiliyor. “Şam caddelerine” dikkat çekilmiş. Süfyanın Hafız Esad olduğunu da buradan anlıyoruz inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s), Allah’tan çok korkan birisi olacaktır. Aynı kartal cinsinden Nesir kuşunun kanatlarıyla titremesi gibi Allah’tan korkacaktır.” Bak “Hz. Mehdi (a.s), Allah’tan çok korkan birisi olacaktır. Aynı kartal cinsinden Nesir kuşunun kanatlarıyla titremesi gibi Allah’tan korkacaktır.” “Bedir ashabı adedince insanlar çıkacakmış.” Bedir ashabı kaç kişiydi?

ALTUĞ BERKER:313.

ADNAN OKTAR:313. Mehdi (a.s) da 313 kişi inşaAllah. Süfyandan sürekli bahsediliyor, Mehdi (a.s) bahsinde. Süfyan ile Mehdi (a.s) iki ayrılmaz yapıdır. Yani süfyan önce çıkar, tahribatını yapar, Mehdi (a.s) çıkar, onun tahribatını düzeltir, tamir eder inşaAllah. Onun için süfyansız Mehdi (a.s) olmaz, Mehdi (a.s)’sız süfyan olmaz. İkisi birliktedir. Ama süfyan istemeden, Mehdi (a.s)’a zemin hazırlar. Yani negatif bir şahıstır, fakat Mehdi (a.s)’a muazzam bir zemin hazırlar süfyan. Yani süfyan çıkmadan Mehdi (a.s)’ın çıkması mümkün değildir. İnşaAllah. Mesela süfyan olmasaydı, Mehdi (a.s)’ın hareket alanı son derece daralırdı. Süfyan olmasa, Mehdi (a.s)’ın mücadele edeceği zemin olmazdı. Mehdi (a.s)’a ihtiyaç olmazdı. Yani biri zemini meydana getiriyor, biri inkişafı meydana getiriyor. Süfyan negatif gücüyle İslam’a hizmet ediyor, Mehdi (a.s) pozitif gücüyle İslam’a hizmet ediyor. Her ikisine de Hızır (a.s) yardım eder.

“Hz. Mehdi (a.s) Tabut-u Sekineyi, Antakya mağarasından çıkaracaktır. Mehdi (a.s)’ın yanında Hz. Peygamberin (s.a.v) bayrağı bulunacaktır.” Bayrak nerede? Topkapı’da, burada. Bayrak neredeyse Mehdi (a.s) da orada. Demek ki bayrak İstanbul’da olduğuna göre, Mehdi (a.s) da İstanbul’da. “Mehdi (a.s) işlerinde çok disiplinli, cömert, fakirlere karşı çok merhametli olacaktır.” Bak “Mehdi (a.s) işlerinde çok disiplinli, cömert, fakirlere karşı çok merhametli olacaktır.” Onların ücretsiz yemek yemesini sağlamak, ücretsiz kıyafet sağlamak, onlara bol bol imkan sağlamak gibi görevleri olacak inşaAllah. “Dünyada ismi geçecek bir halife kalmayıncaya kadar çıkmayacaktır.” Yani “halifelik kaldırıldıktan sonra Mehdi (a.s) çıkacaktır” diyor. Halifelik kaldırıldı ve aradan bir süre geçti, ondan sonra Mehdi (a.s) çıkıyor. İnşaAllah. “Çok yaygın ve sona ermesi mümkün görülmeyen bir fitne çıkacak.” Yani muazzam bir anarşi çıkacak ve bu anarşinin durması mümkün değilmiş gibi görünecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Bu fitne semadan üç kez emir “Mehdi (a.s)’dır, gerçek odur” şeklinde nidaya kadar sürecektir.” Bak “semadan üç kez” bu konu işte, Radyo, televizyon ve internettir. Ama “semadan bir melek” dediğinde, o melektir. O meleğin sesini de, ancak melekler duyar. İnsan duymaz. Eğer insan duyarsa imtihan kalkar inşaAllah. Mesela “semadan bir münadi çıkacak.” Bu da yine radyo, televizyon, internet. Çünkü bir münadi, herhangi bir münadi bu. Melek oluğunda ayırım yapılıyor. “Melek söyleyecek” diyor. Münadi bir ses yani radyo sesi olabilir, mikrofon olabilir, her şekilde bir ses. “Hak Al-i Muhammed’dendir.” Yani Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in soyundandır diye bir ses duyulacaktır” diyor. “Semadan zuhur eden bir el “emriniz Mehdi (a.s)’dır” şeklinde bir nida duyuluncaya kadar, tefrika ve ihtilaflar devam edecek.” Tefrika nedir? Müslümanların bölünmesi, ayrılığa düşmesi. İhtilaf nedir? Birbirleriyle uğraşmaları. Aynı tarikatta bile, birbirleriyle uğraşan Müslümanlar var. Mezhep kavgaları var, birbirlerine düşmüş durumdalar, birbirlerine karşı düşmanca bakıyor birçok Müslüman. “Bu nida geldiğinde tefrika ve ihtilaflar birden duracak” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Bak ne diyor? “Semadan zuhur eden bir el “emriniz Mehdi (a.s)’dır” şeklinde bir nida duyuluncaya kadar, tefrika ve ihtilaflar devam edecektir.” “Semadan bir el,” el yine bir gücü ifade eder yani bir melek eli demiyor bu hadiste. Bir el, bir güç. Birçok yerde bunu görürüz, elin bir kuvvet, herhangi bir güç anlamında kullanıldığını anlarız. Bir kuvveti ifade etmek için kullanıldığını anlarız. Dolayısıyla melek ifadesiyle, bir el ayrıdır. Burada öyle olsa “bir meleğin eli” derdi. Bir el, bir güç. “Emriniz Mehdi (a.s)’dır” şeklinde bir nida duyuluncaya kadar, tefrika ve ihtilaflar devam edecektir.” “Mehdi (a.s) ile süfyan karşı karşıya geldiğinde” demek ki Mehdiyet ve süfyaniyet, mücadele halindeler, “bir münadi”, münadi ne, yine aynı şekilde, melek demiyor, “münadi” bir ses, herhangi bir ses. “şöyle seslenecek; “Allah’ın dostları, Mehdi (a.s)’ın arkadaşlarıdır.”” Yani Allah taraftarları Mehdi (a.s) taraftarı olmak durumundadır. “Allah’ı seviyorsan, Mehdi (a.s) taraftarı olacaksın anlamında bir ses duyulacak” diyor gökten. Radyodan, televizyondan, internetten. “O görmeden önce (Mehdi (a.s) gelmeden önce), doğudan ışık veren bir kuyruklu yıldız görülecektir.” Bu kuyruklu yıldız görüldü. Hatta iki tane kuyruklu yıldız görüldü. “Ramazanda iki defa ay tutulması olacaktır.” 82 ve 83 yıllarında oldu üst üste. Hz. Mehdi (a.s) zamanında, adalet o kadar bol olacak ki, zorla alınan her mal sahibine geri verildiği gibi insanın başkasına ait olup da, dişinde kalmış bir şey bile sahibine geri iade edilecektir.” Bazen borcundan dolayı insanların malına el koyuluyor ya, onların hepsi “geri iade edilecek” diyor. “Doksan dokuzuncu senede mülkleri zail olacak.” 99’da deprem olacak anlamında bir hadis. 1999’da mülkler zail oldu ve büyük bir deprem oldu. Bak “Doksan dokuzuncu senede mülkleri zail olacak.” Çok açık.

Ne yapıyoruz, yarım saat sonra nereden devam ediyoruz?

ALTUĞ BERKER:Samsun AKS Tv’de yarım saat sonra devam ediyoruz inşaAllah.

SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza, Mavi Karadeniz Radyo, Samsun AKS Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv, HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.

ADNAN OKTAR:Bandırmalı kardeşlerimize de selam ediyoruz hepsine. Bandırma Radyo’ya da selam ediyoruz, orada çalışanların da hepsini çok seviyoruz. Bütün milletimizi çok seviyoruz. İnşaAllah.