dnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Tv Kayseri, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyurun hocam.ADNAN OKTAR:Neler anlattınız özetle?
ALTUĞ BERKER:Evrim teorisinin çöküşünü, sizin çökerttiğiniz evrim teorisini delilleriyle anlattık, inşaAllah. Münafık ayetlerinden okuduk, sizin şerhlerinizle anlatım yaptık. Kuran’ın yeterliliğinden bahsettik, Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR:Evrimle ilgili olarak insanları yanıltan, temel görüş açısıyla bakmamaları. Yani temele bakış açısını oturtmak gerekiyor. Bir kere genel olarak fosillere bakmak çok önemlidir. Dünyada elde edilen 350 milyon fosilin tamamı. İnsanların aklına bu gelmiyor. Ben olsam, bir insan, makul bir insan, “madem delilleri var” dersin, bu fosillerle ayna gibi görülür ne varsa; çünkü yaratılışın aynasıdır fosiller. Ne var ne yoksa hepsi orada görülecektir. Bütün yaratılışın hikayesidir o. 350 milyon fosil, yaratılışı bize harita gibi gösterir. Ne var ne yoksa hepsi onun içindedir. Bir aynaya bakar gibi görürüz. 350 milyon fosile baktığımızda, tek bir noktada canlıların evrim geçirdiğine dair delil bulamıyoruz, tek bir noktada. Hayır, olsa çok makul olurdu da, şaşırmazdık da, olabilir ama yok böyle bir şey. Şimdi bu arkadaşların kurnazlığı şurada; bakın, ne balıkta ne diğer yengeçte, ne şunda ne bunda, hiçbir canlıda, bitkilerde, hiçbirinde insanla ilgili takıntıları yok bu arkadaşların. En yoğun takıntıları birkaç varlıkta. Dikkat çekmesin diye bir atı kullanıyorlar. Fazla acayip olur gibi gibisinden, bir de insan. Şimdi bakın, atın fosilinde kullandıkları hayvanlar, binlerce hayvan türünün içinden seçip en uygunlarını sıralamaktan kaynaklanıyor. Ata benzeyen o kadar çok canlı var ki, yüzlerce canlı var, binlerce canlı var. Çocukların oyun tahtası gibi, bakıyor adam, at fosili bu, bundan daha küçük, daha ufak hangi canlı var? Şu; onu koyuyor. Bundan daha ufak ne var? Şu; onu konuyor. Ama bunların, bakın dikkat edin hepsi mükemmel, kusursuz kaliteli canlılar. Kemik yapısı, iskelet yapısı, hepsi mükemmel. Dolayısıyla kas yapılarının da mükemmel olduğu anlaşılıyor hayvanların. Büyükten küçüğe doğru sıralama yapınca, insanlar baktığında, eğer cahilce bakıyorsa, “bu atın evrimi o zaman” diyorlar. Mesela düşünün, ben her zaman örnek veririm; bir adam kaplan fosili buluyor, aslan fosili buluyor, çita, puma, pars, kedi ve kedi yavrusu fosili bulsa, yani kemik olarak, taşlaşmış olması da şart değil, iskelet olarak bulduklarını düşünelim. Bunları eğer biz küçükten büyüğe doğru sıralarsak düz bakan için bu net evrimin delili gibi görünür, çok çok ilkel ve yüzeysel bakarsa insan. Halbuki hepsi birbirinden ayrıdır. Şimdi insanın evrimi iddiasında da bu böyledir, bakın bu çok hayati bir konu. 350 milyon fosilin hiçbirinde biz, evrim geçirdiğine dair bir delil bulamıyoruz. Bütün dünyanın yaratılış haritasına baktığımızda tek bir noktada, evrim göremiyoruz. Sadece insanda bu şahıslar, insana benzeyen de çok fazla varlık olduğu için, çok fazla gibbon cinsi var, makak cinsleri var, maymun cinsleri var, şempanze cinsleri var, bunların içerisinden, bu karmaşık yapı içerisinden bakıyorlar, insana en yakın görünen, yani en makul gibi görünecekler nedir, onları sıralıyorlar bu seferde. İnsan yaratılışı çok eski değil. Yani benim anladığım, en fazla 200 bin yıl önce yaratılmış insan. Yani yeni yaratılmıştır insan. Ama hayvanlar ve bitkiler önceden yaratılmış ki Kuran’ın ifadesi zaten o yöndedir. Tevrat’ta da o şekilde geçer. Önce bütün kainat yaratılmış. Hikmeti nedir? Cinlerin hoşuna gider, meleklerin hoşuna gider, yani ilginç, güzel bir dünya. Hazır hale getiriyor Allah. En son insanlar yaratılmış. Bulduğumuz fosillere göre ve insan nüfusunun konumuna göre. Çünkü insan nüfusunun gelişme hızı düşünüldüğünde, geriye gittiğimizde çok çok fazla gerilere gidemiyoruz. Çünkü o zaman dünyanın trilyonlarca olması gerekiyor. Mesela on milyon önce insan olduğunu düşünürsek insanların sayısının trilyonları bulmuş olması lazım. Çok muazzam bir sayıya ulaşması gerekiyor. Savaşları da göz önünde bulundurarak söylüyoruz. Buradan da anlıyoruz ki, insanlar yeni yaratılmışlar. Yeni yaratıldığı için de, yani modern insana benzeyen fosiller çok nadir bulunuyor. Çok azdır. Ama maymun, gibbon cinsi, şebek cinsi fosiller çok sık bulunuyor. Onlardan bayağı bulunuyor. Eski de bulunuyor. Bir de bu adamlar evrimleşme sürecinde hepsinde, mesela 50 milyon yılda, 100 milyon yılda şekil değiştirdiği iddia ederken yahut 10’ar milyon yıl, 5’er milyon yıl arayla şekil değiştirdiğini iddia ederken, insanda, 100 bin senenin bile insanı çok ciddi değiştirdiğini söylüyorlar. Bambaşka şekle soktuğunu söylüyorlar. Evrim muazzam çalışıyor ama bir tek insanda. Burada çok ciddi bir oyun var, buna çok dikkat etsinler. Mesela gibbon cinsi koyuyor, ondan sonra mesela şempanze cinsi koyuyor, sonra “bak, aniden nasıl geçiş göstermiş?” diyor. Halbuki zaten o ayrı bir hayvan. O da ayrı bir hayvan. “Baş döndürücü bir hızla evrimleşmiş” diyor ve “bak görüyorsunuz, en sonunda da insan olmuş” diyor. Yani olayın hikayesi bu. Buradaki aldatmacada kullanılan teknik budur. Bir tek insanın evriminde bu kadar yüksek sürat kullanılıyor. Çünkü onların asıl amacı insan olduğu için, bütün dikkatlerini insana göre ayarlamış durumdalar. Hayvanlar onları ilgilendirmiyor. Zaten bitkilerle hiç ilgilenmiyorlar dikkat ederseniz. Portakalın, zeytinin, üzümün hiç evrimini duydunuz mu siz? Anlatmazlar adamlar. Öyle bir konuları yok çünkü. Dertleri insan olduğu için, insanı maymun haline getirmek istedikleri için, orada böyle bir oyun yatıyor. Ve baş döndürücü bir hızdan bahsediyorlar. Kemikler hani filmlerde olur ya adeta şekilden şekle giriyor. Bir anda böyle Alice Harikalar Ülkesi’nde gibi şekilden şekle geçip “bir anda insan oldu” diyorlar. Bunun sebebi, böyle yanlış anlamalarının sebebi; çok fazla insansı maymun olmasından kaynaklanıyor, insana benzeyen. Dik yürüyen maymunlar var, halihazırda da maymun bayağı benziyor insana. Yavrusu kucağında görmüşsünüzdür. Gülüşü, üslup falan. Adamın bir tek konuşması eksik. Dolayısıyla bakanlar, bu gözle akılcı bakarlarsa olayı anlarlar. Evrim, en net evrim haritasından anlaşılır. Evrim tablosundan anlaşılır. Evrim tablosunda 350 milyon fosil var. 350 milyon fosilde biz, hiç evrimi göremiyorsak, insanla ilgili kısım da komple yalandır. Olduğu gibi uydurmadır. Yani hiçbir yerde evrim işlemeyip de bir tek insanda mı işlemiş? Olacak iş mi bu? Eğer öyle bir sistem varsa hepsinde işlemesi lazım, hepsini değiştirmesi lazım. Hepsini şekilden şekle sokması lazım ve çok fazla garip ara fosiller olması lazım. Yani patolojik ara fosiller olması gerekiyor. Mesela üç parmaklı insanlar, yedi parmaklı insanlar; dört kollu, sekiz kollu insanlar, üç, dört başlı insanlar, on tane gözlü, yirmi gözlü insanlar, üç beş burunlu, burnu tepesinde, burnu karnında, karmakarışık mahluklar olması lazım. Hep jilet gibi gayet düzgün varlıklarla karşılaşıyoruz. Göz hep belirli yerde, burun hep belirli yerde, ağız hep belirli yerde, kasların yapısı mükemmel, kemiklerin yapısı mükemmel. Böceklerde de bunu görüyoruz, bitkilerde de bunu görüyoruz, hepsinde mükemmel ve mutlaka erkekli dişili yaratıldıklarını görüyoruz. Hepsinin kromozom yapısının mükemmel ve çok kusursuz olduğunu görüyoruz. İstanbul şehrinden bir hücre çok daha karışıktır. Çok karmaşıktır, çok müthiş detay vardır. Bir kere bu hücre çapında olaya hiç girmiyorlar. Protein çapında hiç girmiyorlar. Çünkü proteinlerin tesadüfen meydana gelmesi imkansız. Durduk yere protein olamayacağına göre, zaten konu en başından bitmiş oluyor. Onun için az okuyan, az araştıran, az inceleyen insanları çok rahat etkileyebiliyorlar, gayet kolay oluyor. Adam diyor; “çamurdan protein olmuş” diyor, “proteinler bir araya gelmiş hücre olmuş, hücreler çoğalmış, önce maymuna benzer bir şey olmuş, sonra da insan olmuş. Ne var bunda, karmaşık bir şey yok ki çok basit” diyor. Dünya nasıl olmuş diyorsun, “Big Bang’le, patlamış, dünya birden ortaya çıkmış” diyor. Sıfırdan hiçbir şey yokken olmuş, bir harikalık yok mu bunda? Daha önce zaman yok ve mekan yok. Bir anda zaman ve mekan oluyor. Zaman sonradan yaratılıyor, mekan sonradan yaratılıyor. Bu harika değil mi? Adama göre harika değil. Çok sathi ve yüzeysel düşündürmeye insanları alıştırdıkları için, çok sathi ve yüzeysel düşünen insanlar, çok kolay böyle basit aldatmacalara inanabiliyorlar, olay bu. Yani çok basit mantıklarla insanları kandırabiliyorlar, çok ilkel mantıklarla. İnsanlar da kanmaya hemen müsaitler, hemen öyle mi deyip inanıyorlar. Olayın kökeni bir proteinler, iki fosillerdir. Proteinlerin meydana gelmesinin imkansız olduğu anlaşılıyor, fosillerde de hiçbir şekilde tek bir tane evrime ait delil bulamıyoruz.
ALTUĞ BERKER:Şempanzelerle ilgili bir bilgi vardı Hocam, uygun görürseniz onu gösterebilirim inşaAllah. Almanya’da, Bilimsel Antropoloji Enstitüsü’nde; şempanzelerin davranışlarını incelemişler ve 18 yetim yavrunun evlatlık olduğunu tespit etmişler. Maymunlar kendi yavrularının dışındaki yavrulara da bakıyorlar Hocam. Yetimleri kendi sırtlarında taşıyorlar, kürklerin temizlik bakımını yapıyorlar, onlarla yiyeceklerini paylaşıyorlar.
ADNAN OKTAR:Bütün hayvanlarda var. Kedide var, köpekte var. Müthiş titizler, yalıyor, seviyor, kokluyor, her şeyi yapıyor. Alıp yiyecek getiriyor, kendi aç hayvan, sürünüyor, yiyeceği alıp getirip yavrusuna yediriyor. Yani horozda bile görürsünüz sokakta. Tavuklara yediriyor, kendisi eşiyor, çağırıyor, bağırıyor, geliyor hayvan yiyor. Etrafına bakınıyor, aç olduğu halde başkasına yediriyor. Kedi de öyle, hemen yavrularını çağırır bir yiyecek olduğunda, egoistlik yapıp yemez. Çok çok titizdir. Hayvanları yakından gözlemleyenler bunu görürler.
“Mecnuna döndük canım Hocam, Selamun Aleykum yaşama sevincimiz.” İnşaAllah vesile oluyoruzdur. “Canımız biricik Hocamız, size gelen maillere baktım, kadın-erkek herkes size çok derin bir sevgi duyuyor. Canım Hocam sizi nasıl paylaşacağız bilmiyorum. Hocam ne olur sevginizi hepimize eşit paylaştırın. Karşınızdaki kardeşlerimizi daha çok seviyorsunuz gibi. Hoş onlar da hak ediyorlar, biz de onları çok seviyoruz, Allah onlardan razı olsun. Sevgili Hocam, saat 11’i geçti hala gelmediniz, gözümüz ekranda kaldı. Sizsiz bir gece geçirmeyelim sakın, uyuyamayız sonra. Neredesiniz gül yüzlü hocam, hadi gelin artık dakikalar yıl oldu sanki” diyor Mücahide. Ne sevimli bu maşaAllah. Elhamdülillah, maşaAllah, Allah sevgisini arttırsın, cennette kardeş etsin, bak ne kadar candan sevgisi ne güzel maşaAllah.
“Selam Hocam. Bilerek evrim teorisini savunan Müslüman olabilir mi? Sizleri çok seviyorum.” İmanı zayıf olunca, cahilliğinden, çok ilkel düşünmeye yatkın oluyorlar. “Güzel yüzlü Hocam. Sizi ve talebelerinizi öz kardeşimden çok seviyorum. Ben bir ressamım, sizin sanata ve estetiğe verdiğiniz değere hayranım. Size ve oradaki kardeşlerime sevgilerimi gönderiyorum. İttihat-ı İslam, İmam Muhammed Mehdi (a.s.)’a ve İsa (a.s.)’a inşaAllah kavuşuruz” diyor. “Selam olsun” diyor inşaAllah.
Cübbeli Hocamız da, şimdi işi gücü bıraktı, Flash Tv’de Şeyh Nazım Hocamız’la uğraşıyorlar kendi kafalarınca. Böyle şehir elektriğini avuçluyorlar, çıplak kabloları, yetmiş bin voltluk elektriği tutuyorlar. Allah hidayet versin, Allah akıllarını başlarına almayı nasip etsin. Cübbeli diyor; “niye Şeyh Nazım Hocamız’a Papa geldi sarıldı” diyor. Şeyh Nazım Hocam kim, sen kimsin? O kadar sathi bakıyor ki, bana zorla bir şeyler söyletecek kendi kafasınca. Papa kimin talebesi dedim, önce bunu bir öğrensin, ondan sonra konuşsun. Şeyh Nazım Hocam hiçbir şeyi, boşu boşuna yapmaz. Bir şey bilerek yapar, hikmetle yapar ve son derece derin bir insandır, yüzeysel bir insan değildir.
ALTUĞ BERKER:Hocam bugün, bazı yazarların haberlerini sunuyorum. Yiğit Bulut’un HaberTürk’teki yazısında; “DTP’nin bugünlerde attığı adımların Türk ırkçılığı yapanların, sağ-sol birçok örgüt adına eylem koyanların ve İmralı’daki kişinin politikalarının tek bir elden yönetildiğini, bunun da Ergenekon yapılanması olduğunu söylemiş. Bu yapının dalları kesildi ancak gövdesi yerinde duruyor. Bunların ülkenin kaymağını yiyen, faizini cebine koyup, siyaset-ekonomi dengesini yönlendiren beş bin iç-dış gerçek tüzel kişidir. İçerde olanlar ise kendilerini esas adam zannedip aslında kullanılanlardır” demiş Hocam. Sizin söylediklerinize paralel.
ADNAN OKTAR:Yiğit Bulut gibi delikanlı yazar çok nadir olur. Çok dürüst ve samimi, tam Müslüman Türk evladı. İddia Edilen Ergenekon örgütü yüzeysel olarak çökertildi. Yani detayda çökertilmiş değil. Operasyonların tüm hızıyla, kapsamı gittikçe artırılarak devam etmesi lazım. Bir de vatandaşın da devlete çok iyi yardımcı olması lazım. İhbar mekanizmasının çok iyi işlemesi gerekiyor. Savcılara, hakimlere her yönden destek olunması gerekiyor. Çünkü karşı moral propaganda yapıyorlar. Yani hakimleri ve savcıları yıldırmaya yönelik, polisi yıldırmaya yönelik propaganda yapılıyor. Buna karşı polise, hakimlere ve savcılara karşı moral propaganda yapılması gerekir. Ve var gücümüzle desteklememiz lazım. Devlete, polise, savcılara ve hakimlere destek olmak çok önemlidir. Yapsınlar biz de seyredelim olmaz. Çünkü devlet millete sırtını dayıyor. Devlet milletin içinden çıkıyor. Polis ve hakimler, savcılar da bizim kendi evlatlarımız, kendi kardeşlerimiz. Onlara çok güçlü şekilde sahip çıkmamız lazım. Ve her türlü bilgi, istihbaratı aktarmamız gerekiyor. İddia edilen Ergenekon örgütü çok çakal, çok it, çok sırnaşık bir örgüttür. Yani yedi canlıdır. Sonuna kadar takip edilmesi lazım. Yılan gibidir yani kafasını kessen bile gövdesi oynar. Kuyruğu bile kalsa biliyorsun, kuyruğu bile oynuyor yılanın. Böyledir. O yüzden vatandaşlarımız Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti yıkmaya azmetmiş, karar vermiş, bu gözü dönmüş iblis ordusunu, şeytan ordusunu durdurmak için var güçleriyle devam etmeleri lazım. Yani doğrudan şeytanın yönetimindedir. Net deccal ordusudur. Klasik deccal ordusudur. Deccalin Mehdiyet’e karşı, kendince oluşturmaya çalıştığı bir güçtür. Onun için devletimiz güzel bir atak yapmışken eğer yarım bırakılırsa veyahut çeyrekte bırakılırsa çok vahim olabilir sonucu. Sonuna kadar götürülmesi lazım. Ve kararlı ve çok azimle götürülmesi lazım. Sonunda kendileri de kurtulacak çünkü, iddia edilen Ergenekon Örgütü mensupları da kurtulmuş olacaklar. Tehditten kurtulacaklar, aşağılanmaktan kurtulacaklar, şantajdan kurtulacaklar, katilliğe mecbur edilmekten kurtulacaklar, hırsızlığa mecbur edilmekten kurtulacaklar, vatan hainliğine mecbur edilmekten kurtulacaklar. Adamlar korkudan her türlü, her şeyi yapıyorlar. Onun için iddia edilen Ergenekon örgütüyle mücadele, vatanseverlik görevidir. Müslüman, Türküm diyen herkesin, var gücüyle iddia edilen Ergenekon örgütüne karşı mücadele vermesi lazım.
VTR-SAİD ÖZDEMİR AĞABEY
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman’ın aslanları varken, bu şahs-ı manevicilere yer dar. Dünyayı dar ediyor Hocamız, maşaAllah. Kafalarına kafalarına nurla, ışıkla vuruyor inşaAllah. “İsa (a.s.) da gelecek, Mehdi(a.s.) da gelecek” diyor, “İttihad-ı İslam da olacak ve bu yüzyılda olacak” diyor, inşaAllah. Bu ne demektir? “Mehdi (a.s.) geldi, İsa (a.s) da geldi; fakat görünmelerine az kaldı, zuhuratlarına az kaldı.”
“Seyfullah Aktar, Cübbeli’nin bir muhibbi, bir ihtimal de Cübbeli’nin kendi de yazıyor olabilir. Çünkü Cübbeli’nin etrafında, benim bildiğim, onun samimi olarak yaptıklarını destekleyen biri olabileceğine ihtimal veremiyorum. Yani çocuk olsa anlar bunu, bunda anlaşılmayacak bir şey yok ki. Çok sarih. Ben hakikaten bilmiyordum bu şahsı. Mutaassıp yetişmiş, içine kapalı yetişmiş, biraz da çocuksu biri zannediyordum. Meğer böyle birisi değilmiş bu, yani tahmin tahayyül edemeyeceğimiz birisi, insanın aklına hayaline gelmeyecek birisi. Acayip pervasız, son derece rahat ve çok yüzeysel düşünen bir insan.
Kardeşimiz diyor ki; “Hocam ben bir haftadır her gün programınızı izliyorum. Namazdan, oruçtan, zekattan detaylı olarak bahseder misiniz?” Şimdi Bayram, canım kardeşim, herhalde Alevilere karşı da biraz alerjisi var kardeşimizin. Alevilere bir kere söz ettirmem. Onlar benim canım. Onlar benim ruhum. Onlar Hz. Ali (r.a)’ın aşıkları, onlar sevgi insanları. Onları ben çok seviyorum Alevileri, Caferileri, hepsini, Sünnileri hepsi benim kardeşim. Şimdi Bayram çözüm nedir biliyor musun? Sana güzel bir çözüm gösteriyorum. En sağlam yolu sana gösteriyorum, en sağlam. Ne yazıyor orada? Büyük İslam İlmihali, Ömer Nasuhi Bilmen Hocanın. Büyük İslam İlmihali. Bunu aldığında, ne Cübbeli’nin hurafeleri karışır, ne ilave bir kelime karışır ne eksik karışır. Beş vakit namazın farzını, vacibini, sünnetini, mendubunu, müstehabını, bütün detaylarıyla buradan öğrenirsiniz. Oruç nasıl tutulur buradan öğrenirsiniz. Zekat nasıl verilir buradan öğrenirsiniz. Fıkıh öyle televizyon ekranlarında on dakikada anlatılacak bir konu değildir. Bunun çok detayları vardır. Mesela namazın da zelletül-kariye ait meseleler vardır. Taharete ait meseleler vardır. Temizliğe ait meseleler vardır. Abdeste ait meseleler vardır. İnce ince detayları vardır. Burada sathi sohbetlerle, bu kısaca zaman içersinde bu anlatılmaz. Gerçek samimi olan insan, tahkiki imanı kazandıysa, iman derinliğini kazandıysa, açar ilmihali bakar. Bak hepsi mesela orucun vakti diyor, orucun şartları, detay detay anlatmış Hocamız. Ömer Nasuhi Bilmen kim? Bu yüzyılın en mükemmel fıkıh alimidir. Bu son yüzyılın on dördüncü yüzyılın, en mükemmel fıkıh alimidir. Ehl-i Sünnet’te tam ittifak vardır Hocamızda. Kimse, Ömer Nasuhi Bilmen yanlış konuşuyor demez. Bak namazlarda rüku; rükunun şartları anlatılmış madde madde madde. Diyor ki: “İmama rüku halinde yetişen kimse, ayakta tekbir alıp, ondan sonra rükua gider. Bu tekbiri, rükua yakın vaziyette alırsa namazı bozulur, imama uymuş olmaz.” Bunlar ince detaylar. Bunlar beş dakikada burada anlatılacak konular değildir. Fıkıh öğrenmek isteyen ne Cübbeli’ye gitsin, ne kubbeliye gitsin, ne oraya ne buraya. Gideceği yer Büyük İslam İlmihalidir. Cübbeli’ye giderseniz, aklınıza hayalinize gelmeyecek yollara sokarlar seni. Hurafenin içinde boğulursun, yanlış bilgilere gidersin. Hatalı hareketler yaparsın. Onun için fıkıh öğrenmek, fıkıh çok ciddi bir konudur. Çok ehemmiyetli bir konudur. Böyle yüzeysel anlatım olmaz. Detay detay çok iyi düşünülerek ve üstünde tekrar tekrar durularak kavranması gereken bir konudur. Mesela “imamet ve cemaat” diyor. Cemaate uymak nasıl olur, namaz kılmak, burada çok detay verilmiş. Anlatırsın adamın aklında yanlış kalabilir ama harfte yanlışlık olmaz. Adam yanlış anladıysa bir daha okur, bir daha okur, tam doğrusunu öğrenir. Ama konuşurken yanlış hafızasında kalabilir. Mesela ben ne konuştum diyorum adama, az bir şey kalıyor aklında bazen. Bazı şeyler yanlış kalabilir, yazı kalır. Yazı tekrar tekrar incelenecek, asla değişmeyecek bir şeydir Allah’ın dilemesiyle, dolayısıyla yazıyla hareket edilmesi lazım. Mesela bak “hadesten taharet, necasetten taharet, setr-i avret, kıbleye yönelmek, vakit, niyet” bunların hepsi ayrı ayrı bir konudur. Detay konulardır bunlar. Mesela “iktitaf tekbiri, kıyam, kıraat, rüku, sücut, kaide-i ahire (son oturuş)” bunlar çok önemli. Biz bunları beş dakikada burada anlatabilir miyiz? Şimdi Bayram, bir de senin bilmediğin bir konu var. İnsanlarda en önemli şey, tahkiki imandır. Bak Cübbeli ağabeyiniz bile adam söylüyor; “imanın zayıf olduğunu, gücünün zayıf olduğunu” açık açık söylüyor, Neden biliyor musunuz? Kendisi söylüyor; “az düşüneceksin” diyor. “Düşünmeyeceksin” diyor. “İnsanın kafası bunu kaldırmaz” diyor. “Kocakarı imanı gibi iman etmek lazım” diyor. Ne demek biliyor musun kocakarı imanı dediği, tabi çirkin ifade kocakarı ifadesi. Bazı yaşlı hanımların düşünmemesini örnek gösteriyor. Düşünmemesini, sathi karar vermelerini, onun gibi. Halbuki din derin düşünme üzerine kuruludur. Allah derin derin düşünmeyi Kuran’da bize emrediyor. Onun için kendisini anlatırken nasıl imanının zayıf olduğunu nasıl güçsüz olduğunu ve etrafındaki insanlarında, oradaki kardeşlerimizi tenzih ederim, nasıl imanlarının zayıf olduğunu, nasıl güçsüz olduklarını, çok kapsamlı, detay ve deliller vererek anlatıyor. İsterseniz dinleteyim. Neden? Çünkü tahkiki imanın üstünde durmuyor. İlmel yakinin üstünde durmuyor, aynel yakinin üstünde durmuyor. Yani Allah’ın varlığını ve birliğini ortaya koyan delilleri, iman hakikatlerini incelemiyor. O zaman çok yüzeysel bir imana sahip oluyor Allahualem. Onun sonucunda da manen hasta oluyor ve o hastalığının sonucunda da bu tip olaylar meydana geliyor. Mesela bak Seyfullah kardeşimizin sorunu da o. Bir iman zaafı hissediliyor. Çünkü bu arkadaşlarımız bir kere İttihad-ı İslam konusundan hiç bahsetmezler, Türk-İslam Birliği’nden hiç bahsetmezler, Mehdi (a.s.)’dan bahsetmezler, Mehdi (a.s.)’a olan özlemden bahsetmezler, İsa Mesih (as)’ın gelişini isteyen, İsa Mesih (a.s.)’a aşkla sevgi duymaktan bahsetmezler. Bu neden olur biliyor musunuz? İman zafiyetinden olur. Tahkiki imanda aynel yakin, hakkel yakin imanda, coşkulu bir iman vardır ve coşkulu iman coşkulu sevgiyi getirir. Tutku derecesinde sevgiyi meydana getirir. Allah’ın yarattıklarına karşı derin bir muhabbet meydana gelir. O zaman Resulullah (s.a.v.)’i göremeyen, onun torununu görmeye, Mehdi (a.s.)’a karşı kalbinde bir sevgi meydana gelir. Hiç olmazsa dünyada biz onu görelim der. İsa Mesih (a.s.)’ı görelim der. İsa Mesih (a.s.) çünkü Peygamber. İki bin yıl sonra geliyor. Çok büyük bir müjde. Bir başka boyuttan dünyaya alınıyor. Nefes kesecek bir olay. Bunların üstünde durmamalarının nedeni, bu konulardan kaçmalarının nedeni nedir? İman zafiyeti. Çünkü iman zafiyetine göre, Mehdi (a.s.) zaten gelemez. İsa Mesih (as) zaten inmez. Zaten ahiret de yoktur iman zafiyetine göre, haşa Allah da yoktur. Zayıf imanlarından dolayı bu hale geliyorlar. İman zafiyeti var. Bediüzzaman da diyor: “Ahir zamanın en önemli meselesi iman zafiyetidir” diyor. Deccal nerden vuruyor? İman zafiyeti noktasından vuruyor. Deccalin zoru nedir? İnsanların imanını zaafa uğratmak, imanını zayıflatmak. Darwinizm’in amacı nedir? İnsanların imanını çalmak, iman yönünden çökertmek değil mi? Gece gündüz bunu çalışarak, yüzde 99 netice aldılar dünyada. Bakın yüzde 99 insanların dünyada imanlarını ellerinden aldılar. En mühim meselenin iman meselesi olduğunu da buradan anlıyoruz. Ben onun için en hayati noktanın üstüne duruyorum hep iman konusunun üstünde duruyorum. Hep tahkiki iman, Allah sevgisi, Allah korkusu, Allah’a inanç, Allah’ın birliği, şirk koşmamak, Kuran’ın yeterliliği, en hayati konuları ön plana alıyorum. Şeytan da buna çok kızıyor, çok öfkeleniyor. Onun için insanları tetikliyor. Diyor ki; “İman konusunu esas haline alma, tahkiki imanı esas haline getirme, Cübbeli gibi hurafe anlat.” Ben hurafeleri boğacağım. Hurafeleri yok edeceğim. Ben anti hurafeyim. Ben Kuran muhibbiyim. Kuran’ı yeterliliğini anlatırım. Asr-ı saadet Müslümanlığını savunuyorum. Aynı Asr-ı saadet neyse ben onu istiyorum. Peygamberimiz (s.a.v.) nasıl tefsir ettiyse Kuran’ı, o şekilde yaşanmasını istiyorum. Bunun dışında bir hayata müsaade etmem. İlimle, bilgiyle ve akılla.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Dün kızımın kaçırılması ile ilgili bir mailimi aldınız ve kızımın resmini göndermemi istediniz. Sorunuma ilgi duymanız ve yapacağınız bütün yardımlar için Allah razı olsun diyorum. Saygıyla ellerinizden öpüyorum. Daha fazla bilgi gerekirse, aşağıda adres ve telefon bilgilerimi veriyorum. İsmim Mustafa Samut, kızımın ismi ve soyadı Ümmühan Samut.” Bağlantıya geçin de bu insanla, telefon açın telefonunu da vermiş. Ümmühan Samut’u görenler bunun hakkında mutlaka bir bilgisi olmuşlardır. Ya çarşıya çıkmıştır ya sokakta görmüşlerdir. Hemen polise haber versinler. Savcılığa da olabilir, en yakın savcılığa olabilir, polise olabilir. İsmi Ümmühan Samut bu kızkardeşimizin. Bakın Ümmühan Samut, gören kardeşlerimiz diyecekler; Ümmühan Samut kayıpmış biz bunu gördük, falanca yerde bulduk diye 155’e haber versinler, polise haber versinler. Bakın, Ümmühan Samut. Bunu illaki bir yerde görmüşlerdir bu çocuğu. Elbisesini değiştirmiş olabilirler. O kravatını, gömleğini çıkartmış olabilirler. Saçını çözebilirler ona göre de düşünün. Burnundan, dudaklarından, genel yapısından, detayları söyleyeyim ona göre dikkat etsinler. Yani belirgin bir şey yok. Ama değişiklik yapabilirler şimdi detay vermek istemiyorum. Çünkü o kaçıran da uyanıktır. Muğla’da, Milas Kafaca Köyü’nde kaçırmışlar. Muhtemelen yakınlarda bir yerde olabilir. Başka uzak bir yere de kaçırmış olabilirler. Ama muhtemelen bir yerde saklıyorlardır. Kaçıranın kim olduğunu da söylesin kardeşimiz. Kaçıranın da resmini göndersin bize o çok önemli. Kaçıran şahıs ortadan kaybolduysa, o çocukla bağlantısı olan kişi ortadan kayboldu, bulunamıyorsa zanlıdır. En azından zanlıdır. Zanlı da olsa biz ihtiyaten bildirmekle mükellefiz. Değilse özür dileriz. Bir şey olmaz kusura bakmasın, ne yapalım, inşaAllah. Ama muhtemelen odur inşaAllah. Yalnız bunu yarın basına da verin de. Gazetelerle görüşün yarın. Rica edin bütün basında çıksın. Özellikle sağ basından başlayın. Gazetelerin hepsinde kapaktan çıksın, inşaAllah. İnternet sitelerine koydurun. Tanıdık internet sitelerine, yahut tanımayan da olsa rica edin, istirham edin. Bu çocuğun arandığına dair bir haber çıkarsınlar. Bir de kim kaçırdıysa densizlik yapmasın, en azından çocuğu bıraksın. Cahildir bu alan. Kanun hukuk da bilmiyor, çok ağır cezası. Şimdi korkudan da bırakmıyor olabilir. Nasıl olacak o zaman? Şimdi bu çocuğu bıraksın adam. Ailesi şikayetçi olmayabilir en fazla. Ama her halükarda kamu hukukundan dolayı dava açılacak hakkında. Mutlaka yakalanır. Artık razı olacak yatacak. Ailesinin yapacağı en iyi iyilik şu olabilir, şikayetçi olmayabilir. Başka da bir şey olmaz. Çocuğun kendi şikayetçi olmayabilir, en fazla yapacakları iyilik bu olabilir. Ama her halükarda yatacak bir süre. Yapmış artık bir hata olmuş, inşaAllah.
Bu kardeşimiz de Mustafa, bu da Osman Ünlü hocamızın muhiblerinden. Osman Ünlü’nün hatası aynı Cübbeli gibi. Cübbeli; “beş yüz yetmiş sene” ilave yaptı, Osman Ünlü de; “bin yıl” ilave yapıyor “Mehdi (a.s)’ın gelişi için.” Kaynak var mı? Kaynak yok. Bütün Türkiye’nin gözünün içine baka baka, bin yıl dediği halde İmam-ı Rabbani, Hoca Efendi “iki bin yıl” daha ilave edip “üç bin yıla” çıkartıyor. Bunu bırakacak, dürüst olacak. Samimi olacak. Bizim istediğimiz bu. Çok kitap okumuş olması önemli değil. Hocamı tenzih ederim ben de, Cenab-ı Allah “kitap yüklü eşeğe” benzetiyor öyle tipleri. Hocamızı tenzih ediyorum. Eşeğe de sen kitabı yüklersin. Mesela iki yüz kilo, üç yüz kilo eşek kitap taşıyabilir ama eşek. Ayet olduğu için söylüyorum, biz Hocamızı tenzih ederiz. Osman Ünlü hocamıza biz saygı duyuyoruz. Demek ki ezberde bir bilgi olması da önemli değil. Cübbeli’de de bilgi var ama bakın görüyorsunuz, düştüğü hallere. Bununla alakası yok bütün mesele samimiyet, derinlik akıl ve arif olmaktadır, candan olmaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) üniversite mezunu muydu? Hz. Musa (a.s.) üniversite mezunu muydu? Hz. İbrahim (a.s.) üniversite mezunu muydu? Medresede mi yetiştiler? Yok. Neydi? Hikmet vardı. Allah’ın Kitabı onlara yetiyordu. Allah’ın Kitabı ve hikmet, o kadar inşaAllah.
Sinan Gürsoy. Sinan, Şeyh Nazım Hocamız’ı sadece seveceksin o kadar. Ondan başka bir şeye gerek yok. Kardeşim dünya tatlısı ve çok sevimli bir insan mı değil mi? Bitti, başka bunun üzerine ne. Beş vakit namazında, herkese namazı tavsiye ediyor mu? Ediyor. Orucu tavsiye ediyor mu? Ediyor. Allah’a aşkı tavsiye ediyor mu? Ediyor. İstiyor mu? İstiyor. Müslümanlara Peygamber (s.a.v.) sevgisini veriyor mu? Kuran sevgisini veriyor mu? Resulullah (s.a.v.)’in aline, ashabına karşı derin bir muhabbetle dolu mu? Nedir onun dışında istediğiniz? Daha ne olsun maşaAllah.
Mustafa ismin de güzel de, inşaAllah Allah aklını da güzelleştirsin. Ben Hüseyin Hilmi Hocamı bir kere çok severim. Ben onun ilmihali ile yetiştim.
ALTUĞ BERKER:Doğru Hocam bize de ilk tavsiye ettiğiniz oydu zaten hocam.
ADNAN OKTAR:İlk ben size ilmihal olarak ne aldırdım? Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın ilmihalini aldırttım ve ona şiddetle karşıydılar bak o zamanlar. Hüseyin Hilmi Işık Hocamız’a şiddetle karşıydı herkes. Ben her yerde Hüseyin Hilmi Işık Hocamı savunuyordum. Herkes bilir. Talebeleri de bilirler. Ben onların yayınevine giderdim. Harçlığımdan biriktirdiğim paralardan kitaplar alırdım. Ehl-i sünnetin önemine ait kitaplar alırdım, dağıtırdım. Kaç defa da başım derde girdi o yüzden. Bilmiyordum ben, okulda iki tane hanım kız vardı. Hüseyin Hilmi Işık Hocamız’ın kitaplarından götürdüm verdim. Çocuklar aldılar kitabı, öğlen camiye gittim namaz kılacağım. Birisi geldi. Birkaç kişi gelmişler böyle parkalı, sakallı, elinde tesbih çekiyor. “Bir dakika bakar mısın kardeş” dedi. Bakayım buyurun dedim. “Bu kitabı sen mi verdin?” dedi. “Evet ben verdim” dedim. “Sen ne hakla bu kitabı veriyorsun” dedi. “Ne var ki kitapta” dedim, “çok özür dilerim ben ne hata yaptım anlamadım” dedim. Hakikaten bilmiyorum, meğer nefret ediyorlarmış Hüseyin Hilmi Işık Hoca’dan. Uzun uzun saydı, anlattı. “Ben samimi buluyorum” dedim. “Kitapta acayip bir şey görmüyorum, yanlış bir şey varsa bana bildirin” dedim, “konuşalım” dedim, öyle savdım. O zaman böyle terörist kılıklı Müslüman olduğunu iddia eden tipler vardı, sonra kalmadı onlar. Askeri parkayla falan. Ağzında hiç sevgi olmayan, şefkat, merhamet olmayan, sadece muhalefeti iyi bilen kişiler. Ben de ne bileyim, ben iyilik yaptım zannetmiştim onlara, güzel, Allah rızası için. “Tamam, istemiyorlarsa kitap hediye etmeyiz” dedim. Sorun yok, “zorla bir şey yok zaten” dedim. Hüseyin Hilmi Hocamız çok mübarek bir insan, çok samimi bir Müslümandır ama Türkiye Gazetesinin, Darwinizm ile ilgili yaptığı çalışmaların haddi hesabı yok. Biz buna karşı uyardık Türkiye Gazetesini. Her haberi alıp koyuyorlar. Bak Tv5 bile yine evrim ile ilgili haber yapmış. Kardeşim, yani ne oluyorsunuz? İnsan gelen bir filmi incelemez mi, bakmaz mı? Gözü kapalı alıp yayınlıyorlar. Türkiye Gazetesi de gözü kapalı, “Anadolu Ajansı gönderdi” diyor. Anadolu Ajansı haşa vahiy mi yayınlıyor? Niye gözü kapalı alıyorsun? Baksana. Adam alenen evrimi savunuyor, anlamıyor musun? Niye yayınlarsın. Hüseyin Hilmi Hoca ısrarla bunu uyarıyor, anlatıyor. “Sakın ha, çeşitli ajanslar, çeşitli kaynaklar böyle haberler yayınlarlar, bunları gözü kapalı alıp yayınlamayın” diyor, evrimle ilgili. “Zarar verirsiniz Müslümanlara” diyor. Buna rağmen yayınlıyorlar. Ben de uyarıyorum. Osman Ünlü de, bakın burada kitapta açıkça görülüyor, bir daha göstereyim, Hocamız da görsün, Mustafa kardeşimize de göster Berker.
ALTUĞ BERKER: “Bu ümmetin ahirliği, ikinci binin başlaması ile başlar. Yani Resulullah Efendimiz (s.av.)’in irtihalinden (vefatından) itibaren.”
ADNAN OKTAR: Yani “Peygamberimiz (s.a.v) vefat ettikten sonra, bin sene geçtikten sonra, ikinci bin yıla geçtikten sonra Ahir zaman başlar” diyor.
ALTUĞ BERKER: “Şeriatın teyid hasletleri, milleti tecdidi bu ikinci bindedir. Bu davanın doğruluğuna adil şahid, İsa (a.s)’ın, Mehdi (a.s.)’ın bu bin içinde var oluşlarıdır.”
ADNAN OKTAR: Demek ki, bin bitince ikinci binde Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.) geliyormuş. Biz kaçtayız? 1432. O zaman Mustafa Kardeş haklı mıymışım? Haklıyız. Ben nasıl konuşuyorum? Delille konuşuyorum. Osman Ünlü Hoca ne konuşuyor? Hayali. Olmaz.
ALTUĞ BERKER: “Bilesin ki, Resulullah (s.a.v)'in ümmeti arasından çıkanlar pek kamildirler. Yani Resulullah (s.a.v) Efendimizin irtihali (vefatı) üzerinden bin sene geçtikten sonra isterse az olsunlar. Onların pek kemalli olmaları şunun içindir ki, şeriatın takviyesi pek tamam şekliyle hasıl olan, aradan bin sene geçtikten sonra, Mehdi (a.s.)’ın gelişi de bunun içindir.”
ADNAN OKTAR: “Bin sene geçtikten sonra. Resulullah (s.a.v)’in vefatından sonra.”
ALTUĞ BERKER: Evet hocam.
ADNAN OKTAR: Osman Ünlü Hoca ne diyor? “Üç bin.” Şimdi doğrusunu söylemek de bir hata yok.
-VTR- (OSMAN ÜNLÜ)
ADNAN OKTAR: Bak “İbni Hacer Mekki Hazretleri’nin kitabında” diyor “200 tane Mehdi (a.s)’ın alametlerinden hiçbirisi yok” diyor.
ALTUĞ BERKER: Kabe baskının haberini onlar vermişti ilk gün Hocam. Hem de Türkiye Gazetesi’nde.
ADNAN OKTAR:Hayır kardeşim o zaman say de ki: “alametler bunlar, bunlar da olmadı” de. Hep ezberden konuşuyor. Mesela al Mektubat-ı Rabbani’yi göster. 3 bin nerede görünüyorsa gösterirsin. Bak biz zum yapıp gösteriyoruz. Sende göster. Doğru söylemiyorsun Osman Ünlü Hoca. Doğru söylemiyorsun. Çoluk çocuğu da yanlış yönlendirmişsin. Bak Mustafa da yanlış bilgi almış. “Deccal yok” diyor. “200 tane de alamet, hiç biri çıkmadı” diyor. Aynı Cübbeli gibi. Al birini vur ötekine derler ya. Aynı. 200 tane alamet çıkmadıysa dersin ki Kabe baskını olmadı, 15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları olmadı, iki tane kuyruklu yıldız çıkmadı, Fırat’ın suyu kesilmedi, Irak işgal olmadı, Afganistan işgal olmadı, Azerbaycan işgal olmadı, Dünyanın yüzde 99’u dinsiz olmadı. Materyalist, Darwinist bir sistem dünyaya hakim olmadı, dünyaya zulüm hakim olmadı, bir milyar insan katledilmedi, binalar yerle bir edilmedi. Say bunları. Ne Lulin çıktı de, ne Halley kuyruklu yıldızı çıktı de, hiçbiri olmadı de. O zaman konuşuruz. Bunların hepsinin olduğunu bildiğin halde niye hiçbiri çıkmadı diye bütün milletin gözünün içine baka baka reddediyorsun? “Hiçbiri çıkmadı” diyor. Hatta onların deccal alameti olarak; “hanımların çıkıp şarkı söylemesinden” bahsediyorlar. Kendi kitabında yazıyor, kitaplarında. “Deccalin çıkış alametidir” diyor. “Hanımların çıkıp televizyonda, açıkça alenen şarkı söylemesi. Yani şarkıcı kadınların çoğalması” diyor. Kardeşim sen TGRT’de şarkıcı hanımları siz kendiniz bizzat çıkartıp şarkı söyletmiyor musunuz? Tef, darbuka, kanunla yeri göğü inleterek değil mi? Şeyhiniz Enver Ören Hocamız da el çırpıyor, tempo tutuyor. Ön sırada oturuyor. O da o tarafı şenlendirmeye çalışıyor kendince. Siz de bunu deccal alameti diyorsunuz. Mustafa Allah aşkına kafanı aç.
“Selamun Aleykum.” Hocam diyor ki; “Cübbeli konusunda niye böyle bir açıklama yapıyorsunuz” diyor. Cübbeli konusu, herhangi bir konu değil. Cübbeli hangi mihraklar tarafından destekleniyor, biliyor musunuz siz? Eğer biz müdahale etmeseydik, Allah böyle belasını vermeseydi, neler olacaktı biliyor musunuz siz? Ve Fatih Altaylı’nın böyle bu kadar coşkuyla onu desteklemesi ve basının bir kısım basının onu bu kadar desteklemesinin altında yatan nedeni siz biliyor musunuz? Biraz düşünsenize. Bu desteğin altında ne var düşünmüyor musunuz siz? Türkiye’nin, Kuran’a, İslam’a yaklaşması, İttihad-ı İslam’a doğru gitmesi, Türk-İslam Birliği’ne doğru gitmesi, bazı malum odakları dehşete düşürdü. Can havliyle bu tip kişilere sarıldılar. Ve böyle bir şey olacağını hiç tahmin etmiyorlardı. Yani bizimle böyle ustaca bu konuyu böyle engelleyeceğimizi hiç tahmin etmiyorlardı. Onların planı bambaşkaydı. Yani Cübbeli’yi tenzih ederim de neyse şimdi onu başka bir konuda anlatayım. Şimdi Cübbeli illaki alınacak çünkü onu söylersek. Tahmin tahayyül etmediğiniz olaylar dönüyor Türkiye’de. Ben durduk yere böyle bir olaya müdahale etmem bir fevkaladelik görmesem. Yani Cübbeli sizin zannettiğiniz gibi birisi değil. Yani göründüğü gibi değil. Özel hayatı adamın bambaşka. Konuşma üslubu, hayatı, yaşantısı bambaşka. Ama takva adına ortaya çıktığı için, sünnet adına ortaya çıktığı için insanların gözüne bir manevi perde geliyor, göremiyorlar. Meydana getireceği tahribatı da göremiyorlar. Ben bu tahribata engel oldum. Yani çok şiddetli tahribat yapacaktı. Bir kere Alevi Sünni çatışması için, tam müsait bir tipti. Şii çatışması için tam müsait bir tipti. Biz engelledik. Ağzını ben düzelttim. Allah’ın dilemesiyle. Bak şimdi ne diyor Aleviler için “ehl-i kıble onlar” diyor. Yani kalbinde olanı söylüyor mu? Allahualem kalbinde olanı söylemiyor. Ama olsun. Hiç olmazsa diline getirttik, vesile olduk. Kalbinde olan malum, inşaAllah, Allahualem. İran hakkında düşündükleri; İran’la Türkiye’nin savaşması çok önemli bir konu Avrupa için. İran’la Türkiye’nin savaşmasını kim engelledi? Kardeşlerimiz bir bunu düşünsünler. Bu savaşı kimler engelliyor? Bir de savaşı kimler körüklüyor? Bir de bunlara baksınlar. Alevi Sünni çatışmasını kimler alttan tetikliyor? Kimler durduruyor? Durdurdu ve tamamen ortadan kaldırdı. Bir bunlara da bir baksınlar. MazAllah mevzubillah yani Türkiye yerle bir olurdu eğer müdahale edilmeseydi. Allah’ın izniyle. İrtica ayyuka çıkardı. Dinsizlik ateizm de kol salacaktı. Bak Türkiye’nin dünyada başka benzeri yok. Yüzde 95 Darwinizm’e inanmıyor. Bak dünyanın yüzde 99’u inanıyor, Türkiye’de de yüzde 95 inanmıyor.
ALTUĞ BERKER:Vesilenizle Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah vesile etti.
-VTR- CÜBBELİ
ADNAN OKTAR:Şimdi ben bunları bıraksaydım, Cübbeli bu kafada devam etseydi, bunu mu istiyorsunuz? Yoksa son hizaya gelmiş halini mi istiyorsunuz? Bak onu kim hizaya getirmiş, onu da görmeniz lazım. Ağzı değişti. “Ehl-i kıble onlar” diyor.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, iki sene sonra siz söylettirdiniz onu da.
ADNAN OKTAR:İki seneden beri uğraşa uğraşa ben bunu söylettim. Bir de bırakılsaydı bu ne olurdu bir düşünün? Ama tabii çıksa dese ki Cübbeli; ben birçok konuda hata yaptım. Bediüzzaman konusunda hata yaptım. Şeyh Nazım Kıbrısi konusunda hata yaptım. Allah beni affetsin, ben de insanım cahil bir insanım, yeni yetişiyorum, insanlık hali, Allah affetsin. Kardeşlerimiz de hakkı geçenler, hakkım geçtiyse diğer kişilerden, Şeyh Nazım Hocamız’dan, hepsinden de özür diler, konu biter. Bu kadar. Yani biz düzeldiğinde hizaya geldiğinde takdir ediyoruz. Tebrik ediyoruz.
“Hocam lütfen okuyunuz” diyor. Sinan tamam güzel anlattığın zaten, güzel bir şey ben bir şey demiyorum. Şeyh Nazım Hocamı ben senden kat kat kat fazla seviyorum. O konuyla ilgili ben zaten bir şey demedim, nereden çıkarıyorsun? İlla okumamı istiyor. Diyor ki Şeyh Nazım Hocamız için; “kutublardan biri olduğuna artık hiç şüphem kalmadı” diyor Şeyh Nazım Hocamız için. Doğru. Ben söylediysem bana inanman lazım. Ama şimdi bunları gündeme getirmenin ne alemi var. Şöyle zannediyordum böyle olduğunu anladım, şöyle anladım. Ben bunu anlatmam. “Niye okumuyorsunuz?” diyor. Okumam ne gerek var. Şimdi “ben şöyle zannediyordum, böyle olduğunu anladım, çok iyi oldu.” Buna gerek yok ki. Bütün olarak biz Şeyhimizi seviyoruz, bu kadar. Kim ne derse desin.
“R.Yaman” yine Şeyh Nazım Hocamızla ilgili. Siz Hocamızı dinleyin, genel haline bakın. Siz oturup “şunu niye şöyle söyledi, bunu niye böyle söyledi”, bakın gerek yok bunlara. Bu insan çok tatlı bir insan, çok şeker bir insan. Allah sevgisiyle coşkun mu? Gece gündüz Allah’ı anıyor mu? Namazlarını kılıyor mu? Herkese tavsiye ediyor mu? Oruçlarına titiz, hacca titiz, bütün Müslümanları kucaklıyor. Neşeli, sevinçli, espritüel, sempatik, bitti yani. Orada oturup ne ince ince detaylara giriyorsunuz. Değil mi?
Alparslan “TRT yine evrim propagandası yaptı” diyor. İstediklerini yapsınlar. Havalarda uçsunlar. Şakır şakır cevabını veriyoruz. Bak cevap nasıl? Cevabıma dikkat edin bakın. Türkiye’nin yüzde 95’i evrime inanmıyor. TRT var gücüyle yayın yapsa, gece gündüz anlatsa kaç yazar, iş bitmiş zaten. Amerika’dan falan ağa babaları geldiler buraya, toplantı yaptılar evrimciler. Dediler ki; “Türkiye için ne diyorsunuz?” dediler adamlara sordular. Bakın tarihi bir cevap verdiler. “Türkiye gitti” dediler. “Yani artık evrim teorisinin Türkiye’de anlatılması, bu konuda halkın ikna edilmesi mümkün değil” dediler. “Malum şahıstan dolayı” dediler. Bütün Avrupa’da on binlerce yazı çıktı Avrupa’da benimle ilgili. Bir tane, iki tane değil, Avrupa’da. Bakın hepsinde aynı konu işleniyor. İnternet sitelerinde, gazetelerde, radyolarda, dergilerde, televizyonlarda. Hepsi aynı bir konuyu işliyorlar. “Türkiye gitti” diyorlar. Türkiye’de yapacak bir şey yok onlar için.” Onun için TRT suzinak makamından böyle rast peşrev çekiyor. İstedikleri kadar anlatsınlar, kimse dinlemez. Milletin uykusu gelir yani. Biz ona gerekeni yaparız.
ALTUĞ BERKER:1970’lerde yüzde elliye elliydi Hocam, vesilenizle.
ADNAN OKTAR:EvelAllah evelAllah. İlim kılıcını böyle çekince şimşek gibi parladı. Yine söylüyorum, ilmihal bilgisi olarak, Ömer Nasuhi Bilmen’in Büyük İslam İlmihali. Ne Cübbeli’yi dinlesinler, ne şunu, ne bunu. Kardeşlerimiz ilmihal bilgisini, bu güvenilir, muteber, tartışılmayan, herkesin iftiharla okuduğu bu eserden elde edebilirler. En ince detaylarına kadar, inşaAllah. Bir de gayet güzel sadeleştirilmiş, Türkçeleştirilmiş, anlamadım falan da yok. Eskiden biraz dili ağırdı. Türkçeleştirildiği için dili de ağır değil. Nefis, herkese tavsiye ederim. Kuran meali olarak da; Ali Bulaç’ın Kuran meali çok güvenilirdir. Kuran tefsiri olarak da kim var?
ALTUĞ BERKER:Elmalılı Hamdi Yazır, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Başka? En sağlamı Ömer Nasuhi Bilmen’dir, inşaAllah. Başka yeni tefsirler var ama Elmalılı tefsiri hakikaten herkesin kabul edeceği bir tefsirdir. Öbür tefsirlerde az veya çok itirazlar olabiliyor. Fakat Elmalılı bizzat Atatürk’ün rahmetlinin talimatıyla, Elmalılı’dan istirham etmiştir Atatürk hazırlamasını, o devirde çok kapsamlı tefsiri hazırladı inşaAllah.
“Deist ve ateist platformda tebliğ görevimizi yerine getirmeye çalışıyoruz.” Tamam, güzel. Devam edin işte bakın bizim internet sitesinden, oradan bilgi alırsınız, anlatırsınız. Ne deist kalacak ne ateist kalacak. Teistle biten ne varsa hepsini etkisiz hale getireceğiz. Doğruya yönelteceğiz inşaAllah.
Siz kapanışı yapın, ben ayetle bitireceğim inşaAllah.
SUNUCU:Bizi yarın 22.00’dan itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Asu Tv’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Meryem Suresi. Cenab-ı Allah Hazreti Meryem’i biliyorsunuz, bütün alemlerin hanımlarına üstün kıldı.
Şeytandan Allah’a sığınırım, 30. Ayet.
“(İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum.” Yani ilah değilim diyor. “Ben Allah’ın kuluyum. (Allah) Bana kitabı verdi ve beni peygamber kıldı." Ebcedi 1410, 1412 ve 1462 tarihlerini veriyor. İnşaAllah."Nerede olursam (olayım,)” isterse üçüncü boyutta olsun, isterse dördüncü boyutta olsun “beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti. Anneme itaati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı. Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de." 1987, 2007 ve 2057 tarihlerini veriyor ayet. 1987, 2007 ve 2057. “İşte Meryem oğlu İsa; hakkında kuşkuya düştükleri "Hak Söz". Allah'ın çocuk edinmesi olacak şey değil. O Yücedir. Bir işin olmasına karar verirse, ancak ona: "Ol" der, o da hemen olur.” Evrim geçirmez. Hemen yaparım diyor Allah. Hemen yaratırım diyor. Ol dediğimde. İnsan için de nasıl yaratıyor Allah? “Ol” diyor oluyor. “İçlerinden (birtakım) gruplar ayrılığa düştüler.” Mezheplere, cemaatlere bölündüler.“Artık büyük bir günü görmekten dolayı, vay inkar edenlere” diyor tabii küfre de işaret var burada. "Ey Harun'un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi”diyorlar Hz. Meryem’e “ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi." Görüyor musun hep cinsellikle ilgili suçlamalar. Hep Mehdilere, mürşidlere, Allah yolunda olan insanlara, Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında da, Peygamberimiz (s.a.v)’e de hep cinsellikle münafıklar rahatsız etmeye çalışmışlardır. Çünkü onların kafası başka bir yere çalışmadığı, için cinselliği de çirkin bir şey olarak gördükleri için. Halbuki helal olan cinsellik çok büyük bir nimettir. Ama cinselliği onlar toptan lanetlenmiş olarak görürler. Çok çirkin bir şey olarak görürler. Halbuki cinsellik sevginin en yüksek ifade şeklidir. Ama helali olması şartıyla. Haram olanı Kuran lanetlemiştir. Cenab-ı Allah Kuran’da lanetlemiştir.
Ne yapıyoruz?
ALTUĞ BERKER:HarunYahya.Tv’den devam ediyoruz.


