23 Aralık 2010 Perşembe

Adnan Oktar'ın Kaçkar TV'deki canlı röportajı (22 Aralık 2010)

SUNUCU: İyi geceler sayın seyircilerimiz ve dinleyicilerimiz. “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar TV,

Tokat Turhal Super TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.TV sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.

ADNAN OKTAR: “Sevgili Adnan Hocam. Selam ederek sualimi sormak istiyorum.” Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Hocam, Flash TV’de Şeyh Nazım Kıbrısi Hocamız’ın bir sohbeti yayınlandı” diyor, öyle mi?

ALTUĞ BERKER: Haberlerde çıkmış Hocam, evet.

ADNAN OKTAR: “Başbakan’a ve Cumhurbaşkanı’na sitem ediyor” diyor. Benim Hocam haklıdır. Şeyh Nazım Hocam’a kimse bir şey demesin. Ne diyorsa, doğru söylüyor. Ben onu çok seviyorum. Böyle mübarek mürşidler bir şey söylediği zaman, oturup böyle ince ince karıştırılmaz. Güzel söylemiş, hak söylemiş denir, sevgi ile karşılanır. Oturup, işte şurada şu mantık var, burada bu mantık var olmaz. Sevgi gözü ile baktın mı, konu hallolur, oturup detaya girmaya gerek yok. Cumhurbaşkanına öyle diyorsa, Başbakan’a öyle diyorsa, onlar da gerekeni yaparlar. Ne istiyorsa, güzel, meşru bir talebi varsa yerine getirirler. Özetle; Pirifanidir, muhterem büyük bir Şeyh Efendidir. Bütün ömrünü Allah’a, İslam’a, Kuran’a vakfetmiş bir insandır. O coşku ile, o candanlıkla, o sıcaklık, rahatlıkla, özgür bir kafa ile, özgür bir ruhla her şeyi beyan ediyor. Canı ne ister söylüyor, içinden geçeni söylüyor. Ondaki o samimiyete bakmak lazım, güzel gözle bakmak lazım, hayra yormak lazım, bu yeterlidir. Hayra yoracaksınız, güzel gözle bakacaksınız.

Kardeşlerimizin en çok dikkat edeceği şey, münafıklardır. Münafıklar Müslümanların gücünü çok kırarlar, şevkini çok kırarlar. Münafık şeytani bir enerji ile bütün dünyada Müslümanların Müslümanlıktan vazgeçmesi için uğraşır. Ama İslam, Kuran ve hadis görünümünde bunu yapar. Mesela Hz. Hasan (r.a.) ve Hüseyin (r.a.)’ı çok kin ve öfke ile değerlendiriyordu münafıklar ama sezdirmek istemiyorlardı; çok öfkeliydiler. Karşılarına çıktıklarında çok takva bir görünüm ile çıkıyorlardı; Hz. Hasan (r.a.)’ın, Hz. Hüseyin (r.a.)’ın, Hz. Ali (r.a.)’ın yanına. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in ismi geçtiğinde, elini göğsüne götürüyor, çok muttaki görünüyor ama için için nefret ediyor. Kardeşlerimiz münafıkları çok nadir yakalayabilirler. Münafık bir nevi ruh hastası ve derin psikopattır, derin psikopat. Öyle tarif, tahayyül edilecek gibi olamaz. Onlar hep namus, iffet, Allah, Kitap, aile, bayrak, vatan gibi konuları öne sürerek ortaya çıkarlar, çok alçaktırlar. Mesela dikkat ederseniz Firavun nasıl ortaya çıkıyor? Vatan, millet; bunları ifade ederek ortaya çıkıyor. Vatanı elden götürecek bunlar, vatanımızı elimizden alacaklar, diyor Hz. Musa (a.s.)’a. Böyle kahpe ve çok alçak olurlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında münafıklar da hep namusu ön plana koyarak, cinselliğin mantığını kendi içlerinde namus bölümlerine, namus mantıklarına ayırarak, kendilerince namus fikirleri, namus modelleri ortaya çıkarttılar. Kuran’da da bunlara sık sık atıfta bulunur, Cenab-ı Allah böyle açıklamalarda bulunur. Hatta; “kadınlar sizin tarlanızdır, istediğiniz gibi varın” ayeti indi o zamanlar. Mesela Yahudiler, Müslümanların özgürce sevişmesinden çok rahatsız olmuşlardı; bir kısım Yahudiler, hepsi değil. Ve bir kısım münafıklar ortaya çıktılar, onları delil göstererek, Musevileri de delil göstererek Müslümanların aleyhinde propagandaya başladılar. Onların gayrı ahlaki davrandıklarını, namusa uygun davranmadıklarını, anormal bir cinsellik anlayışı içerisinde olduklarını söylüyorlardı, işte o ayet ondan sonra indi; “kadınlar sizin tarlanızdır, istediğiniz gibi varın” ayeti. Müslümanlara sınırlar getirmek, sınırlama, hayatlarını, neşelerini, cinsel hayatlarını, herşeylerini böyle açmaza sokup, bir tabu kılıfı içerisinde iğdiş hale getirmek istiyorlardı. Allah, o ayetle onu ortadan kaldırdı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in evliliklerine kafayı taktı münafıklar. Cenab-ı Allah dedi: “Teyzenin kızlarını, halanın kızlarını, amcanın kızlarını, kendini hibe eden kadınları, cariye olarak aldıklarını, nikahlı aldıklarını, Allah; ‘hepsini sana mahsus olmak üzere sana helal kıldı.’” Münafıklar da; şimdi o ayetin içerisinde Cenab-ı Allah diyor ya; “nikahla aldıklarını, kendini hibe eden kadınları”, o zaman da nikah da olmaması gerekiyor Müslümanlara diyorlar. Bakın, ‘dili eğip-bükme’, münafık üslubunu görüyormusunuz münafık sahtekarlığını? Münafığın gözü, tam deccal gibi şaşıdır. Tam kör gözlüdür münafık, bir yeri görür, bir yeri görmez. Halbuki ayette kastedilen açık, anlaşılmayacak bir şey yok. “Teyzenin kızlarını”, Müslüman bir teyzenin ancak bir kızı ile evlenebilir, ikinci kızı ile evlenemez. Çünkü birçok hikmeti vardır; belki malın bölünmesi, miras hukuku, birçok şeyi Cenab-ı Allah göz önünde bulundurarak onu yasaklamıştır. Bir teyze kızını alabiliyor; ama Peygamberimiz (s.a.v.)’e bütün teyze kızlarını alma özgürlüğü verilmiştir. Mesela bir Müslüman, halasının kızlarından yalnız bir tanesini alabilir, Cenab-ı Allah Peygamberimiz (s.a.v.)’e hepsini alabilirsin, diyor. Ama öbür konularda; Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında kendini hibe eden kadınlar, istedikleri gibi Müslümanlara hibe ediyorlardı. Hz. Hasan (r.a.)’a hibe ediyorlardı, Hz. Hüseyin (r.a.)’a hibe ediyorlardı, Peygamberimiz (s.a.v.)’e hibe ediyorlardı, öyle bir yasak yoktu. Allah sevgiye bir yasak getirmemiş. Çünkü evliliğin gayesi sevgidir, sevgiyi deşarj etmektir, sevgiyi yaşamaktır. Münafığa göre evlilikte gaye mal bölüşümüdür, çıkardır. Zengin olması gerekir, o malı alır; bir şekilde ele geçirir ve kadınsa, kadının işi bitmiş oluyor, erkekse, erkeğin işi bitmiş olur. Müslümanın tek amacı, Allah’ın tecellisi ile beraber olmaktır. Allah’ın tecellisinin güzelliğini yaşamaktır, ahiret kardeşini seçmektir. Ahiretteki o sevgiyi, o Allah’ın güzel tecellisini sonsuza kadar görebilmek arzusu ile, kastı ile evlenilir. Allah rızası için, Allah’ın bir lütfu ve nimeti olarak evlenilir. Cenab-ı Allah o ayeti indirdiğinde, yine münafıkların suratına bir tokat inmiş oldu ve böylece fitneyi ortadan kaldırmış oldu o ayetle, inşaAllah. Sonra Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hanımına iftira atmaya kalktılar. Münafıklarda alçaklık ve ahlaksızlık, hep namus ve iffet iddiası üstünde çıkar. Bakın, Kuran’a dikkat edin, bu kahpelerin kafası hep budur. Fakat özel hayatlarına baktığımızda; ya cinsi sapıktır, ya ahlaksızdır, ya üçkağıtçıdır, ya ırz düşmanıdır, yani mutlaka bir kahpeliği ve itliği çıkar. Nitekim de Cenab-ı Allah zamanı gelince de gösteriyor, gösterebilir de, inşaAllah.

Yaman isimli kardeşimiz. “Yurtdışında herkes 11 Eylül saldırısından sonra Müslümanlar’ın hepsini terörist zannediyorlar, bunu düzeltmek için ne yapmalıyız?” Ne yapmalıyız? Cübbeli’yi takip edeceğiz. Cübbeli’nin anlattıklarını dinleyeceğiz. Ne diyor? İran’ı Allah helak etsin, mahvetsin, diyor. Şiiler mahvolsunlar, diyor. İçinde Sünniler de var, onları da beraber, hiç farketmez, Allah orayı yıksın, diyor. Alevi? Alevileri de öyle, hepsinin pırasa gibi kesilmesi lazım. İşte bu kafa, bunu getirdi dünyaya. Bu eğitimi yaptırdılar ve bu kişileri öne çıkartarak bu mantık elde edilmiş oldu. Tabii ki Cübbeli mantığı yanlış. Tabii ki hurafe mantığı yanlış. Tabii ki bu acımasız mantık yanlış. Ama bunu ve bu kafadaki adamları kardeşlerimiz alenen desteklediler. Ve Müslümanları dünyada tecrit ettirdiler. Armagedonun önüne Müslümanları yem olarak hazır hale getirdiler. Büyük bir dünya savaşı için kitle katliamına uygun hale getirdiler Müslümanları. Mehdiyet de şu an bunu ortadan kaldırmak için mücadele ediyor. Bakın, “yurtdışında herkes 11 Eylül saldırısından sonra Müslümanların hepsini terörist zannediyorlar. Bunu düzeltmek için ne yapmalıyız?” Sen Cübbeli’nin kafasına uyarsan, olacağı bu işte. Mehdi (a.s.) çıkacak, Hristiyanları, Musevileri pırasa gibi doğrayacak. Alevileri, Bektaşileri, Caferileri doğrayacak dersen, ne olur? İşte bu olur. Bütün dünyayı karşına alırsın, bütün dünyayı kendine düşman edersin. Bakın bazı cahillerin yazılarına bakıyorum; İttihad-ı İslam’dan gaye, Ehl-i Sünnet’in birlikteliğidir diyor, buyrun. Tamam, Ehl-i Sünnet’in birleştiğini düşünelim, ki birleştiğini düşünüyorsunuz. Bu yetiyor mu? Yok, Nakşibendi olması gerekiyor. Nakşibendi olması yetiyor mu? O da yetmiyor, o tarikatten olması gerekiyor. Mesela bakın Cübbeli’nin taraftarlarının Şeyh Nazım Hocamız’a söylediği sözlere bir bakın. İnterneti açın, bir bakın. Ağıza alınmayacak hakaretlerle saldırıyorlar, kendilerinden değil diye. Eğer Cübbeli’nin yanında olmuş olsaydı Şeyh Nazım Hocamız, yani o tavrın içerisinde olsaydı, böyle bir üslup kullanmayacaklardı. Ayrı olursa yine kullanır, Cübbeli’ye biat etmesi şartı ile kabul ederlerdi. Onun dışında bakın işte böyle oluyor. Muazzam bir sevgisizlik ve paramparça, Ehl-i Sünnet de paramparça. Tarikatlara, cemaatlere, gruplara bölünmüş, paramparça. Bakın Nur talebeleri de paramparçalar. Mesela Nur talebesi ağabeyleri geçenlerde bir araya getirelim dedik, mümkünü yok, çok zor. 3-5 kişiyi ancak bir araya getirebildik, gelmiyorlar. Tek olursa kabul ediyorlar, mesela sadece tek bir grubun toplantısı olursa, o tamam, eyvallah. Böyle bir durum var. Tabii hepsi için durum bu değil ama bizim gördüğümüz vakalarda böyle oldu ama tabii ki tamamında bu böyle değildir. Ehl-i Sünnet beraberliği, eskiden beri var Ehl-i Sünnet beraberliği ama bakın Müslümanlar paramparça bu yüzden. Zaten sen onu ayırdığında, Şiilerle ayrılmış oluyorsun, Caferilerle ayrılıyorsun, Bektaşilerle ayrılıyorsun. Vahhabisi, Bektaşisi, Alevisi, Caferisi, Sünnisi paramparça ise, zaten İttihad-ı İslam diye bir şey olmaz ki. İttihad-ı İslam, hepsini toplayan sisteme deniz. Bir araya getiren ve bir baş etrafında toplayan ve hepsine sevgiyi, şefkati, merhameti veren bir sistemdir. Allah’ın sevgisini onlara sunan sistemdir. Dolayısıyla hatada, yanlışta ısrar ediliyor. Israr edildikçe de Müslümanlar köşeye sıkışmaya devam ediyorlar. Kabadayılık yapıyorlar, mesela Irak’ta; iste biz mücahidiz, yamanız, acayip delikanlıyız, Amerika’yı darmakeşan ederiz, dediler. Amerika Irak’a geldi, siz bir şeyler söylüyordunuz, neredesiniz, dediler. Arazideyiz ağabey, dediler. Hepsi araziye geçtiler, yok, kimse yok, in cin top oynuyor. Hani sizin kabadayılığınız, hani delikanlıydınız? Bunlar ağız kabadayısı, somun kabadayısı. Amarikalılar, varsanız geldik dediler adamlar. Yürüyerek, adım adım, piyade olarak geldiler. Buyrun geldik, görüşelim, dediler. Sonra da, ağabey Marlboro var alırmısınız, diye ortaya çıktılar, bunlar Marlboro satmaya başladılar. Bu sefer de kadın kız satmaya başladılar, işi ahlaksızlığa döktüler. Tabii gerçek Müslümanları, samimi Müslümanları tenzih ederim ama onlar da o arada yanmış oldular, onların da canı yanmış oldu. Zannedildiği gibi olmuyor, bu kabadayılık yapanlar, itlik yapanlar, sevgisiz olanlar, Allah sevgisinden bahsetmeyen, Peygamber (s.a.v.) sevgisinden, sahabe sevgisinden, çocuk sevgisi, çiçek sevgisi, kadın sevgisi, güzelliğe olan sevgiden bahsetmeyen bu zalim ruhlu insanlar, böyle bir olay olduğunda da deccal kesiliyorlar ve küfürle işbirliği yapıyorlar. Bu sefer de Amerikalılara Müslümanları ihbar edip para almaya başladılar. Adamların geçim kaynağı bu oldu. Ajanlık yaparak para kazanmaya başladılar. Veyahut Amerika’nın emrinde polis gücü oluşturuyorlar, yine Müslümanlara eziyet ederek ağızlarını, burunlarını kırıyorlar Müslümanların. Bakın o azgınlığını, bu sefer de polis gücü olarak Müslümanlara yöneltiyor. Sonra yiğitlikleri tuttu bunların, gittiler Şiilerin camiisini bombaldılar. Şiiler Sünnilerin camiisini bombaladı veyahut öyle gösterttiler, körüklemek için. İşte Cübbeli zihniyeti, bambaşka bir mantığı arkasından getiriyor. Çok cahil ve karanlık bir zihniyet, aydınlık bir zihniyet değil. Biz onu aydınlatmaya çalışıyoruz, o karanlığı dağıtmaya çalışıyoruz, inşaAllah. Dünya çapında da böyle bir şey oluyor, olay bağırıyor halbuki. Halbuki bakın Kuran’a tam temessük, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetine ittiba ve Asr-ı Saadet Müslümanlığı esastır. Neyse, Allah hidayet versin, Allah aklını, fikrini arttırsın, inşaAllah. Berker’im anlat.

ALTUĞ BERKER: Hocam bu bölücü başı son zamanlarda oldukça tehditkar konuşmalar yapmaya başladı. Son açıklamalarının birinde şöyle diyor; bu önümüzdeki 6 ay içinde Kürt sorunu konusunda çözüm adımlarının atılmasını, yoksa kimsenin hesap edemeyeceği kadar korkunç bir savaşın gelişebileceğini söylüyor. “Ben Diyarbakır’ı böyle tutamam, böyle dönemlerde ya ölürsün, ya da öldürüsün. Kimin öldürüleceği de belli olmaz. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı bile ağzında köpüklerle öldü. Çözümsüzlük uzarsa, Türkiye’yi böyle büyük tehlikeler bekliyor. O nedenle bu örneği veriyorum” diyor Hocam.

ADNAN OKTAR: Bunu kim diyor?

ALTUĞ BERKER: Öcalan, bölücü başı diyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim işte İttihad-ı İslam uzarsa, Türk-İslam Birliği uzarsa, adam böyle öter. Bakın adam oradan uluyor ve cevap veren de pek olmuyor. Olsa da yeterli olmuyor. Bakın adam daha hala oradan kabadayılık yapıyor kendi kafasınca. İttihad-ı İslam olmuş olsa, onun uluyacak gücü de kalmaz. Böyle ulumasının sebebi, Müslüman Türk Milleti’ni yalnız görmesi, tek görmesidir. İttihad-ı İslam olsa, Türk-İslam Birliği olsa bunu nasıl söylesin adam? Böyle ötecek gücü olur mu bunun?

ALTUĞ BERKER: Mümkün değil.

ADNAN OKTAR: İşte bakın, İttihad-ı İslam’ın olmamasının nasıl bir felaket olduğunu Allah gösteriyor. Bir adam gidiyor, oradan uluyor ve verilen cevaplar da yetersiz oluyor. Halbuki İttihad-ı İslam olmuş olsa, ulumanın sesi zaten gelmez, öyle bir konu olmaz.

VTR: Azerbaycan konferansından görüntü.

ADNAN OKTAR: Bu Azerbaycan ne mübarek bir vatan, ne mübarek insanlar, maşaAllah. Kardeşlerimizin coşkusu olağanüstü güzel. Allah hidayetlerini arttırsın, sevgilerini arttırsın. Suriye bir, Azerbaycan iki, maşaAllah, başlangıç açısından. İnşaAllah Allah devletimizi güçlendirsin, Allah devletimize zeval vermesin, ordumuzu güçlendirsin, ordumuza zeval vermesin, inşaAllah. Kıyamet’e kadar baki olmalarını nasip etsin Cenab-ı Allah. Türk Milleti muhteşem bir millet, maşaAllah. Bakın Azerilerin şu kadirşinaslıklarını görüyormusunuz, şu coşkuyu? MaşaAllah. Azerbaycan’ın her yeri böyle, inşaAllah. Bu eğitim, bu kararlılıkla kısa bir süre sonra inşaAllah sınırları açacağız, Allah’ın izniyle. Kardeşlerimiz gayretle devam etsinler, çok sevap alıyorlar. Çok güzel günler yaşıyoruz, maşaAllah. Bakın biz başlarındayız, yanlarındayız görüyorlar. Hep beraber seyredeceğiz. Azerbaycan’da üç kişi bile böyle bir şeyi savunmazdı, konuşmazdı. Komünist yönetimden geldiği için Darwinizm, materyalizm acayip hakimdi. Bakın bugün Azeri koç yiğitler şahlandılar, her yeri böyle Azerbaycan’ın, maşaAllah. Azerbaycan çalkalanıyor, maşaAllah. Devletlerine sadıklar, milletlerine sadıklar, bayraklarına sadıklar. Aklı başında, modern kaliteli gençler. Mümin, mukaddesatçı, milliyetçi, aydın gençler. Çok çok güzel, maşaAllah.

ALTUĞ BERKER: MaşaAllah, vesilenizle Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, Allah vesile ediyor, evet. Berker’im ne anlatalım?

ALTUĞ BERKER: Hocam, Mehmet Yılmaz’ın bir yazısı vardı Hürriyet’te, Darwinizm’den bahsetmiş. Bu BDP’nin Demokratik Özerklik Çalıştayı toplantısı ile ilgili yazı yazmış. Bu toplantıda; Kürtler kendi ırklarını, insanlığın kök hücresi olarak tanımlamışlar. Kürtlerin soykırım tehlikesi ile karşı karşıya olduklarını ve bu soykırıma karşı kutsal bir direniş göstermeleri gerektiği vurgulamışlar. Mehmet Yılmaz da yazısında; “insalığın kök hücresi tabirinin, Darwin’in Türlerin Kökeni’ne atıfta bulunarak ortaya atılan son derece ırkçı, Hitlervari, çiğ milliyetçi bir söylem olduğunu yazmış, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Darwinizm’e karşıyım mı diyor?

ALTUĞ BERKER: Fikir olarak o kısmına dikkar etmedim Hocam ama bu yaptıkları, Darwin’in ırkçılığını kabul ediyor.

ADNAN OKTAR: Gözlerime inanamıyorum. Nerede yazıyor bu Mehmet?

ALTUĞ BERKER: Hürriyet’te Hocam.

ADNAN OKTAR: Hürriyet’te. Allah Allah, Aydın Doğan onu kapıya koyar, bir yanlışlık olmasın?

ALTUĞ BERKER: Sol eğilimli oldukları için Faşist şeye karşı söylüyor olabilir.

ADNAN OKTAR: Ama şimdi güzel de, Darwinizm’e karşı olan bir adamı Aydın Doğan’ın Hürriyet’te tutması çok güç. Eğer devam edebilirse helal olsun. Hürriyet’te çok büyük bir değişim oldu anlamına gelir.

ALTUĞ BERKER: FransaRehberim.Com adresinde sizin resminizle birlikte Fransa’daki konferanslar duyurulmuş Fransızca Hocam. Paris’in büyük sokaklarında sizin afişlerinizin olduğu, sizi tanıtmış, resimler göstermişler Hocam. Bu afişleri ve sokaktaki hallerini de, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kardeşim ya Fransa bizi alır, ya biz Fransa’yı alırız, evvelAllah. Bu kuşatma sonuna kadar devam edecek, inşaAllah. İlmi, bilimsel kuşatma, sevgi kuşatması, inşaAllah. “Estergon, Estergon. Yedi krala saray olan Estergon. Biz seni Allah’a emanet ettik ve işte almaya geldik” diyor, inşaAllah. Allah’a emanet vermiştik, şimdi almaya geldik, inşaAllah. Nemç ellerine, inşaAllah. Berker Hocam, anlatacağın bir şey var mı?

ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam, nasıl uygun görürseniz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bir yerden bir Mehter sesi geldi, o zaman biz de isteriz. Ceddin Deden hazır olsun. Çünkü o Fransa’dan bahsettikçe daha önceki muhasaramız aklımıza geliyor, Niğbolu Muhasarası gibi, maşaAllah. Fransızlar kibar insanlardır, nezih insanlardır, saygılıdırlar. İslam’ı, Kuran’ı tanıdıklarında coşkuyla yaşarlar, çok çok güzel olur inşaAllah. Dua etsinler Fransa’da İslam hakim olsun. Çok mutlu olurlar, içleri açılır, kafaları açılır. Sanatta, bilimde muazzam bir rönesans yaşarlar, yeni bir atılım, parlak bir döneme girerler. Şu an Fransa kasıldı, kasılmış halde. Coşkusunu, heyecanını yitirmiş halde. İnşaAllah İslam ile yepyeni bir ruh, yepyeni bir heyecen, yepyeni bir aşk ve şevkle ortaya çıkacaklar, inşaAllah. Hadi bakalım, Ya Allah Bismillah.

VTR: Mehteran’ın Rusya’da verdiği konserden görüntü.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Kızılordu Korosunun Ceddin Deden’i söylemesi, Türk-İslam Birliği’nin ne kadar ihtişamlı, ne kadar büyük bir coğrafyaya yayılacağının açık alameti. Şeyh Nazım Hocamız’ın talebeleri; Flash TV’de çıkan veyahut orada burada çıkan haberlerden niye tedirgin oluyorlar? Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e demediğini bırakmıyor birçok insan. O bizim aşkımız, sultanımız Peygamberimiz (s.a.v.), değil mi? Nurumuz, ışığımız, inşaAllah. Böyle mübarek mürşidlere, böyle mürşid efendilere, böyle büyük kutub zatlara bazı insanlar musallat olur. Bazı çevreler musallat olurlar. Onun hikmetli sözlerini çarpıtmaya çalışırlar. Güya kendilerince küçük düşürmeye çalışırlar. Ona, o gözle bakmak çok çok yanlış olur. Böyle söylendikçe onlar büyürler. Şeyh Nazım Hocamız bizim gözümüzde büyüyor. O, Ağrı Dağı’nın som altından halini düşünün. Onun üzerine adamlar çıksalar, tepinseler, kafalarını vursalar, çamur atsalar ne olur? Hiçbir şey olmaz. Aynı bu şekilde Şeyh Nazım Hocamız da, Ağrı Dağı’nın som altın hali gibi düşünsünler, kimse bir şey yapamaz. Oturup bunlarla muhatap olmak, cevap vermek yazıktır, çok büyük hata olur. Bizim mürşidimiz, mübarek Hocamız çok candan ve çok samimidir. Ayrıca, bir şey söylüyorsa, o candanlığından, içtenliğinden, bir arkadaş sohbeti içerisinde konuşulan candanlıkla konuşuyor. Oturup bunlara tek tek cevap vermek, bu tip adamlarla muhatap olmak yakışık almaz, inşaAllah. “Selamun Aleykum kıymetli muhterem Hocam. Sizin buyurmanız üzerine Başbakanlığa ve TRT6’ya dilekçe gönderdim. Gönderirken telefon numaramı da yazdım. Bu çok güzel, özellikle telefon numarası yazmak çok önemli birşeydir; anında bağlantı için. Bugün TRT6 Yayın Koordinatörü beni aradı ve “hangi programda evrimle ilgili yayın yapıldığını” sordu. Buyrun, Bismillah. Adamın neyin yayınlandığından haberi yok. Oldu mu şimdi bu?

ALTUĞ BERKER: Ne kadar kontrolsüz.

ADNAN OKTAR: Bu nasıl iştir haberi olmaz olur mu? Her cümleden haberdar olması lazım, her kelimeden. O zaman neler neler yayınlanır orada, olur mu öyle şey? “Allah’tan Berker Ağabey Renklerin Dansı olduğunu söylemişti. Koordinatör olan Sedat Bey, kendisinin de evrim teorisini tasvip etmediğini ve programın bittiğini, bundan sonra içeriklerinin kontrol edileceğini bana söylesi. Bunu BBC’den alıp yayınlamışlar. Saygı, sevgi ve hürmetler ederim. Antalya Side’den Şehmuz Taş.” MaşaAllah, elhamdülillah. Bakın görüyor musunuz dilekçenin gücünü? İnşaAllah, işte bu kadar. Özellikle BBC zaten malum şahısların kontrolünde ve malum amaçlı bir yayın organıdır. BBC’den bir şey aldın mı, on kere düşünmek lazım; aralara neler koyuldu. Hatta görüntülerin arasına neler koyuldu bir de onlara bakmak lazım. Tabii, bilinç altı kurgulama var, bazı filmlerde aralara koyulur. Mesela bir şeyi anımsatmak için 2 kare-3 kare-5 kare koyar adamlar, sen onu fark etmezsin filmi seyrederken. Onu beynin görür, fakat gözün görmez. Mesela birdenbire adamın aklına o konu geliyor; beynine bilgi gittiği için ama nereden geldiğini anlamıyor.

SUNUCU: Bilinçaltını etkiliyorlar.

ADNAN OKTAR: Bilinçaltını etkiliyorlar, tabii.Hepsine çok dikkat edecekler.

ALTUĞ BERKER: Doğru Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: “Selamun Aleyküm çok sevgili Adnan Hocam. Öncelikle bizleri muazzam bilgilerinizle aydınlattığını için Allah sizlerden razı olsun. Bizler de inşaAllah sizlerden öğrendiklerimizi çevremizdeki insanlara aktarmayı bir görev edindik, inşaAllah. Sonuçlarını da almaya başladık. Sevgili Hocam, ben hükümetimizin hala Avrupa Birliği’ne girme çabaları hakkındaki görüşlerinizi ve terör örgütü yandaşlarının bu kadar rahat bir şekilde, özgürce liderleri ile görüşüp açıklama yapabilme imkanı bulabilme hakkındaki düşüncelerinizi merak ediyorum. Ayrıca Oktar ve Berker Ağabeylerimi çok sevdiğimi, kendilerine imrendiğimi belirtmek isterim.” diyor Elvin. Kardeşim bakın, İttihad-ı İslam konusunda ben kardeşlerimize acele edin dedim. Türk-İslam Birliği konusunda acele edin dedim. Türk-İslam Birliği olduğunda böyle bir konu olmaz, bitti, bu kadar. Ve başka da bir çözüm yok. Hükümetin gücü belli bir dereceye kadardır. Başbakan’ın gücü belli bir dereceye kadardır. Başbakan ne der? Telin eder olayı. Adamlar Türkiye’yi yalnız gördükleri için kuduruyorlar, PKK. Türk-İslam Birliği’ni söylüyoruz; yok diyor adam. İttihad-ı İslam diyoruz; yok diyor. Sonucu böyle olur, bu olur. Acele edelim, acele edelim. Hemen Türk-İslam Birliği’ni oluşturalım, bu melanet çetesi ulumaktan vazgeçer. O zaman adamları arasanız da bulamazsınız. Bunlar boş alanda itlerin dansını yapıyorlar, böyle olur. O alan İttihad-ı İslam’ın, Türk-İslam Birliği’nin nuru ile dolması lazım. Yazık, Güneydoğu’daki kardeşlerimiz de bu çetenin elinde inim inim inliyor, perişan vaziyetteler. Adamlar talimat veriyorlar; PKK’nın kararı var arkadaş, uygulayacaksınız, diyorlar. O, ondan korkuyor, o, ondan korkuyor, herkes birbirini PKK’lı zannediyor. Herkes demiyeyim de, birçok kişi PKK’lı zannediyor, adamlar boyun eğiyorlar. PKK da diyor ki; bakın görüyor musunuz gücümü, Güneydoğu’da nasıl hakimim? Ne diyorsam yapıyorlar, diyor. Senin elinde silah var. Vatandaşın nesi var? Hiçbir şeyi yok. Kabadayılık yapıyorsun. Adamın evini basıyorsun, çocuğunu katlediyorsun, şehit ediyorsun, evini yakıyorsun. Böyle bir konumda adam sana ne desin? İşte senin dediğin gibi demek durumunda kalıyor. Tabii gönül ister ki olmasın ama korku dağları bekliyor, çekiniyorlar. Çözümün Türk-İslam Birliği’nde olduğunu herkes görüyor ve bilimsel mücadelenin gerekli olduğunu görüyoruz. Bakın TRT’deki kardeşimizin daha ne yayınlandığından haberi yok. Bizim uyarımızdan sonra farkına varmış. Hayır, insanlık hali, olabilir ama çok vahim bir durum bu. Bir kere TRT, Darwinizm’in geçersizliğini anlatan yayın yapmakla mükelleftir, bilimsel yayın. Bakın şöyle diyorum; TRT Darwinizm’i detaylı anlatsın, Darwin’i detaylı anlatsın, cevabını da detaylı anlatsın, bilimsel cevabını. Bunu söylüyoruz, buna kimsenin itirazının olmaması lazım ve tamamen bilimsel delillerle. O zaman PKK’nın fikri, inanç ve din kökeni yok olmuş olacak. Dini yok olmuş bir hareket ölür, yok olur. PKK’nın dininin yok edilmesi gerekiyor. Dini Darwinizm’dir, materyalizmdir. Dinini yok ettin mi PKK da biter, bu kadar kolay bir iş, inşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Siz birleştirmek için gayret ediyorsunuz Hocam, bugün Hürriyet’te Hadi Uluengin ve Taha Akyol da, bu özerklik, yani bölünme son derece demokratik adımlar bunlar, tartışmamız lazım, diyorlar.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi Allah vermesin, Türkiye’nin bir yeri bölündü mü, Türkiye’nin tamamı gider, paramparça olur, Allah vermesin. Lime lime olur, sokaklara kadar parçalanır, yok olur Türkiye söyleyeyim. Ya Türk-İslam Birliği, ya Türkiye’nin yok olması dönemecine geldik. Onun için acele etsinler vatanseverler, milletimizi sevenler, gerçek Atatürkçüler, vatana-millete sahip çıkanlar acele etsinler, Atatürk’ün bu ülküsünü gerçekleştirelim. Türklük alemini birleştirelim, Azerbaycan’ın kapısını açalım. Sırf Azerbaycan ve Suriye ile birleşsek bile, PKK’nın hırıltılarla canını verdiğini görürsünüz. Sırf Azerbaycan ve Suriye ile birleşmiş olsak bu bile bitirir. Beklemeyelim, beklettirmeyelim, acele edelim. Herkes birbirine yardım etsin, hükümete yardımcı olalım, devlete destek verelim. Azerbaycan’a tam destek verelim, Suriye’ye destek verelim, bu konuyu bitirelim. Hatta bu sene bitsin bu konu. 2012’yi Azerbaycan ve Suriye, Türkiye ile birleşmiş olarak karşılayalım. Yoksa bu ulumalar bitmez. Bunlarla mı uğraşacağız biz? Çözüm çok kolayken, uzatılıyor. Bir de felsefi olarak çökertmek çok kolayken, bize müsade edilmiyor. Hadi bize müsade edilmediğini kabul edelim, devletin profesörleri var, doçentleri var; onlara yardımcı olalım. Biz bilgi ve döküman sunalım, onlar çıkıp anlatsınlar. Ona da müsade edilmiyor, o zaman ne olacak? Darwinizm’in dini, Darwinist din yok edilmedildikten sonra PKK bu azgınlığına devam eder. Mutlaka PKK’nın dininin yok edilmesi gerekiyor ve bu çok kolay bir şey. En fazla birkaç ayın içerisinde biter, yeter ki müsade edilsin, inşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Hocam Ahmet Taşgetiren de bugün gazetesinde; sizin her zaman söylediğiniz, PKK’nın Marksist, Stalinist yapısından bahsetmiş. Bu Demokratik Özerklik çalışması metninin, PKK’nın Marksist, Stalinist dünyasından çıktığını söylemiş. Kürt halkının da böyle komün bir modeli kabul etmeyeceğini söylüyor Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bir de bu konuşmalar oluyor, yani devletin kendini savunma mekanizması vardır. Devletin savunma mekanizması süratle devreye girmesi gerekir. Bu suç olan konuşmalar, suç olan eylemler hemen kanunlara ve Anayasa’ya uygun olarak tecziye edilmesi gerekir. Yavaş bir hukuki süreç değil, hızlandırılmış bir hukuki süreç gerekir bu tip olaylarda. Bazı konularda yavaş hukuki süreç makuldur ama bütün vatanın, milletin bütünlüğünü esas alan, devletin güvenliğini esas alan bir konuda yavaşlatılmış bir hukuki süreç olmaz. Hukuki müdahalenin en kısa sürede neticelendirilmesi gerekir ve cesur, kararlı adım atılması gerekir. Hemen ilgili kanun maddelerine göre tecziye edilip, neticelendirilmesi gerekir. Ben inanamıyorum, rüya görüyorum zannediyorum, bu nedir bu ortam böyle? Adamlar alenen Şeş Tv’de Darwinizm propagandası yapıyor, arkadaş da ‘benim haberim yoktu’ diyor. Aylardan beri bağırıyoruz, ilk defa mı söyledim ben?

ALTUĞ BERKER: Hayır, kaç defa söylediniz.

ADNAN OKTAR: Bakın vatandaşlar dilekçe yağmuru yapınca, bakın nasıl netice alıyoruz. Onun için dilekçenin önemini gördünüz, kardeşlerimiz de gördüler. Dilekçede net netice alınır. Açık adres, telefon, ıslak imza, saygılı bir üslup, makul bir gerekçe, hukuki deliller, konu biter. Çünkü demokratik bir devletiz. Demokratik devlette dilekçe çok büyük bir nimettir, büyük bir olaydır; devletle iletişimi sağlar. Devlet, millete hizmet için var zaten. Ama devletin işlemesi için dilekçeye ihtiyaç vardır, yani bu konuda işlemesi için. Devletin eli-koludur dilekçe, çok önemlidir.

Şeyh Nazım Hocamızın güzel bir sohbetini koyalım. Madem Şeyh Nazım Hocamıza karşı kendilerince bir şeyler yapacaklarını zannediyor, biz de Şeyh Nazım Hocamızı alabildiğine sevdiğimizi göstererek karşılık verelim.

VTR: Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri 30 Haziran 2009 tarihli sohbetinde ümmetin ömrünün 1500 seneyi geçmeyeceğini anlatıyor.

ADNAN OKTAR: Dünya tatlısı benim Şeyhim, ne şahane insan. Ne söylüyorsa doğru söylüyor, güzel söylüyor. Kimseye laf ettirmem Hocamıza, inşaAllah. Tedirgin olan talebeler olduğunda, ben onlara şaşarım. Eğer sen gerçekten seviyorsan, gerçekten güveniyorsan, gerçek muhabbet ehli isen, oradan buradan gelen üfürümlerle tedirgin olursan bu sana yakışmaz. Ne alaka? İnşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Hocam dine hakaretle ilgili bir; Ajanda 2010, Metis Yayıncılık bir ajanda yayınlamış. İçeriğinde kutsal değerlere, dine hakaret olduğundan dolayı ona dava açılmış. Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı daha önce kovuşturmaya gerek yok demiş. Daha sonra Bakırköy’de bir mahkeme bozmuş, yargılanacaklar, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Emre Bukağılı isimli arkadaşımız, her zaman bu koç yiğit böyle tiplere dava açar. Açıkça söyleyeyim, benim talebemdir Emre Bukağılı, kardeşimizdir. Hukuktan iyi anlar, göz açtırmıyor, maşaAllah. ‘Nöbetçi mahkeme kararı bozmuş’ helal olsun o hakimlerimize. EvvelAllah, dine, Allah’a, mukaddesata, sevdiklerimize hakaret ettirmeyiz. Burası dağ başı değil, inşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Gazeteci Arda Uskan, biraz alınmış Hocam galiba.

ADNAN OKTAR: Ne diyor?

ALTUĞ BERKER: Siz onu bir yazısından dolayı; Yiğit Bulut’la ilgili, evrimle ilgili, konu etmiştik. “Hocam beni niye tanımadı?” diyor. Halbuki 86’da, Nokta Dergisi’ni hatırlatmış, alınmış.

ADNAN OKTAR: Olabilir, orada fotoğraf çekmeye gelmiş de olabilir, tam bilemiyorum. Hakikaten biz Nokta Dergisi’nde ben tek resim çektirmiştim, sonra onlar montaj yaptılar. Birçok genç kız etrafımda, beni sarmışlar böyle, ilginç bir fotoğraf olmuştu.

SUNUCU: Montaj mı?

ADNAN OKTAR:Evet fotomontaj. Nokta Dergisi’de ‘Adnan Hoca’nın’; ben normal böyle tek fotoğraf çektirdim, sonra o kızları ilave etmişler, çok uyanıklar, acayip yamanlar.

SUNUCU: Arkadaki erkekler de montaj mı, iki tane var arkada?

ADNAN OKTAR: Erkek-kız, hepsi karışık. Bunlar da benim müritlerim havasında, böyle modern gençler falan gibisinden. Bana söylediler, kızlarla beraber resim çektireceğiz Hocam, dediler. Tabii ben kabul etmedim, kesinlikle olmaz, dedim. Tamam o zaman, tek çekelim dediler. Meğer Arda Uskan bu olaylarla ilgilenmiş o zaman.

SUNUCU: Zaten siz pek oralı durmuyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Evet. Tabii onlarla bir bağlantım olmadığı açıkça görülüyor, inşaAllah. Velhasıl bu gazeteci milletini biliyorsunuz, ilginç tavırları oluyor bir kısmının. Onu anlatmış ve beni nasıl tanımazsın, diyor. Pek çok adam vardı, kalabalıktı. Anlatın Şeyhim’i görsünler.

VTR: Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri İngizce, ahir zaman ve Kıyamet ile ilgili konuşması.

ADNAN OKTAR: Evet, benim canım Şeyhime laf yok, ben çok seviyorum. Bir şey söylediğinde, onun bir açıklaması vardır. Tek tek ben hepsini söyleyemem, genel olarak güveneceksiniz, o kadar, inşaAllah. Bir de saygıya uygun olmayan konuşmalar olmasın. Hocamızı rencide etmeye yönelik hareketler Hocamızı etkilemez, bizleri de etkilemez. Som altından, som altından Ağrı Dağı’na ne yaparsan yap, hiçbir netice alamazsın, inşaAllah. Beril Hocam ne anlatayım.

SUNUCU:Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Kuran ayetlerinden okuyabiliriz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Taha Suresi, Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınırım. “Ta, Ha. Biz sana bu Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik,”Kuran bize hayatı karartan, neşemizi alan, bizi zora sokan, güzel nimetlerden bizi alıkoyan bir Kitap değil. Güçlük çektiren bir Kitap değil. Bilakis bizi rahatlatan, feraha ulaştıran bir Kitap. “ 'İçi titreyerek korku duyanlara' ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik).”Demek ki, Allah’tan korkanlara yönelik bir Kitap. Allah’tan korkmayanların anlayacağı bir Kitap değil. “ Yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir.” Allah, yeri ve yüksek gökleri, her şeyi Kendisi’nin yarattığını, O’nun tarafından indirildiğini söylüyor Cenab-ı Allah.“Rahman (olan Allah) arşa istiva etmiştir.” Allah her yeri kaplamıştır. “Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur.” Dolayısı ile bir adam ‘bu mal benimdir’ diyemez. Bir insan malın bekçisi olabiliyor. Bütün mal-mülk hepsi Bana ait diyor Allah. “Sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir.” Mesela adam bir şeyi gizliyor, Allah diyor ki: “Sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir.” Kafanda tuttuğun gizli bilgiyi de Ben bilirim diyor Cenab-ı Allah, bilinçaltını da bilirim Ben senin, en gizli bilgiyi de bilirim, hepsini de bilirim Ben, diyor. Bismillah, evet. Şeytandan Allah’a sığınırım. Yunus Suresi, 15. “Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda,” bakın, onlara Kuran ayetleri apaçık belgeler; bakın kapalı değil. Net, sartih, anlaşılır, “açık belgeler olarak okunduğunda” Konuyu açıklığa kavuşturacak, netleştirecek, vuzuhata kavuşturacak netlikte “okunduğunda, Bizimle karşılaşmayı ummayanlar,” münafıklar, üçkağıtçılar, ehli küfür. “Derler ki: ‘Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir.’" İşte bak yobazların mantığı. ‘Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir.’ Nasıl olacak bu? Hurafe ile olur işte. Münafığın dini hurafe üzerine kuruludur. Kuran artı hurafe veyahut bana vahiy geldi der, yeni ilaveler yapar. “De ki: "Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir.” Kuran’da ne varsa ben ona uyarım, diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım.” Kuran’da ne vahyolunuyorsa, diyor Peygamberimiz (s.a.v.) ben ona uyuyorum. Ben kendi kafama, kendi düşünceme göre hareket etmem, diyor Peygamber (s.a.v.). Neye göre hareket edermiş? “Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım.” Kuran’a göre hareket ederim. “Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım." diyor. Peygamber (s.a.v.) isyan edemez, inşaAllah. Ondördüncü ayette de; sizi yeryüzünde halifeler kıldık.”Diyor. Bunun ebcedi 2048. Bir de derler ki: ‘Rabbinden üzerine bir ayet (mucize) indirilse ya!’"Hani anlatıyorum ya, bir melek gelsin, bu kişinin Mehdi (a.s.) olduğunu söylesin, gibi. “Rabbinden üzerine bir ayet (mucize) indirilse ya!” Küfür bunu söylüyor, münafıklar. “De ki: "Gayb yalnızca Allah'ındır, siz bekleyedurun; ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim." Bunun ebcedi de 2002 tarihini veriyor, inşaAllah. Evet Berker’îm ne anlatayım? Veya sen ne anlatmak istersin.

ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Fosil gösterebiliriz Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tamam, göster bakayım.

ALTUĞ BERKER: 95 milyon yıllık Vatoz. Günümüzde yaşayan örneği ile birebir aynı, hiçbir değişiklik yok. 95 milyon yıldır hiç değişmemiş, demek ki evrim olmamış, inşaAllah. Mayıs Sineği, bu da 125 milyon yıllık. Günümüzde yaşayanla aynı, hiçbir değişikliğe uğramamış, demek ki evrim olmamış.

ADNAN OKTAR: “Esselamun Aleykum, ben Haydar. Hocam nasılsınız.?” Elhamdülillah. “Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Allah’ım şevkinizi arttırsın, inşaAllah. Rabbim güzel günlere eriştirsin, inşaAllah. Bizleri de sizin takipçileriniz eylesin. Sizi çok seviyorum Hocam, Allah size ve ağabeylerime güç kuvvet versin, bizi size yardımcı eylesin. Ümitvar olunuz. Şu istikbalı inkılabı içinde en yüksek gür seda İslam’ın sedası olacaktır, diyor Bediüzzaman. Geceniz hayırlı olsun, hasretle ellerinizden öperim Hocam. Saygılarımla” diyor, maşaAllah.

“Selamun Aleykum Hocam” diyor Yasemin Akman, Ankara’dan. “Hocam bazı dangallar, sevgisiz insanlar, muhabbetsiz insanlar, karanlık insanlar, Allah’a muhabbeti olmayan, Peygamber (s.a.v.)’e sevgisi olmayan insanlar hep nefret, öfke, kin kusan yazılarla Milli Görüş adına bazı sitelerde alçakça üsluplar kullanıyorlar. Bunlara ne diyorsunuz?” diyor. Evet, bir kısım kardeşler Milli Görüş’ün adını kullanarak; Milli Görüş’teki kardeşlerimizin haberi de yok. Sevgisizliği, öfkeyi, nefreti, kini, bölücülüğü etrafa yaymaya çalışıyorlar. Onlar da olacak; ahir zaman alameti olduğu için, deccalin yamakları, deccalin yardımcıları olarak onlar da o tip görevler yapacaklar. Mehdiyet de onlara karşı hakkı, hakikati anlatmaya devam edecek.

“Hocam, siz geçen günkü bir konuşmanızda, Şeyh Nazım Hocamız’ın vekili olarak tanınan Şeyh Abdülkerim Efendi’nin aslında vekili olmadığını söylemiştiniz. Peki Hocam bu kişi nasıl vekillerden biri olarak tanınıyor? Saygılarımla, Hasan Gürbüz.” Evet, Şeyh Nazım Hocamız’ın halifesi veya vekili değildir ama Şeyh Nazım Hocamızı seviyor Şeyh Abdülkerim Efendi. Sevmesi güzel, maşaAllah. Elinden geldiği kadar İslam’a, Kuran’a hizmet etmeye çalışıyor. Eksiği, yanlışı oluyor olabilir. Allah hidayetini arttırsın, bilgisini arttırsın. Eksiğini, yanlışını düzelterek devam ediyor, devam edecek, inşaAllah.

Kardeşimiz ahir zaman alametlerini saymış. “Sevgili canım Hocam. Peygamberimiz (s.a.v.) 1400 sene önce ahir zamanda yaşanacak yüzelliden fazla olayı haber vermiş. Hepside 1979 yılı itibarıyla peşpeşe yaşanmaya başlandı ve yaşanmaya devam ediyor, maşaAllah. Ramazan ayında iki kere güneş ve ay tutulması olması, Kabe’de kan akıtılması, Fırat’ın suyunun kesilmesi, bildiğiniz gibi bunlardan sadece 3 tanesi. Bunlar gibi daha yüzlerce alamet tahakkuk etti. Bazı kişiler bu olayların, bahsedilen alametler olmadığını iddia ediyorlar. Diyorlar ki; 1979 itibariyle peşpeşe yaşadığımız bu olaylar Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirdiği olaylar değil. Dolayısıyla şu an ahir zamanda değiliz. Dolayısıyla Mehdi (a.s.) gelmeyecek, daha Kıyamet’e çok var demek istiyorlar. Peki Hocam, mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirdiği; Ramazam ayındaki ay tutulması hangi şartlarda olursa, bu olayı ahir zamandaki bir alamet olarak kabul edecekler? Sevgi ve saygılarımla, Süleyman Taşkıran.” Bu hakikaten çok acayip. Peygamberimiz (s.a.v) “Kabe’de baskın olacak, hacıların kanı akıtılacak, Hac engellenecek” diyor. Bu olay oluyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisindeki olan oldu, ne diyorsunuz, diyoruz. Bu o değil, diyor. Peki o olması için nasıl olması gerekir? Kabe’ye baskın olması gerekir, hacıların kanının akıtılması, Hacc’ın engellenmesi gerekir. Dangalak, işte oldu diyoruz, olmuş. Yok, bu o değil, diyor. Neye göre? İşte bana göre, diyor. Ramazan ayında 15 gün arayla ay ve güneş tutulması oldu mu? Oldu. 82-83’te oldu, gördüler. Oldu diyoruz, yok Ramazan ayında olması gerekir, diyor. Peki Ramazan ayında 15 gün arayla oldu, diyoruz ve iki kere üst üste oldu. Fırat’ın suyu kesildi, havzası kurudu, gazeteler yazdı ‘Fırat’ın suyu kesildi’ diye ve aynı bölgede anarşi başladı, terör başladı. Hadiste de aynı şekilde geçiyor. Bu o değil, diyor. Fırat’ın tarihinde bir kere olmuş bu, zaten başka da olmuş değil, bir kere oldu bu. Kabe’nin tarihinde bir kere oldu Kabe baskını. Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları bir kere oldu. Lulin Kuyruklu yıldızı ile diğer kuyruklu yıldızın çıkışının aynı zamana denk gelmesi de ilk defa oluyor. Lulin Kuyruklu yıldızının daha önce ne zaman çıktığı bilinmiyor zaten tarihte. Ne zaman çıkacağı da bilinmiyor, bir daha ne zaman çıkacağı bilinmiyor. Halley ile ikisinin aynı zamanda olması ilk defa olmuştur. İlk defa dünyanın tamamı dinsiz oldu, yüzde doksandokuz dinsiz oldu; Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir. İlk defa alimlere, ulemaya karşı çirkin cesaret başladı, mesela büyük şeyh efendilere, büyük mürşidlere karşı. İlk defa emin olarak bilinen insanlar hain bilinmeye, hainler de emin bilinmeye başlandı. Adam mesela alenen üçkağıtçı, sahtekar, emin biliniyor, binlerce kişi peşinden gidiyor. Yani artık ispatlı-şahitli, kepazeliğin peşinden gidiyorlar. Mesela büyük alimlere de, olmadık laflar ediyorlar. Bu ahir zaman alametidir. Irak’ın işgali, Afganistan’ın işgali, Azerbaycan’ın işgali, ilk defa bir arada olmuştur, peşpeşe. Peygamberimiz (s.a.v.) üç ükenin işgalinden bahsetmiştir, üçü de olmuştur. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir. İslam alemi paramparça olmuştur. “Müslümanların başında bir lider olmayacak,” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.); halife olmayacak Mehdi (a.s.) çıktığında. 1400 seneden beri ilk defa İslam ümmeti; 1300 sene sonra diyelim, ilk defa halifesiz kaldı. Hep halife olmuştur, ilk defa Müslümanlar başsız kaldılar. Bu kadar alameti adam alamet olarak görmüyorsa, biz ona ne anlatalım, ne konuşalım? Allah ayette diyor; dış ufuklarda, dış alemde kendi nefislerinizde Allah size ayetlerini gösterecek, siz de görüp-bilip tanıyacaksınız. Bu alametlerin hepsi oldu. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözlerinin doğru olduğunu, gerçek olduğu herkes gördü.

Bismillah, Kuran’dan sayfa açayım yine. Yunus Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım, 43’üncü ayet. “Ve sana bakacak olanlar vardır. Ama kör olanları -üstelik basiretleri de yoksa- sen mi doğru yola ulaştıracaksın?”Bakın, sana bakarlar, diyor ama onlar kör, diyor Allah. Üstelik basiretleri de yoktur. “Sen mi doğru yola ulaştıracaksın? Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez.” Hiçbir şekilde Allah zulmetmez, diyor. “Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar.” Gidiyor dinsiz oluyor, ateist oluyor, vesveseler, kuruntularla kendini mahvediyor. Kendisini acıların içerisinde, elemlerin içerisinde kavuruyor adeta, bitiriyor. Hatta derler; insanın kendi düşmanı bile kendisi kadar insana zulmetmez. İnsan en ziyade kendisi kendine zulmeder. “Gündüzün bir saatinden başka sanki hiç ömür sürmemişler gibi onları birarada toplayacağı gün,” 45’inci ayet, ne aklına geliyor.

ALTUĞ BERKER: 1545, inşaAllah.

ADNAN OKTAR:1545. “Gündüzün bir saatinden başka sanki hiç ömür sürmemişler gibi onları birarada toplayacağı gün, onlar birbirlerini tanımış olacaklar. Allah'a kavuşmayı yalanlayanlar gerçekten hüsrana uğramışlardır. Onlar hidayete ermiş (kimseler) değildi.Allah onlara ‘Hadi’ ismile tecelli etmemiş. Derler ki: "Eğer doğru sözlüyseniz, bu belirttiğiniz süre (va'd) ne zamanmış?"İşte biz de diyoruz, 10 yıla kadar, inşaAllah. 1545 gibi de Kıyamet kopacak diyoruz, inşaAllah. Cenab-ı Allah: Bu vaade inanmayanlar; “Gerçekleştikten sonra mı ona iman edeceksiniz?” Kıyamet koptuktan sonra mı iman edeceksiniz, diyor Allah. “Hemen şimdi mi? Oysa siz, onun (azabın) erkence gelmesini istiyordunuz.”“"Bu bir gerçek mi?" diye senden haber soracaklar. De ki: "Evet, Rabbime andolsun ki, şüphesiz gerçektir ve sizler aciz bırakacak değilsiniz." “sizler aciz bırakacak değilsiniz." 2004 tarihini veriyor. Bak diyorlar ki: “Bu bir gerçek mi?” İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği, Mehdi (a.s.)’ın çıkışı, İsa Mesih (a.s.)’ın inişi, “Bu bir gerçek mi?” diye senden haber soracaklar. De ki: "Evet, Rabbime andolsun ki, şüphesiz gerçektir ve sizler Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz." Durduramazsınız İttihad-ı İslam’ı, Türk-İslan Birliği’ni. Tabii ayeti şerh olarak söylüyorum, ayetin yorumu olarak. “Eğer seni yalanlarlarsa onlara de ki: ‘Benim yaptıklarım benim, sizin yaptıklarınız sizindir. Siz benim yaptıklarımdan uzaksınız, ben de sizin yaptıklarınızdan uzağım.” İşte bakın demokrasinin tarifi. Kim öğretiyor? Kuran öğretiyor demokrasiyi. Ne diyor Cenab-ı Allah? “Eğer seni yalanlarlarsa” seni kabul etmezlerse “onlara de ki: ‘Benim yaptıklarım benim, sizin yaptıkların sizindir. Siz benim yaptıklarımdan uzaksınız, ben de sizin yaptıklarınızdan uzağım.” O kadar. “Onlardan seni dinleyecekler vardır. Ama hiç duymayan -sağırlara -üstelik hiç akılları ermiyorsa- sen mi duyuracaksın?” diyor Allah. Hani dedim ya, “gözleri vardır görmez, kulakları vardır işitmez. Onları sen diri zannedersin, ölüdürler” diyor Allah. Bakın Allah açıklamaya devam ediyor bunları, bu kişileri. Onlardan seni dinleyecekler vardır. Ama hiç duymayan” bakın hiç duymazlar, diyor Allah. “Sağırlara -üstelik hiç akılları ermiyorsa” bakın bir parça demiyor Allah. “Hiç akıl erdiremiyorlarsa sen mi duyuracaksın? Ve sana bakacak olanlar vardır. Ama kör olanları -üstelik basiretleri de yoksa- sen mi doğru yola ulaştıracaksın?” Tamamen iptal olmuşlardır, diyor Allah. Onun için adam diyor ki, anlatıyorum anlatıyorum dinlemiyor, diyor. Dinlememesinin sebebini açıklıyor işte Allah. “Onlar ölüdürler, siz onları diri zannediyorsunuz” diyor. Onun için kendinizi yormayın, kendinizi üzmeyin, yanlış yaparsınız, hatalı olur bu, diyor Allah. Çünkü biz taşa gidip birşeyler anlatsak, taş kıpırdamasa; ona da sonra üzülse bir insan, kızsa bunun mantığı var mı? Taşa anlatıyorsun. Velevki şuuru açık bir insana anlatıldı, anlamasa dahi üzülmek haramdır, olmaz. Berker Hocam, ne anlatayım?

ALTUĞ BERKER: Hocam dün şöyle söylediniz. ‘Bazı kardeşlerimiz Kıyamet’in yakın olduğunu, Mehdiyet’i unutup dünyaya daldılar. Bu kardeşlerimizi yeniden kazanmak için çalışalım, kenara atmayalım. Çünkü onlar ölmediler, bayıldılar. Yeniden su vermek lazım. Onları eski güçlerine kavuşturmak, hatta daha da iyi yapmak mümkün. O yönde kardeşlerimizin dua etmeleri teşvik etmeleri lazım’ dediniz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. Birçok cemaat, birçok topluluk hakikaten pasifize oldular, dağıldılar. Kimi holdingçi oldu, kimi yurt dışına gitti, kimi bir başka şey oldu. Bu kardeşlerimize yeniden moral verip, yeniden bunları canlandırıp, şevklendirip eski kuvvetlerine, hatta daha da fazlasına kavuşturmak mümkün. Tamam eleştiririz ama baba da oğlunu eleştirir, kardeş de kardeşini eleştirir, değil mi? Bu kardeşçe bir eleştiridir. Onların yok olması, ezilmesi için değil bu, daha iyi, daha mükemmel olmaları içindir, inşaAllah.

Neyse, eğer bu konu dallanıp budaklanırsa, Hocamıza yönelik daha da uzatırlarsa, o zaman detaylı anlatırız, şu an gerek yok. Çünkü fırsatçı adamlar ortaya çıkıyorlar, onların yaptığı münasebetsizliği o zaman delilleri ile açıklarız, anlatırız, inşaAllah. Ne diyor Devlet Bahçeli?

ALTUĞ BERKER: Hocam açıklama yapmış. Bu demokratik özerklik modeli taslağının Türkiye’yi bölme projesi olduğu, bu girişimlerin bir ayaklanma hazırlığı olduğu ve böylesine hain bir suikaste karşı herkesin aklını başına alması ve ayağını denk atması gerektiğini söylemiş. “Türkiye sahipsiz ve çaresiz değildir” demiş.

ADNAN OKTAR: Evet. Yalnız Flash TV’nin Cübbeli gibi bir adamı koruyup, Şeyh Nazım Hocamıza tavır alması bana biraz acayip ve karanlık geldi. Tam anlamadım ama bunu bir inceleyeceğim ben. Çünkü burada tarafsız ve candan bir tavır almaları lazım. Şeyh Nazım Hocamıza karşı üslubunu düzeltsin. O başka gazeteler ve dergiler de öyle. Pervasız bir üslup kullanıyorlar, nezaketli bir üslup kullansınlar. O candanlığı ile, o sevecenliği ile samimi bir üslup kullanıyor. Oturup ona o şekilde bir üslupla karşılık vermek, o mübarek insana çok ayıp, adap ve edep noksanlığıdır. Akıllarını başlarına alsınlar, yaptıkları çok çirkin.

Ekşi Sözlük ve İnci Sözlük; oradaki keratalar haytalar. Onlar kendi kafalarına göre böyle. Rencide etmeyecek şakalarda bir şey yok ama hakaretamiz üsluptan kaçınacaklar, inşaAllah. Ama kendilerine göre işte bir stil geliştirmiş keratalar. İnşaAllah Allah hidayetlerini arttırsın, akıllarını arttırsın, şevklerini artırsın. Zeki gençler belli ama akıllarını, zekalarını hayra ve güzelliğe yöneltecekler. İnşaAllah faydalı olmaya yöneltecekler, hayatı boş şeylerle geçirmeyecekler, faydalı, güzel bilgilerle geçirecekler, inşaAllah. Ama neşelerine sözümüz yok, Allah neşelerini daha da arttırsın, inşaAllah. Ne yapıyoruz?

SUNUCU:Bizi yarın 22.00’den itibaren HarunYahya.TV, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV ve Kaçkar TV’den takip edebilirsiniz. İyi geceler.