21 Aralık 2010 Salı


Adnan Oktar'ın Kahramanmaraş Aksu TV'deki canlı röportajı (20 Aralık 2010)

SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo ve HarunYahya.Tv internet sitemizden Hocamızla beraber devam ediyoruz. Buyurun hocam.

ADNAN OKTAR: Evet, ben de şeyhime müracaat edeceğim.

ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, estağfirullah inşaAllah. Ay tutulması olacak inşaAllah yarın. Hem de gün dönümünde, yani 21 Aralık gün dönümü, ay tutulmasıyla beraber, bu sene inşaAllah.

ADNAN OKTAR: O acayip, gün dönemine rast gelmesi garip, yani dikkat çekici.

ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.

ADNAN OKTAR:Evet, başka neler var? Hepsini anlat.

ALTUĞ BERKER:Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, kendisiyle yapılan bir röportajda şöyle demiş; “uzun bir süredir Suriye ile Türkiye arasında geçişlerin serbest olması talebinde bulunuyorum” demiş. “Geçen yıl Türkiye ziyaretimde ‘Biz hazırız’ denilince şaşırdım” demiş Hocam, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Suriye’den başlıyoruz demek ki. Bismillah.

ALTUĞ BERKER:İlk dediğiniz gibi Hocam. Yıllar önce söylediniz yani bunu.

ADNAN OKTAR: “İlk Suriye” dedim, değil mi?

ALTUĞ BERKER:“İlk Suriye” dediniz, inşaAllah. Vize kalkmasını sizden başka Türkiye’de hiç zikreden yoktu, ilk siz zikrettiniz inşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Erbakan Hocamız’la röportaj yapılmış Aksiyon Dergisi’nde Hocam. Birkaç kez sizin kitaplarınızdan bahsetmiş inşaAllah. Şöyle demiş; “Harun Yahya’ya ait, siyonizmin dünyada nasıl yapılandığını anlatan kitap” olarak söylemiş Hocam. Aksiyon muhabiri de sormuş sizin kitabınızla ilgili.

ADNAN OKTAR: Ne sormuş?

ALTUĞ BERKER:“Şu soruyu sordum” diyor; “böylesine önem atfettiğiniz bu örgüt ile ilgili size bir bilgi belge akışı oluyor mu? Başbakanlık sırasında dünyada ve Türkiye’de bu yapının önde gelenleri kimler, merak edip araştırdınız mı?” demiş. “Bu yapılarla ilgili bana gelen bir bilgi ya da belge yok, Cevat Rıfat Atılan ve Harun Yahya’nın kitaplarında bilgi var” demiş Hocam inşaAllah, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Erbakan Hocamız beni çok sever, kitaplarımı tavsiye eder. Her toplantısında hemen hemen, Harun Yahya kitaplarına atıfta bulunur. “Kitapları alın okuyun” der. Ama yıllardan beri, Harun Yahya kitapları başlayalı beri Hocamız sürekli tavsiye eder, maşaAllah. Bir tek Allah’tan korkar, kimseden de korkmaz. Seçimlerde de kazandığında bizim çocukları sağına soluna alıp resim çektirmişti böyle. Bayağı şevkli, çok candan, sevgi dolu bir insandır. Böyle korkak, ürkek, bazı zevat gibi garip bir tavır içerisinde değiller. Tam delikanlı tıynetlidir, çok yiğit bir Müslümandır. Fakat daha önce Erbakan Hocamız’ın adını ağzına almayanlar, özellikle o Numan Kurtulmuş’un olayında Numancı kesilenler, Erbakan Hocamızı yalnız bırakanlar, hatta hiç bir şekilde adını dahi anmak istemeyenler, internette tek kelime ondan bahsetmeyenler, Milli Gazetede haberlerini çıkartmamaya özen gösterenler, Haber5’te, Haber5’in sitesinde hiç bir şekilde ismini ve cismini göstermemeye özen gösterenler sonradan birden aslan kesildiler ve yoğun bir Erbakancı ruhu göstertmeye başladılar. Bu bana hiç samimi gelmedi. Çünkü bunu yapanlar toplam belki on kişi ama bakın nereleri kontrol altına almışlar, değil mi? Nitekim Milli Gençlik coştu; Erbakan Hocamızı sıfır fireyle, ezici çoğunlukla başkan seçtiler, değil mi? Delegeler coştular maşaAllah. Demek ki, Allah vermesin, Erbakan Hocamız’a destek vermeseydik; o devirde böyle bütün gücümüzle, desteğin de dışında, sevgimizi, muhabbetimizi, coşkumuzu Hocamıza göstermiş olmasaydık; karşı tarafın yaptığı acayip tavırları, garip tavırları izah etmiş olmasaydık; yapılan haksızlığı açıklamasaydık kim bilir ne olacaktı, onu da bilmiyorum. Onun için mühim olan zor zamanda destekçi olmaktır.

ALTUĞ BERKER:Vesile oldunuz Hocam inşaAllah. O birliğe, o sadakate vesile oldunuz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ama o devirde biz nefes aldırmadık elhamdülillah. Sevgiyle, saygıyla, akılla, bilimle bu fitneyi kestik, durdurduk. Hocamıza karşı uygulanan vefasızlığı, sadakatsizliği, garip tavırları durdurduk ve güzel bir netice oluştu elhamdülillah.

ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Hocam, Demokratik Toplum Kongresi, “Demokratik Özerk Kürdistan Modeli” dedikleri taslak, hazırlık çalışmasını tamamlamış. Buna göre dört ülkede yaşayan, kırk milyon Kürtün bağlı oldukları devletler ile bir konfederalizm kurulması planlanıyormuş. Özerk bölgenin kendi bayrağı, kendi sembolleri, kendi güvenlik güçleri olacakmış. Yeraltı kaynakları kendilerine ait olacakmış. Kürtçe eğitim dili haline getirilecekmiş. Bu konuda Doğan Medyası’ndaki bir kısım yazarlar da bu önerinin, ülkemiz yakın dönem siyasi tarihindeki en demokrat içeriğe sahip proje olarak tanımlayan bazı yazılar yazmışlar.

ADNAN OKTAR: Bu hiç bir zaman için olacak bir şey değil. Çünkü Türk-İslam Birliği oluşuyor. Türk-İslam Birliği oluştuğunda, sorsan Kürt kardeşlerimize; “böyle bir şey istiyor musunuz?” Yani son derece mantıksız bulurlar. Hiçbir Kürt bunu istemez, hiçbir çıkarı yok, faydası yok, anlamı yok. Bölünelim, küçülelim, hapsedilelim, tecrit edilelim; ufacık bir yerde, kıpırdayamaz halde, destekten yoksun yaşayalım; bu mantıklı bir şey değil. Bilakis bak her yerde sınırları kaldırıyoruz biz inşaAllah. Vizeleri kaldırıyoruz, pasaportları kaldırıyoruz. Birleşme ve bütünleşmenin olduğu bir dönemde parçalanmayı ve bir de paramparça olmayı, küçük küçük parçalara ayrılmayı istemek, aklın vicdanın, mantığın, kabul edeceği bir şey değil ve son derece zararlı, son derece aksi bir tavırdır, yanlıştır. Hem sosyal yönden çökertir, hem ekonomik yönden, hem hukuki yönden, her yönden çökertir ve perişan eder ve küçük lokma her zaman kolay yutulur. Büyük Türk-İslam Birliği, bütün bu belaları ortadan kaldıracak. Boş yere toplantılar yapıyorlar, şunu yapıyorlar, bunu yapıyorlar. “40 milyon Kürt var” diyor. Ne 40 milyonu? Çok daha da fazla olabilir. Hepsi bizim kardeşimiz. Yarı Kürt olan kardeşlerimiz de var. Onlar da, en az bir 80 milyon da onlardır. Dörtte bir Kürt olanlar var, değil mi? Beşte bir… Kanında Kürt kanı olmayan insan çok azdır. Kanında Türk kanı olmayan hangi Kürt vardır? Genetik olarak isterse inceleyelim, yani çok çok saf Kürt çıkmaz. Yani zaten en son kökenine gidersen yine Kürtler Türk kökenlidir. Yani en en geriye gidildiğinde, genetik yönden en geriye gidildiğinde yine Türk kökeni olduğu ortaya çıkar. Saf kan açısından değerlendiriliyorsa, saf kan Kürt zaten yok, değil mi? Yani hemen hemen herkesin akrabalarında ya bir Kürt vardır, ya Laz vardır, ya Çerkez vardır, Zaza vardır, Abaza vardır, değil mi? Arap vardır, vardır oğlu vardır, yani hep göçmen insanlar. Bir de Türkiye bütün göçlerin olduğu bir köprü gibidir. Yani Asya’dan Avrupa’ya, Avrupa’dan Asya’ya bir köprüdür Türkiye zaten. Göç yolu üzerindedir, ticaret yolu üzerindedir. Dolayısıyla sürekli evlenmelerle, her kavimden insanlarla evlenmelerle, saf ırk diye bir olay kalmamıştır, böyle bir olay yok. Bir de saf ırk olsa yine Hz. Adem (a.s.)’in evladı çıkar en sonunda. Yani ne olur? Onun için işi ırkçılığa dökmek değil, Türk-İslam Birliği içerisinde, İttihad-ı İslam inancı ve birliği içerisinde sevgi ve kardeşlikle bütünleşmek esastır. Arkadaşların bu görüşü çok yanlış. Bak yıllardan beri Kürt kardeşlerimize acayip acı çektiriyor PKK. Istırap çektiriyor. Yokluk, sefalet, açlık, perişanlık, kavgalar, silahlar, bombalar, mayınlar… Türk-İslam Birliği’nin ne kadar acil olduğu görülüyor. Onun için bu arkadaşların gösterdiği gayretin binlerce mislini bizlerin göstermesi gerekiyor. Yani Türk-İslam Birliği için gayret etmemiz lazım.

Türk-İslam Birliği konusunda yan gelip yatanlar, çok büyük vicdani sorumluluk içerisindeler. Çok çok ayıp yapıyorlar. Bakın bu stresi, bu gerilimi insanlara yaşattırıyorlar. Bak bu insanlar da zor durumda kalıyor. Öbürleri de zor durumda kalıyor. Bir ihtimal onlar da baskı da görüyorlardır, yani bu adı geçen kişiler. Yani belki çekindikleri için böyle söylüyorlar. Dolayısıyla İran’da da Kürt kardeşlerimiz var. Irak’ta da Kürt kardeşlerimiz var. Her yerde var Kürt kardeşlerimiz. Almanya’da var, Adana’da var Kürt kardeşlerimiz. İstanbul’da, yani yüz binlerce Kürt vardır İstanbul’da. Böyle bir şeyin pratikte zaten bir anlamı yok, mantığı da yok. Yani son derece geçersiz, anlamsız bir şey. Kürtler bir kere çok dindar, efendi, mukaddesatçı, maneviyatçı, saygılı, hürmetli, nezaketli insanlar ve bizim parçamız onlar. Yani bizim milletimizin bir güzelliği, süsüdür. Dolayısıyla bu parçalayıp boğma mantığına farkında olmadan hizmet edenler çok büyük hata ederler. Çünkü parçalanma boğmayı, yok olmayı getirir arkasından. Hangi Kürt bunu ister? İstemez. Demek ki farkında olmadan bu hataya düşüyorlar. Çok yanlış, çok hatalı. Memleketin, insanların, kardeşlerinin, kardeşlerimizin güzelliğini, iyiliğini istiyorlarsa İttihad-ı İslam’ı, Türk-İslam Birliğini istesinler, bütün güçleriyle desteklesinler. Ama desteklemeseler de yine olacak bu. Çünkü Türk-İslam Birliği 1, 5 milyar sayısı olan büyük bir birlik. O birliğin içerisinde birçok ayrılıkçı eriyecektir, yok olacaktır. Yani bir tek o arkadaşlar belki federatif bir düşünce içindeler ama asıl bizim için tabii PKK sorundur. En büyük şey. Onları ikna etmek kolay, biz bu arkadaşları ikna ederiz. Fakat PKK Türk-İslam Birliği olduğunda tamamen ortadan kalkacaktır. Yani hiçbir sorun kalmaz. Birçok ülkede bölünme eğilimi var, birçok yerde var. Mesela Irak’ta var ve başka yerde de var. Hepsinde bölünme istekleri var. Bölünme değil; bütünleşme konfor, güzellik, zenginlik, bereket getirir. Bölünme bereketsizlik, sıkıntı getirir; başka bir şey getirmez.

ALTUĞ BERKER: Şöyle söylediniz Hocam önceki gün; “Milliyetçi ve dindar Türk gençliğini pasifize etmek için bir faaliyet var. Darwinizmi tehlike olarak görmeyen, İttihad-ı İslam’ı istemeyen, ‘Kıyamete daha yüzlerce yıl var, yan gelip yatın’ diye uyuşturan bir felsefe var. Bir mühendislik projesi var” dediniz. “Buna karşı kardeşlerimiz Kur’an ahlakının hâkim olması için çok yoğun atak yapsınlar. Mehdiyet’i, Ahir zamanı su gibi ezberden bilsinler. Bu tipleri kızdırmak istiyorlarsa Darwinizmi ezmeyi çok iyi öğrensinler” dediniz. “Bilgi ve sevgi en önemli silahtır. İnsanların inanıp, inanmaması üstünde durmasınlar. Bilinçaltlarında mutlaka inanıyorlar. ‘Vicdanları kabul ettiği halde zulüm ve büyüklenme dolayısıyla inkâr ettiler’ diyor Allah. Zulüm ve büyüklenmeleri kalktığında, vicdanları devreye girip kabul ederler İnşaAllah” dediniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet. Irkçılık çok tehlikelidir. Irkçılık Darwin’le beraber ortaya çıktı. Osmanlı’yı parçalamada kullanıldı ırkçılık. Irkçılık sürekli parçalayarak ilerleyen kanser gibi bir şeydir. Yani sürekli dokuyu parçalar. Yani nasıl kanser vücudu öldürmeden bırakmıyor, ırkçılık da bünyeyi ve insanları öldürmeden bırakmaz. Mesela Hitler’de öyle oldu, Mussolini’de öyle oldu, Franko’da öyle oldu. Nereye girerse o ülkeyi mahvetmeden bırakmaz. Mesela; önce “Kürtleri ayıralım” der, sonra “Lazları ayıralım”, sonra “Çerkezleri ayıralım”, sonra “Boşnakları ayıralım”, “Zazaları ayıralım”, “Abazaları ayıralım” der, “Arapları ayıralım.” “Genetik kodlarına bakalım” derler. “Senin kanında işte biraz Sümer kanı var. Haydi bakalım sen Sümerolog ol. Ayrı bir kafada ol.” Ucu bucağı gelmez onun ve insanları mahveder. Mahalleleri ayırır. Mahalleler, sokaklara ayrılır; sokaklar evlere. Evlerde de insanlar kendi kardeşine düşman olur. Bu şeytanın anarşiyi meydana getirmekte kullandığı bir tekniktir. Allah bizim bütün ve bir olmamızı istiyor. Mesela Cehennemde küfür tamamı birdir. Tek bir ümmettir Cehennem Ehli. Cennet Ehli tek bir ümmettir. Cennette ırk mı olacak? Hangi kavimden olduğumuzu bize soracaklar mı? Değil mi? Bir tane ümmet var; Müslüman ümmeti, Cennette. Tek bir kavim, tek bir ümmet o kadar, başka kimse yok. Hep Hz. Âdem (a.s.)’in evlatları, ümmet olarak da İslam ümmeti, Müslüman ümmeti. Cennet modeli esastır cennet modeli. Yani cennet modelini biz dünyada yaşatacağız, İnşaAllah. Herkes birbirini sevecek, bereket bolluk olacak. Cennette nasıl insanlar sevinç içinde? Aynısını yapacağız inşaAllah, benzerini. Cennet evleri nasıl güzeldir? Biz de evleri güzel yapacağız. Cennet çarşıları nasıl güzel? Biz de çarşıları böyle güzel yapacağız. Cennet sokakları nasıl tertemiz? Biz de sokakları tertemiz yapacağız. Cennet insanları nasıl birbirinin gönlünü alıyor, sevgi gösteriyor, hürmet ediyor; güvenli, sıkıntısız? Biz de aynı şekilde insanların birbirine güven duymasını, sevgi duymasını, şefkat duymasını sağlayacağız. Cennette nasıl insanlarda gelecek korkusu olmuyor? Biz de burada Müslüman kardeşlerimize gelecek korkusu olmayan bir dünya meydana getireceğiz, inşaAllah. Cennette nasıl her yer yemyeşil; ormanlar var, ceylanlar var, kuşlar var, hayvanlar var, bitkiler, meyve ağaçları nasıl aşağı sarkıyor, değil mi? “Dalları aşağı sarkmış” diyor Allah, “koparılmaya hazır.” Biz de inşaAllah benzerini yapacağız. Aslını da Cennette göreceğiz.

Allah bize model olarak cenneti esas göstermiştir. Kıyafetlerimiz tertemiz olacak, yiyeceklerimiz tertemiz olacak, birbirimizi kollayıp korumamız çok güzel olacak, ırkçılık olmayacak değil mi? Kavmiyetçilik olmayacak. Üstün ırk düşüncesi olmayacak. Ahlak üstünlüğü, “takvada yarışın” diyor Allah. Türk milletinin üstünlüğü takva üstünlüğüdür, ahlak üstünlüğüdür. “Kahraman ordu” diyor Bediüzzaman, “imanlı millet” diyor. Yani, “genetik kodu üstün” demiyor ki Bediüzzaman, değil mi? Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de; “ne güzel asker, ne güzel kumandan” derken; ne özelliğinden dolayı? Kahramanlığından, yiğitliğinden, güzel ahlakından dolayı övüyor. Yoksa “genetik kodu üstündür” anlamında övmüyor ki Peygamberimiz (s.a.v.), değil mi? Genetik kodla üstünlük olmaz. Üstünlük takvayladır ancak. Biz de İnşaAllah bu güzel gidişata bütün gücümüzle yardımcı olmaya çalışıyoruz. Arkadaşlar genetik kodla ortaya çıkıyorlar, çok büyük hata yapıyorlar. Zorla gençlere Kürtçe öğretiyorlar. Bir kere Kürtçe yani tamam bir dildir ama yani insanların, Kürt gençlerinin hoşlandığı bir durum değil bu. Onlar Türkçeden çok memnunlar, bütün Kürt gençliği. Çünkü geliyor burada lokantaya geldiğinde Türkçe yemek istiyor. Gidiyor otelde kalacağı vakit Türkçe konuşuyor. Okula geliyor hocasıyla Türkçe konuşuyor. Ama fantezi olarak ekstradan adam isteyebilir. Yani mesela benim Çerkez hemşerilerim var, Çerkezce biliyorlar. Hoşuma gidiyor konuştuklarında. Mesela böyle, “vıjı vıjı” bir şeyler, böyle ilginç, hoş bir dil yani Çerkezce. Veyahut mesela adam Araptır, kendi akraba arasında Arapça konuşur. Ama Türkiye’de anavatan dili var; Türkçe. Bunu da oturup zorlamanın âlemi yok. Zorla “Kürtçe öğrenecek.” Yani dayatma yapmaya gerek yok. Çocuklar rahat olsun, gençler. Yani benim arkadaşlarım, o kadar çok Kürt kardeşlerim var ki bizim toplulukta arkadaşlarımız içerisinde. Haberimiz bile yok, millet sorunca oluyor, değil mi? Mesela Bizim Adnan Kürt, diğer kardeşlerimiz Kürt, Salih Kürt; haberimiz bile yok yani. Çok şahane, mümin, muttaki adam. Biz onu bir sevinç meselesi olarak arada konuşuyoruz. Kimsenin aklının ucuna gelmez. Yani tam anlamıyla güvendiğimiz insanlar. Bana ne kardeşim onun Kürt, Laz, Çerkez olması? Yani ne fark eder?

Mesela Lazlar Türkiye’nin çimentosudur. Ben çok severim. Karadenizliler çok yiğit, delikanlı insanlar. Orta Anadolu’ya gidiyorsun, onlar da aynı; Trakya’ya gidiyorsun, aynı; İzmir’e gidiyorsun, hep delikanlı, efedirler yani; “Antalya” desen, koç yiğit doludur. Dolayısıyla, nedir bu yani? Biz adamlara bakacağız; “ya” diyeceğiz “gel, senin saçından bir parça alalım, senin genetik koduna bakalım. Aaa... sen de Türklük geni şu kadar, Kürtlük geni şu kadar, Lazlık geni şu kadar. İşte yüzde bilmem kaç sen Kürt’sün, yüzde kaç işte Türk’sün bilmem ne…” Şimdi bu, yani insanın aklından şüphe ederler böyle bir şey olduğunda. Bu hayat mı bu? Bu nerde görülmüş ya? Tek bir babadan, anadan geldiğimize göre bu ne bu? Mantığı ne bunun? Bir de ne kadar zorlama olduğu açıkça görülmüyor mu bunun? Sırf iş çıksın, yani sırf kargaşa çıksın, fitne çıksın; başka bir şey değil yani. Tamam “Kürtler” diye bir millet vardır. Yani Kürt kardeşlerimiz vardır. Yani bir kavim vardır, Kürt kavmi. Ama biz eridik. Yani hepimiz birbirimizin içinde eridik. Yani oturup da bunu bu hale getirmenin bir âlemi yok ki. Ama mesela Kürtçe şarkılar vardır, Kürt sanatı vardır, Kürt çadırı vardır; bu bir renk, güzeldir. Mesela Laz kıyafeti vardır. Lazlar mesela çok hoştur, bir renktir Folklor olarak, değil mi? Kemençeyle oyun havası çalar mesela, o bir zevktir, güzelliktir. Türkiye’nin süsü bunlar. Yani bir güzellik oluşturur. Mesela Çerkezce oynarlar mızıkayla. O da bir süs, güzellik. Mesela Çerkez kıyafeti vardır, böyle işlemeli, biliyorsunuz klasik Çerkez kıyafeti, kalpakla. O da bir süstür, güzelliktir. Ama süs olarak kalır bunlar. Yani bunlar bizim başımıza fitne ve belaya dönüşmez, değil mi? Bizim gönlümüzü alan, bize neşe veren olaylardır. Mesela Şam kültürü; “Şam işi” denen bir sanat vardır. Sedef kakma üzerine yapılan Şam işi. Biliyorsun.

SUNUCU: Evet.

ADNAN OKTAR: Bak hemen gözleri parladı, “Şam işi”. Çok güzel, bambaşka sanattır, bir renktir. Arap kültürü; mesela Arap mimarisi bir renktir. Çok iç açıcı, çok hoştur. Osmanlı mimarisi; nefistir, acayip hoş bir şeydir. Renk bunlar, güzellik. Ama bu, bölünmeyi, parçalanmayı, birbirine düşmeyi, savaşı, kavgayı gerektiren bir olay değil.

ALTUĞ BERKER: Tabii İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: Onun için “Demokratik Toplum Kongresi” falan. Bir kere bu arkadaşlar, Ahmet Türk değil mi o?

ALTUĞ BERKER: Evet.

ADNAN OKTAR: O çocuğun ismi neydi?

ALTUĞ BERKER: Selahattin Demirtaş.

ADNAN OKTAR: Evet. Mesela Ahmet Türk çok mazlum, kendi halinde bir insan aslında, o da öyle ama bunlar çekiniyorlar, PKK’dan çekiniyorlar. Adama diyorlar ki; “kardeşim nasıl böyle konuşursun?” Adamın tepesinde PKK duruyor. Çek PKK’yı üstünden, PKK’nın silahını çek kafasından, bak bakalım nasıl konuşacak o zaman. Sen git bakalım orda nasıl konuşacaksın. Kafana PKK silahı dayasın bakalım ne konuşacaksın sen, değil mi? G3 piyade tüfeğini kafasına dayadı mıydı adam ne yapsın? “Niye böyle konuştun?” diyor. Adamın hayatı tehlikede, sokakta geziyor, değil mi? Bu arkadaşlarımızın, bu kardeşlerimizin rahat konuşabilmesi için enselerinden PKK’nın silahını çekmek gerekir. Çek bakalım silahı nasıl Müslümanca, nasıl güzel, nasıl kardeşçe üslup kullandıklarını göreceksiniz. Dehşetli tehdit altındalar. Dehşetli tehdit altındalar. Çoluğu çocuğu, kendileri de tehdit altındalar. Yani biraz akılcı bakmak lazım olaya, değil mi?Al, bağrına bas, kurtar. PKK’yı da gönder ama “gönder” derken tabii Türk-İslam Birliği’yle gönderilir. Türk-İslam Birliği’ni oluşturdun mu Doğudan askeri çekeriz. Bakın isterseniz deneyelim. Polisi de çekin, askeri de çekin. Çünkü PKK’lı bulamazsınız. Yani bana bir tane PKK’lı bulan olsun Türk-İslam Birliği olduğunda, ben ona ne isterse vereceğim inşaAllah. Dilesin benden ne dilerse. Bir kişi bulsun bana “bu da PKK’lı” diye. Adam çıksın; “ben PKK’lıyım.” Diyemez, olmaz. Öyle bir olay olmaz. Ama şu an her yer silah, her yer bomba, her yer kan. Böyle bir ortamda adama sen Türk-İslam Birliği’nden bahsettirmek istiyorsun. Bahsedemez. Bahsedemez. Yani “ben bahsederim” diyen varsa gitsin orada bahsetsin de bir göreyim. Mardin’de çıksın gece, Mardin’in dağlarında bana bir bağırsın “Türk-İslam Birliğini istiyorum” diye. Diyemez, değil mi?

ALTUĞ BERKER: Tabi.

ADNAN OKTAR: En kabadayı, en delikanlı adam bile çok zorlanır orada, inşaAllah. Can güvenliği var burada. Can azizdir. Şimdi tamam delikanlılık, yiğitlik ayrı ama böyle pisipisine alıp kendini pencereden aşağıya atmak gibi bir şey. Sebebe sarılacaksın tabii ki.

Bütün milletimizin, kardeşlerimizin yapacağı, herkesin yapacağı… Bakın bizi frenlemek istiyorlar, durdurmak istiyorlar. Nur talebelerine musallat olmuşlar, Cübbeli’ye musallat olmuşlar, birçok kişiye musallat olmuşlar; bakın görüyorsunuz, değil mi? “Aman kardeşim” diyorlar, “Mehdiyet’i durdurun! Aman! Aman Bediüzzaman’ın bu söylediği, Peygamber (s.a.v)’in söylediği bu gerçeği durdurmaya çalışın.” Yani şeytan delirdi. Şeytan kendini yerden yere atıyor şu an, çırpınıyor. Türk-İslam Birliği’ni durdurmak için, İttihad-ı İslam’ı durdurmak için. Bizim milletimiz, bir kere Türkiye’nin milli tecrübesi var. Biz dünyayı idare etmeyi iyi bilen bir milletiz. Osmanlı tecrübesi var. Arşivlerimize bakın. Yani ustayız bu konuda, değil mi?

Mesela mobilya ustası oluyor, terzi oluyor adam; usta yani biliyor, yapıyor. Biz de üç kıtayı, dünyayı idare etme konusunda ustayız. Çok zordur idarecilik. Öyle nefsani bir şey değil ki bu. Hizmet yapacağız. Bu, acı demektir, çile demektir, zorluk demektir, değil mi? Fedakarlık yapılacak. Bıraksınlar emaneti bize, konu bitsin. Zaten emanet bizde ama bırakmasalar da bu olacak. İnşaAllah. Basalım, mesela İranlı Kürt kardeşlerimizi bağrımıza basalım. İndirelim çocukları dağlardan, değil mi? Mesela daha teröre bulaşmamış, kan akıtmamış. Tehditle çıkartmışlar dağa Kürt delikanlıları, Kürt kardeşlerimizi, değil mi? Bağrımıza basalım. Hep birlikte cemaat yapalım. Cemaatle namaz kılalım. Bir yere sofra kuralım güzel Kürt çadırı yapalım, böyle büyük kıl çadır, değil mi? Güzel, yere minderler de koyalım, güzel. Üç beş tane artık oğlak mı kesiyorlar, ne kesiyorlar? Bir tane semiz buzağı da olur, inşaAllah. Güzel pilav yapalım şöyle bol etli, hep beraber yiyelim. Sohbet edelim. Kürtçe zılgıt çeksinler. Sohbet edelim. Bağrımıza basalım kardeşlerimizi. Hayvanları salsınlar dağlara, dağlar özgür olsun. Gece kuralım çadır, gece de, değil mi? Işıklandıralım dağlarda sohbet edelim. Gece dağları korku sarıyor. Korku yaşıyor dağlarda gece. Dağlarda gece sevgi yaşasın, sevinç yaşasın, değil mi? Zılgıt sesleri duyalım. Davul zurna sesleri duyalım. İnce saz sesleri duyalım.

Bir de olmayacak yerden girdiler. Bizim millet delikanlı millet. Allah vermesin şimdi bir vatan parçasını, diyor ki mesela; “biz bir on kilometre kare bir yer istiyoruz.” On kilometre kare gitti mi bütün Türkiye gitti demektir. Namusun da gider, haysiyetin de gider, şerefin de gider; herşeyin gider. Hiçbir şeyin kalmamış demektir. Adam diyor ki; “gırtlağına çöküp, seni boğacağım ve mahvedeceğim” diyor. Bu anlama gelir. Şimdi insan bu da can havliyle kendini korur o zaman. Olmayacak işe girmesin kimse. Bu olacak iş değil. Bir kere Kürtler bizim canımız ciğerimiz kardeşimiz. Biz onları kimseye vermeyiz; bir. Komünistlere hiç vermeyiz; iki. Annelerim benim ne anlar komünistlikten, Kürt annelerim benim? Kürt dedeler, sakallı dedeler, namaz kılan dedeler komünizmden ne anlar? Sen Stalinist-komünistsin, ben sana verir miyim o vatandaşımı, kardeşimi? Belli ki mahvedeceksin. Manasını yok edeceksin. Ruhunu yok edeceksin. Fıtratını yok edeceksin. Güzelliğini, sanatını, her şeyini öldüreceğin belli. Sana teslim eder miyim ben onu?

Bir de vatan toprağı verilmez. Vatan namustur bu bilinir. Vatan gitti mi her şey gitti demektir. Bitti, öldün demektir. Hayır, “olmaz” demiyorum; olur. Mesela Türkiye yetmiş milyon, tamamı şehit edilir; al kullan, senin olsun. Yetmiş milyonun tamamını şehit edersen, tamam. Ama bunun dışında olmaz. Olmayacağı belli. Boş yere niye uğraşıyorsunuz o zaman? Kim kabul eder Türkiye’de bunu? Bana bir tane adam gösterin. Bazı cahil hanımlar görüyorum, Güneydoğu’ya gidiyorlar, sarı kırmızı yeşil kıyafetler giyiyor böyle. Kardeşim öyle hareketlerle celladı sakinleştiremezsin. Kurt senin canını almadan, seni paramparça etmeden oradan dönmezsin. Kurt senin kanını istiyor, senin haberin yok. Sen kurda şirin görünmeye çalışıyorsun. Kurtla köpekle şakalaşmaya gelmez. O seni parçalamaya gelmiş, değil mi? Onun için anlaşma diye bir konu olmaz. Ama şiddet de olmaz. Yani PKK’ya çözüm şiddet değildir, kontrgerilla hiç değildir. Mesela kontrgerillayla mahvettiler benim kardeşlerimi. Azılı psikopatları, esrarkeşleri, it kopuk takımını gönderdiler, akıl almaz işkence ve zulüm yaptırdılar kardeşlerimize. Ben o yapılan zulümden dolayı, iddia edilen Ergenekon örgütünün yaptığı zulümden dolayı kardeşlerimden özür diliyorum, özür diliyorum. Ama yapacağımız bir şey yoktu. Çünkü adamlar psikopat, adamlar örgütlenmiş. Devlet daha yeni bunların gırtlağına çöktü. Yıllardan beri bağırıyorum. “Derin devlet yapılanması var” dedim, “komünist derin devlet yapılanması.” Gazetelere tam sayfa arkadaşlarımız ilan da verdiler. Yeri göğü inlettik. Kitap yazdım on yıl önce, on beş yıl önce. İsim de verdim. “İddia edilen Ergenekon örgütü diye bir örgüt var, büyük bir bela bu” dedim, açıkladım. İsmini de verdim. Daha yeni harekete geçtiler. Adını söyledim. Daha adı sanı hiç yokken, daha savcılık açıklamamışken ben açıkladım. Kitabımda var, bakın görebilirsiniz. Onun için “sevelim sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz” sözü çok güzeldir, inşaAllah.

Bak size ne diyorlar? Zakir diyor ki; “hiç kimse, hepiniz bir tarafa Hocamız bir tarafa” diyor. “Hepiniz toplansanız hocamızın yerini dolduramazsınız. O mükemmel bir varlık. Muhteşem Vallah” diyor Zakir.

ALTUĞ BERKER:MaşaAllah, doğru söylemiş Hocam.

SUNUCU: MaşaAllah.

ADNAN OKTAR:Ama kardeşlerim, ben özellikle çıkmadım. Çünkü anlatacakları konular çok hayatiydi, çok önemli konular onlar. Çünkü benim yerime çok rahat onlar anlatabilirler. Ayetlerle Kuran’dan; münafıkları anlattınız.

ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, Kuran’ın yeterliliği, Kuran mucizeleri, İslam Ahlakının Dünya Hakimiyeti, münafıklar.

ADNAN OKTAR:Evet, çok hayati konular, onlar. Onun için anlattırdım, inşaAllah. Yani istirham ettim, onlar anlattılar.

ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam. Zevkle, şerefle inşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR:“Sayın Hocam bugün TV5’te saat beş buçuk sıralarında “Hayvanlar Alemi” diye bir program vardı. Çok şaşırdım, evrim propagandası yapıldı.” TV5, nedir bu TV5?

ALTUĞ BERKER:Herhalde Sayın Hocamız’ın TV5 değildir diye düşündüm siz söyleyince hocam, Erbakan Hocamız’ın TV5.

ADNAN OKTAR:“Bu yabancı bir belgesel ama herhalde Erbakan Hocamız’dan habersiz TV5’te çalışanlar dikkat etmeden yayın yapıyor. İlgilenir misiniz?” Yabancı bir TV5 var mı, başka bir şey?

ALTUĞ BERKER:Yabancı bir kanal var ama “Erbakan Hocamız” diye ekleyince şimdi anladım doğru.

ADNAN OKTAR:Kardeşimiz karıştırmış olabilir mi, acaba?

ALTUĞ BERKER:Hocam bazen parayla satın alıp belgeselleri yayınlamak için alıyor olabilirler. Kontrol etmeden gerçekten de koymuş olabilirler. O kardeşlerimizin pek öyle bir teamülleri olmuyor genelde. Sizin belgesellerinizi yayınlıyorlar genellikle Nocam çünkü.

ADNAN OKTAR:O zaman onu telafi edecek bir program, bizim programlardan bir tane kaset gönderin onu yayınlasınlar. “Biz yaptık oldu” olmaz. “Pardon”u olmaz bu işin. Olur mu? Bak zehri saçmışlar. Bu zehrin kaldırılması lazım. Bizim Darwinizmi eleştiren, Darwinizmin yanlışlarını ortaya koyan bir programımızı yayınlasınlar. Bu başka türlü olmaz ve özür dilesinler.

“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam” Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu“Sizleri her akşam ailemizle birlikte izliyoruz. Eserlerinizden ve sohbetlerinizden çok istifade ediyoruz. Allah sizlerden ve talebelerinizden sonsuz razı olsun. Muhterem Hocam, daha önceki sohbetlerinizde birkaç defa şöyle söz söylemiştiniz; ‘muhterem Erbakan Hocamız ileride Cumhurbaşkanı olacak inşaAllah’ demiştiniz. Bunu dua niyetiyle, temenni olarak mı söylediniz? Yoksa Allah’ın lütfu ve ihsanı ile Erbakan Hocamızı ilerde Cumhurbaşkanı olarak görecek miyiz? Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun. Sizi çok seven talebeniz Beytullah Aydın, Zonguldak.” Erbakan Hocamız Başbakanlık yaptı. Hakikaten herkesin sevdiği bir insan, çok muhterem bir insan ve Türkiye’yi hakikaten seven bir insan, Türk milliyetçisidir, çok aydın bir insandır. Vatana millete çok sahip çıkan, Türk-İslam Birliği’ni aşkla şevkle isteyen bir insan. Böyle bir insan, Allahualem, bir daha gelmez. Ben onu söylüyorum, beni anlamadı bir kısım kardeşlerimiz. Bir daha Fethullah Gülen gelmez öyle bir insan. Bir daha Erbakan gelmez. Baksınlar yeni nesle. Gelmez bir daha. Allahualem gelmez. Onun için bu büyüklerimizin kıymetini iyi bilelim. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri; bir daha gelmez böyle bir insan. Son bu, Osmanlı’dan kalan bize son miras bunlar. O aşk, o şevkli insan bir daha, Allahualem, bulamayız. Onun için en iyi şekilde değerlendirelim. Mesela Şeyh Nazım Hocamız’ın bir kere nazarını elde etmeye çalışsınlar; onu yormadan, sıkmadan, üzmeden. Onun duasını alsınlar. Erbakan Hocamız’ı da Cumhurbaşkanı yapmak çok güzel olur. Çok yakışır, bayağı güzel olur. Başbakanlık yaptı, hakkıdır. Bakın onun talebeleri şu an hükümetteler, yani bu inkar edilecek bir şey değil. Onun yetiştirdiği, terbiye ettiği, siyaset öğrettiği, adap edep öğrettiği, tavır öğrettiği, vatan sevgisi öğrettiği, Türk-İslam Birliği’ni öğrettiği, İslamiyet’i öğrettiği talebeleri bugün hem Cumhurbaşkanı hem Başbakan hem de hükümetteler. Bütün İslam alemince sevilen bir insandır Erbakan Hocamız ve Cumhurbaşkanlığı hakkıdır. Bu her vicdanın, aklıselimin kabul edeceği bir şeydir. Çünkü bakın Başbakanın ve Cumhurbaşkanının Hocası, onları yetiştiren bir insan. Devlet erkanını yetiştiren bir insan, onlara devlet terbiyesi veren bir insan. Böyle muhteşem bir insanı Cumhurbaşkanı yapmak bizim boynumuzun borcudur, inşaAllah. İlk fırsatta Allah’ın izniyle istiyoruz Allah’tan, dua ediyoruz. İnşaAllah. Nasipse, inşaAllah kaderindeyse inşaAllah olur. Çok ferahlatıcı, çok güzel olur. Çok yakışır. Bütün milletimizi sevindirir. Herkesin hoşuna gidecek bir şey olur, inşaAllah.

SUNUCU: İnşaAllah.

ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Şeyh Nazım Hazretleri’nden bahsettiniz Hocam. Bir haber vardı, inşaAllah. Şilili o mahsur kalıp kurtulan madencilerden bir kısmı Şeyh Nazım Hazretleri’ni ziyaret etmişler Hocam Kıbrıs’a gidip, inşaAllah

ADNAN OKTAR: Allah Allah.

ALTUĞ BERKER:Onlara dua etmiş Şeyh Nazım Hazretleri. Onun üzerine, gidip ziyaret etmişler.

ADNAN OKTAR: Ama onlar yerin altında bir şey görmemiş olsalar, bir olağanüstülük olmamış olsa onu yapmazlar. Şeyh Nazım Hocam öyle, ben tam tarif edemiyorum, tam da anlatamıyorum. Tabii. Bir fevkaladelik olmasa adam gider mi? Bir şey görmese, bir şey duymasa yerin altında, değil mi? Bir şey olmuş demek ki, inşaAllah. MaşaAllah.

ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Azerbaycan Bakü. Azerbaycan’ın aslanları, benim koç yiğitlerim. Bastırsınlar, bastırsınlar. Az bir şey kaldı, inşaAllah. “Selamun Aleykum Hocam.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu “sizi çok seviyoruk. Allah sizden razı olsun. Rahmeti ve bereketi cümlemizin üzerine olsun. Hocam siz kıyametin vaktinin 2120’de olacağını söylediniz.” İnşaAllah. Allahualem. “Cuma günü kopacağı” Allahualem de öyle “Peygamber (s.a.v.)’imiz söylemiş. Hadis-i Şeriflerde bir çok yerde geçmektedir. Bir yerde de karşıma Muharrem ayında kopacağı geçmiştir.” Olabilir, Muharrem ayında olabilir. Muharrem’in 10’una da rast gelebilir. Aşure gününde de olabilir. “Ben Allah’ın izniyle araştırma yaptım. 1545 yılında, Muharrem ayının 10’uncu günü, Cuma gününe denk geldi. Miladi 8 Ağustos 2120, Cuma.” Olabilir, olabilir. “Miladi 8 Ağustos 2120, Muharrem ayının 10’u ve Cuma’ya rast geliyor” diyor. Olabilir. “İnşaAllah sizden bunu tam araştırmanızı ve bizlere sunmanızı istiyoruz. Bir de Hocam röportajlarınızda siz dediniz ki; ‘yılın neredeyse ortalarında olacak bir kafirin başının üzerine kopacak. Diyecekler ki; ‘2120 yılındayık. Bu vakit bize demişlerdi ki; “2120’de kıyamet kopacak” deyip gülecekler.’ Teşekkür ederik. Allah sizden razı olsun. Selamun Aleykum. Ceyhun Cebrailov.” MaşaAllah, Azerbaycan kale. Koç yiğitler her yerde, dolu maşaAllah.

Öyle tabii, küfür bizim mesela bu konuşmalarımızı yayınlayacaklar, böyle yerlere yatarak gülecekler, Fethullah Hocamız’ın izahını, Bediüzzaman’ın izahlarını. “Ya neredeymiş, haydi bir kopsun da görelim” diyecekler böyle. Tam onu derken betleri benizleri kül gibi olacak böyle. Allah diyor ayette; “sanki” diyor, “sen onları sarhoş sanırsın” diyor. Demin soytarılık yapıyordun, değil mi? Devam etsene bakayım. Konuşamayacak böyle, zırvalamaya başlıyor yani. Mesela adını sorsan söyleyemez. “Adın ne?” desen; bir sesler çıkarıyor, bir şeyler çıkarıyor ama konuşamıyor böyle plakakronik hareketler. Allah diyor ki; “hamile kadınlar çocuklarını düşürürler” diyor. Kuran çok nezaketli bir üslup kullanır. Bu ne demektir biliyor musun? “Vücut kontrolü tamamen kayboluyor” demektir. Dolayısıyla rezalet bir ortam olacak onlar için. Yani Allah acayip aşağılayacak. Vücut kontrollerini kaybedecekler. Yani bir kadının düşük yapması ve bu kadar şiddetli bir ızdırap çektiklerine göre ve bu kadar şiddetli vücut reaksiyon verdiğine göre demek vücutları onları acayip aşağılayacak reaksiyonlar verecek. Tam âlem eğlencede, tam artistlik yaparken, tam enaniyet yaparken rezil rüsva olacaklar inşaAllah. Bir de yavaş yavaş Allah canlarını yakıyor, böyle birden bire değil. Dağlar yavaş yavaş eriyor, böyle kum gibi. Deprem çok yüksek şiddette. Bir türlü kesilmiyor ama deprem. Yani normalde on saniye sürer, beş saniye, on beş saniye sürüyor, değil mi? Yahut işte bir dakika. Ama burada durmuyor deprem, sürekli devam ediyor. Nefes almadan devam ediyor deprem. Orada şımaracak halleri kalmamış olacak. Sonra da tabii tamamen dağılıyor inşaAllah.

Hollanda; “Selamun Aleykum Adnan Hocam” Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Ben Hollanda’dan Halil İbrahim. Ben sizi gerçekten çok seviyorum. Yani bence Allah yolunda gayret eden bütün insanlara saygı ve sevgi gösterilmesi lazım. Ben can-ı gönülden bütün anlattıklarınızı dinliyor ve inanıyorum. Türk-İslam Birliği’nin olması için dua ediyorum inşaAllah. Hocam inşaAllah hepimize Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)’ı görmeyi ve onunla birlikte namaz kılmayı nasip eylesin. Son olarak şunu eklemek istiyorum; siz çok temiz insanlarsınız inşaAllah. Allah inşaAllah benim sizin talebeniz olmamı nasip eder.” Ben de talebeyim ama tamam seni talebeliğe kabul ediyorum, haydi bakalım, inşaAllah. İnşaAllah. Ya kardeşim hiç adını sanını duymadığım ülkelerden yazılar geliyor, maşaAllah. Yabancı dilde geliyor, bizim kardeşlerimiz tercüme ediyorlar, maşaAllah.

Salih Kutlu; “Hocam benim sorum yok ama siz televizyona çıkınca âlem bir delikanlı görüyor” diyor, maşaAllah. “Lütfen bu sorumuzu Hocamıza ulaştırın, Salih Kutlu” diyor. Yani “soru” değil de herhalde “bu mesajı” demek istemiş.

“Yayın esnasında arkadan sürekli su sesi geliyor ve dikkatimizi dağıtıyor hocam” diyor. “Buna bir çözüm bulabilir misiniz?” diyor. Su sesi güzeldir ama madem seni rahatsız ediyor Tekin, halledeceğim, söz. Balıklarımız oksijensiz kalacak bir süre ama. Tekin Alkan.

“Sayın Hocam, Ahmet Türk Yezidi mi? Yani Müslüman mı, değil mi? Bir haber okudum; aşağıda, Sabah Gazetesi’nden; ‘DTP Grup Başkanvekili Ahmet Türk, Kuzey Irak'ın Laleş Vadisi'nde hacı oldu. Nasıl mı?’ 12.05.2008, saat 15.28. ‘DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, Kuzey Irak gezisi sırasında Yezidilerin kutsal hac bölgesi olan Laleş Vadisi'ni ziyaret etti. Annesi Yezidi olan Türk, bütün kutsal mekânları ve yedi Peygamberin mezarını gezdikten sonra kutsal suyundan içerek hacı oldu.’ Sabah.” Ahmet Türk mutlaka Müslüman evladıdır. Orada belki turistik gezi yapmıştır, yani merak etmiştir oradaki insanları. Ailesinden de Yezidi olanlar olmuş olabilir. O, onu ilgilendirmez. Yani geçmişte vardır. Ayrıca Yezidi de olsa, onlar da bizim kardeşimizdir; fark etmez ki. Onlar da inşaAllah Türk-İslam Birliği içerisinde Mehdi (a.s.)’nin talebeleri olacaklar, Hz. İsa Mesih (a.s.)’in talebeleri olacaktır ve hepsi kurtuluşa ereceklerdir. Zaten mezhepler kalmıyor. Yezidi, Alevi, Şii, Sünni; hiçbir şey kalmayacak. Dolayısıyla böyle bir ayrım yapmaya gerek yok. Mehdiyet’i bağrımıza basalım, Mehdi (a.s.)’yi bağrımıza basalım. Asr-ı Saadet Müslümanlığını bağrımıza basalım. Böyle şeylerle hiç uğraşmaya gerek yok.

“Sayın Hocam, Güneydoğu’yu bölmek için çok uğraşılıyor. Bence sizin ırkçılığı reddeden eserleriniz orada dağıtılsa ve hadislere vurgu yapılsa çok işe yarar. Hocam orada ayet ve hadise dayalı orada konferanslar düzenlerseniz çok iyi olur. Allah (c.c.) razı olur inşaAllah.” Cümlemizden. “Orada faaliyet yaparsanız birileri çok rahatsız olur kanaatimce. Abdullah.” Şimdi bizim oraya tam donanımlı gitmemiz gerekiyor. Çünkü biz silahtan uzağız, kavgadan uzağız. Sadece sevgi bizim silahımız. Şimdi adamlar bizim karşımıza mitralyözle gelecek, el bombalarıyla gelecek, roketatarlarla gelecek. Eşit değiliz. Yani durumumuz eşit değil. Durumumuz eşit olduğunda ancak onlarla konuşabiliriz, değil mi? Yani bunun çözümü de Şeş TV’nin bize açılması. Solculara açılıyorsa, Marksistlere açıklıyorsa bize niye açılmıyor? Ben anlamadım. Veyahut devletin profesörlerine, doçentlerine açılsın, onlar çıksınlar; antikomünist, anti-materyalist, anti-Darwinist; halkı aydınlatsınlar. Tek yanlı materyalist, Darwinist propaganda yapılırsa o halk ne olur, oradaki insanlar? Zehirleneceklerdir. Yani hepsi olmasa da bayağı bir kısmı zehirlenecektir.

“Hocam, merhaba. PKK’nın komünizmle yönetildiğini biliyoruz. Acaba Türk-İslam Birliği olduğunda PKK dine döner mi? Yılmaz Sehim.” Ya kardeşim Müslümanlığa dönmeyen hiç kimse kalmayacak söyleyeyim. En azılı komünistinden, dinsizinden, imansızından tut; din bütün dünyaya hâkim oluyor. Yani en zalim vicdanlar bile imana gelecekler. Yani öyle güçlü deliller görecekler ki, öyle güçlü alametler görecekler ki yani en zalim bir vicdan bile dayanamaz, inşaAllah.

“Hocam Selamun Aleykum. Kürt kardeşlerimiz de Türk-İslam Birliği içerisinde yer almalı mıdır? Alırlarsa bunun adı nasıl Türk-İslam Birliği olur? Allah razı olsun hocam, inşaAllah. Ersin Özbükey.” Şimdi “Türk-İslam Birliği” deyince sanki Türk kavminin genetik üstünlüğüne dayalı, böyle hani; “Türk’ten başka dünyada insan yoktur” anlamında, o anlamda değil. Türk, liderin ismidir. Mesela Kuran’da ne diyor? Zulkarneyn. Lider kim? Zulkarneyn. Şimdi lider kim? Türk. Onun için “Türk-İslam Birliği” diyorum. Yani Türklerin yöneteceği bir birlik olduğu için. Başka da yapacak yok. Varsa çıksınlar göreyim. Kimse yok. Yani bu tecrübe, bu olgunluk, bu nezaket, bu güzellik, bu sevecenlik Türklerde var. Bu yiğitlik, delikanlılık, sabır, metanet, tahammül acılara karşı, değil mi? Koç yiğit bir millettir. Allah yetenekli yaratmış. E göreve talibiz, ne var bunda? İnşaAllah. Yani ırk iddiası yok ki burada, değil mi? Hars olarak milletimiz üstündür, hars. Atatürk de bunu açıklıyor. Yani “Türküm” diyen herkes Türk; o anlamdadır. Yahudi olabilir, Ermeni olabilir, Kürt olabilir, Laz olabilir, Türk; yani her şey olabilir. Yani “Türküm” dedikten, Türk kültürünü aldıktan sonra o Türk kabul ediliyor. Yani Türk terbiyesi. Türk terbiyesi nedir? Yani İslam terbiyesidir zaten. Kuran terbiyesidir. Ailenin kökeni nedir? İslam, değil mi? Devletin kökeni nedir? Yine İslam; tamam. Devlet düşüncesi nereden çıkmıştır? Müslümanlıktan çıkmıştır. Devlet diye bir şey yoktu ki daha önce. Aile diye bir şey yoktu ki. Aileyi ortaya koyan Cenab-ı Allah’tır. Âdem ile Havva yeryüzüne indiklerinde Allah onları evlendirdi. Nereden bilecekler, değil mi? Helali, haramı Allah öğretti.

ALTUĞ BERKER: Mehdi (a.s.) Türklerden, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) Türkiye’de çıkıyor. İstanbul’da çıkıyor. Mecburen böyle, inşaAllah.

“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Adım Aynur Jale Altıner. Hiç şüphesiz ki bütün her şey ve irade tamamen Yüce Allah’a aittir. Allah isteseydi herkesi Cennetlik yaratırdı. Anlayamadığım şey; daha yaratmadan kimin Cennete, kimin Cehenneme gideceğini bilerek, istemeden yaratmaz diye düşünerek -‘isteyerek’ de demem inşaAllah yanlış olmaz- yarattıysa Allah’ın adaletine sonsuz inancım var inşaAllah. Bu konuyu tekrar anlatmanız mümkün mü? Allah’a emanet olun.” Şimdi Jale Hanım, şöyle söyleyeyim. Allah’ın bir ledün ilmi vardır. Allah ledün ilminin uygulayıcısıdır. Mesela diyor ki Allah; “Size dağlar yarattım” diyor. “Güneş’i yarattım, ayları yarattım.” Bir de bakıyoruz ki Güneş beynimizin içerisinde görüntü. Bir de bakıyoruz ki dışarıdaki Güneş aydınlık değil; karanlık. Allah’ın sözü doğru mu? Doğru. Sözü tam doğru. Ama bizim anladığımız, bizim imajımızdaki gibi değil. Biz zannediyoruz ki Güneş hakikaten parlıyor. Bir de baktık ki simsiyah bir Güneş var ve saydam Güneş. Öyle değil. Karanlık. Beynimizin içinde pırıl pırıl aydınlık. Tamam. Bu, bir ledün ilmidir. Mesela Cennet, Cehennem; Cennettekiler dünyaya geliyor, Cehennemdekiler dünyaya geliyorlar; yine aynı yere gidiyorlar. Mesela diyor ki Allah Cehennem ehli için; “onların gözleri vardır; görmez. Kulakları vardır; işitmez. Kalp gözleri vardır; kördür. Hayvanlar gibidir ve hayvanlardan daha aşağıdırlar. Sen onları canlı zannedersin, yaşıyor zannedersin” diyor Allah; bakın, çok hayati bir şey; “onlar ölüdür” diyor Allah. Yani bak, bu bir ledün ilmidir bu. Şimdi bütün bunları bilmeden bir insan ortaya çıkarsa bunu kavrayamaz. Çünkü Allah orada ne diyor, bir kere onu kavramaya çalışsınlar. Ben burada Allah’ın ne demek istediğini anlıyorum, inşaAllah. Onu dinleyenler, bu konuyu dinleyenler de bunu anlasınlar. Herkese Allah bir ruh vermiştir ama oradaki tecelli değişik, küfürde. Mesela bak, muhkem ayet, diyor ki; “gözü vardır; görmez.” Müteşabih değil. “Kulağı vardır; işitmez” diyor Allah, “kalpleri de kördür” diyor Allah. “Sen onları diri zannedersin” diyor, “onlar ölüdürler” diyor Allah. “Dilini sarkıtan köpek gibidirler” diyor, “sen ona bir şey söylesen de söylemesen de fark etmez” diyor. “Robot gibidirler” diyor Allah, “robot gibi.” Cehennem ehlinin özelliği olarak söylüyor Allah. Şimdi biraz kafasını çalıştıran bunu anlar. Ben oturup her şeyi detay detay anlatamam yani. Ama şunu bilsin kardeşlerimiz; Allah, Kendi âşıklarını Cehenneme koymaz. Yani böyle bir vaka hiç yok, böyle bir olay olmaz. Bize merhameti, şefkati, sevgiyi öğren Allah’tır zaten. Yani şu yazıyı yazdıran Allah ona, bu soruyu sorduran Allah. Kendi sormadı; Allah sordu. Cevabını veren de Allah’tır. Bizleri sebep eder Allah. Yani daha annesinden doğmadan Jale Hanım bunu sormuştu. Daha babası anası yokken, kelimesi kelimesine sormuştu, kaderinde. Ben de bu cevabı vermiştim, daha benim annem babam yokken cevabını verdim. Kader böyledir, inşaAllah. Allah’ın ilmini tam kavramaya kalkarsanız, bunu o kadar kavrayamazsınız ama Allah gerekli işareti vermiştir, gerekli ışığı vermiştir. Çünkü Allah ledün ilminin asıl sultanıdır. Ledün ilmini Allah uygular. Mesela Hızır kıssasında bunu görüyorsunuz. Biz sonuca ve pratik hayata bakmamız lazım. İyiler Cennete gidiyor mu, gitmiyor mu? Gidiyor. Bitti. Kötüye de sorduğumuzda “sen bilerek mi yapıyorsun?” diyorum. “Bilerek yapıyorum” diyor. “Seni kimse zorluyor mu?” diyoruz. “Zorlamıyor.” Bu da bitti. “Tam kavramak istiyorum” dersen ne sonsuzluğu kavrayabilirsin, ne onu tam kavrayabilirsin. Yani birçok şeyi kavrayamazsın, inşaAllah.

TRT’ye gönderilen mektuplar devam ediyormuş. Çok güzel, devam etsin kardeşlerimiz. Kardeşim bizim verdiğimiz parayla, bizimle adeta alay eder gibi, dalga geçer gibi, olmayan, sahte delilleri gerçekmiş gibi TRT bize anlatırsa çok ayıp yapar, çok ayıp yapar. İnanmıyoruz. “Delil göster” diyoruz TRT’ye. Delil göstermiyor. TRT bu konuda dürüst olması lazım. Eğer samimiyse çıkarsın fosili göstersin bize ara fosil dediği şey ne ise. Ggöstermiyorsun. Peki, yaratılışı ispat eden üç yüz elli milyon fosil var. Herhangi bir tanesini gösteriyor musun? Yaratılışı ispat eden bak, üç yüz elli milyon adet fosil var, üstünde, daha da çok. Bunlardan herhangi birini TRT gösteriyor mu? Göstermiyor. Niye göstermiyorsun kardeşim? Diyorsun ki; “ara fosil var Darwin’in dediği gibi.” “Nerede?” diyoruz. “Sana” diyor, “çizimini gösterebilirim” diyor TRT. Çizimi al sen, o büroda nereye koyuyorsan koy. Biz çizimle hareket etmiyoruz. Çizim herkes çizer, inşaAllah.

ALTUĞ BERKER:Siz her gün gösteriyorsunuz Hocam. Burada her gün yaratılışın delillerini gösteriyorsunuz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR:Tabii, mesela diyoruz ki; “proteinler tesadüfen olamaz” diyoruz. TRT çıksın, desin ki; “arkadaş” desin, “proteinler tesadüfen olur” desin, bir göreyim. En ağababanız diyor ki; “uzaylılar gelip yaptı” diyor, “uzaylılar.” Niye bu gerçekleri söylemiyorsunuz? Bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi imkansız. Neden imkansız biliyor musunuz? Bir proteinin olması için, bir proteine ihtiyaç var. Bitti. Geçen gün arkadaşlar diyor ki; "dokuz yüz elli sıfırda, bir ihtimal" diyor ya; öyle bir şey yok. Dokuz yüz elli milyar sıfırlı sayıda bir ihtimal dahi olmaz. Çünkü bak kilitlenmiş. “Bir proteinin olması için başka proteine ihtiyaç var” ne demek biliyor musunuz? Şöyle bir sonsuz imkansız anlamına gelir bu, sonsuz imkansız. Şimdi "bir fincanın olması için bir fincana ihtiyaç var" dedin mi, nedir bu? Bitti yani, konu kapanmıştır, değil mi? Onun için TRT halkı yanlış bilgilendiriyor. Orada eski solcular var, eski kadrolar var. Bakın daha demin de söyledim. Devlet de laik olduğu için hükümetin bu konuda bir yetkisi olmuyor. Gücü yetmez hükümetin. "Arkadaş burada evrim propagandası yapmayın" diyemiyor. Ama hükümetin eli güçlendirilirse hükümetin ilgili memuru gider, der ki; "arkadaş bana beş bin tane dilekçe geldi" der, "al, gereğini yap" der TRT'ye. TRT buna uymak durumundadır. Yani buna karşı koyamaz. Vatandaş reaksiyon gösterecek. Hiç kimse bir ses çıkarmasa atı alan Üsküdar'ı geçer tabii ki, inşaAllah.

ALTUĞ BERKER:Fosilleri gösteriyorum müsaadenizle Hocam, inşaAllah. Eğrelti otu 58 milyon yıllık. Günümüzde yaşayan hali ve fosili; en ufak bir değişiklik olmamış. 58 milyon yıldır aynı eğrelti otu.

ADNAN OKTAR:Yani sonradan deveye, kuşa, ördeğe dönüşmemiş.

ALTUĞ BERKER:Evet Hocam. Balık, kılçıklı balığı 95 milyon yıllık. En ufak bir değişiklik yok. 95 milyon yıldır aynı. Hiç değişmemiş. Demek ki evrim olmamış.

ADNAN OKTAR:İşte TRT'nin yapacağı bu. Bize bunu yapsın, bu şekilde. Bize hayali bilgiler, çoktan geçersizliği ispat edilmiş, Avrupa'da artık kullanılmayan, bilim adamları tarafından rafa kaldırılmış, sahteliği ispat edilmiş, kitaplardan kaldırılmış bilgileri, "nasıl olsa millet bilmiyor" diye dayatırsa TRT, çok ayıp yapar. Bu vicdana yakışmaz. Yani doğru olmayan bilgiler. İspatlanmış bilgiler doğru olmadığı. Ve Avrupa'da kullanılmayan bilgiler. Yani eskiden adamlar böyle atıp tutuyorlardı. Baktılar cevabı veriliyor; kullanmıyorlar. Dolasıyla sol kadrolaşmanın elemanlarının çiftliği gibi TRT'yi kullanmaya kalkmaları, milletin değerlerine karşı bir tavır olmuş olur. Bu yakışık almaz. Dilekçeyle, nefes aldırmadan ilgili kurumları uyarmaya devam edeceğiz. El yazısıyla da yazsınlar. Islak imza ile göndersinler. Ama tabii çok nezaketli bir üslup, saygılı bir üslup, el yazısı, ıslak imza; o çok önemlidir, ıslak imza. Postayla göndersinler. Üşenmesinler. Gitsinler postaneye, postaneden atsınlar. A4 kâğıda yazsınlar. Yani bilgisayar çıkışlı da olabilir. Yani o fark etmez ama el yazısıyla yazarlarsa daha iyi olur. Tarih, imza ama çok çok nezaketli üslup. Sürekli göndersinler, dilekçeler.

ADNAN OKTAR:"Selamun Aleykum Adnan Hocam. Benim sorum Oktar Hocam’ın anlattığı kader konusu üzerinden anlattıklarının hepsine inandım. Tamam. Ama Allah her şeyi biliyor. Ve bizim Cennete veya Cehenneme gideceğimizi biliyor. O halde bizim yaşamamızın sebebi neden veya Cennete veya Cehenneme gittiğimiz? Öyleyse Allah bizi, bazı kullarını neden Cehenneme gönderiyor? Sonsuz merhamet sahibi Yüce Allah madem kullarını Cehennem ateşinde yakıyor, kulun hayatta karar verme yetkisi yokken. Hakan Kaya." Hakan sen şimdi bunu yazarken senin elini tutup, zorla yazdıran oldu mu? Yok. Sen yazdın. O da ona sorduğumuzda, o da; "ben yaptım, kendim yaptım" diyor. Mühim olan onu kendi yapıyor olması, yani vicdanıyla yapıyor olması; senin de bunu kendi vicdanınla yapıyor olman. Ama sen desen ki; "benim elimi biri tuttu. Bana bunu zorla yazdırttı. Burada benim sorumluluğum nedir?" desen, tamam o zaman sana başka türlü bir cevap verebiliriz. Ama böyle bir durum yok. Sen tam anlamıyla özgür olarak yazdın, tam anlamıyla. O zaman? Sen o yazdığın yazının günahını veya sevabını almak durumundasın. Yani bunda şaşıracak, hayret edecek bir durum yok. Pratik hayat önemlidir. Pratik yaşantı önemlidir. Ama imtihandan gaye bizim eğitilmemizdir, onu da söyleyeyim. Yani Allah bizim ne olduğumuzu bilmiyor da bizi deneyip, ondan sonra anlıyor değil. Yani Allah gaybı bilmiyor olacak haşa, biz sürpriz hareketler yapacağız, Allah da bizi haşa, o sürpriz hareketlerimizden sonra tanıyacak. Böyle bir şey yok, Allah bizi biliyor. Allah bizi bize tanıtıyor. Bizim kendimizin ne olduğunu bize gösteriyor. Burası bir kurstur. Kişiliğimizi görüyoruz. Şahsiyetimizi görüyoruz. Nasıl bir insan olduğumuzu görüyoruz. İmtihanın gayesi budur. Ama bu ledüni bir bilgidir. Mesela ledüne göre biz imtihan oluyoruz. Ledünün başka bir safhasına göre de, ikinci perdeyi kaldırdığımızda asıl gaye imtihan değil; asıl gaye bizim kim olduğumuzun bize gösterilmesi. Çünkü imtihanımız zaten belli. Yani Allah Katında ne yaptığımız zaten bizim belli. Anlatabildim mi? Aynı zamanda imtihan da oluyoruz. Gerçekten imtihan da oluyoruz. Ama kendimizin ne olduğunu öğrenmiş oluyoruz. Çünkü Allah bizim ne olduğumuzu taa sonsuz evvelde biliyor. Ne yaptığımızı sonsuz evvelde biliyor. Biz sonsuz evvelde hepsini yaptık, bitirdik. Mesela burada olan iyi insanlar, Cennetten gelen insanlardır. Kötü olan insanlar da Cehennemden gelen insanlardır. Hem Cehennemden geliş vardır, hem Cehenneme gidiş vardır; aynı anda. Yani geçmiş ile gelecek aynıdır Allah Katında. Mesela geçmiş ve gelecek insanlara daha değişik geliyor değil mi, zaman kavramından dolayı? Halbuki geçmişte bir insan için o da gelecektir. Yani bakarsan o da zamanın tersine doğru bir gelecektir. Öbürü de zamanın ilerisine doğru bir gelecektir.

Ne diyorsun Berkerim?

ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam. Sonsuzluk Başlamış Durumda isimli kitabınız var Hocam, Zamansızlık ve Kader Gerçeği.

ADNAN OKTAR:Evet. Yalnız “ama tam kavramak istiyorum" derse; şimdi bizim şuur merkezimiz şu kadar bir yer. O da görüntü olarak zaten bize gösteriliyor. Kendi maddesi de şu kadar, saydam, karanlık bir cisimdir. Şu kadarcık yani gerçek hali. Onu yaratan da Allah'tır. Ve onu da vesile olarak yaratır. Dolasıyla bu soruyu Hakan'a sorduran kim? Allah sordurdu. Cevabını kim verdi? Allah verdi. Kimleri vesile etti? Hakan'ı ve beni vesile etti Allah. Konu budur. Yüzde yüz anlama konusunu, onu yapamazlar onu söyleyeyim. Yani hiç boş yere uğraşmasınlar o konuda. Yani tam teknik anlamda, matematik anlamda kavramaları mümkün değil. Ama bak gizli bir işaret verdim. Onun içinde arasınlar. Bakın ben dedim ki; "Allah'ı aşla seven, samimi olan hiç bir Müslüman Cehenneme gitmez." Yeter bu sözüm artık, değil mi? Ve bak Cehennem ehli için de çok önemli bir delil veriyorum. Diyor ki Allah; “Gözleri vardır görmez, kulakları vardır işitmezler." En hayati noktayı söylüyorum; "sen onları diri zannedersin" diyor Allah, "onlar ölüdür" diyor. Birçok insan ölü gezer sokakta. Ölüler geziyor. İnsanların haberi yok. Yani üçüncü bende yaşayan ölülerdir. Hatta üçüncü benin özelliği olarak, Allah onu da belirtiyor "dilini sarkıtmış köpek gibidir" diyor. Yani bir şey söylesen de fark etmez, söylemesen de fark etmez. "Sana" diyor, "baktıklarını görürsün" diyor. Bön bön bakar sana. Ama ölüdür yani. "Zombi" diyorlar ya filmlerde vardır. Yani yürüyor olması, konuşuyor olması ölü olmasını değiştirmez. Yani plastikten de bir insan yapsan, değil mi? Yapılsa, mesela robot olarak yapılmış olsa, tam benzetse bilemezsin ki sen onun insan olmadığını. Ölü ama o. "İşte böyle ölüler var" diyor, Allah. Artık daha ne diyeyim yani? Bu kadar yeter herhalde, inşaAllah. Ama hepsi Allah'ın ruhunu taşır. Allah'ın ruhunu taşımayan hiçbir yer yoktur, hiçbir şey yoktur. Bütün cisimlerde, her şeyde Allah'ın ruhu vardır.

Evet, Berker'im anlat, seni dinliyoruz.

ALTUĞ BERKER:Sizin sözünüzü hatırlatacağım Hocam müsaadenizle. Şöyle söylediniz; "samimi olmak sık sık unutulur. Bu beladır, hastalıktır. İnsan samimi olmayı unutunca sıkılır, canı yanar. Üstüne ağırlık çöker. Şeytan üzerine çöker. Garip bir gerilime girer. Samimiyet vicdanı tam rahat bırakmanın adıdır. Allah'a tam teslimiyetin adıdır. Allah'a kendimizi tam anlamıyla bırakacağız. Şimdi biz konuşuyoruz ama 'ne güzel konuşuyor' derse bu şirk olur. Ama 'Allah ne güzel konuşturuyor' derse, bu teslimiyet olur" dediniz Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Evet, "sayın Hocam biz Ankaralı Halk Yolu Kardeşlik Derneği olarak elli kişi" diyor, "TRT'ye dilekçe yolladık" diyor. "Evrim propagandasından rahatsız olduğumuza dair” diyor. Çok güzel, maşaAllah. Yalnız bakın söylüyorum; ıslak imza ile göndersinler. İki hususa çok dikkat etsinler. Bir; çok nezaketli bir dil, bilimsel dil. Mümkünse bilimsel delil vererek anlatsınlar. Yani bilimsel kaynaklar göstersinler. "Biz doğruların anlatılmasını istiyoruz” desinler. Yani tek yanlı evrim propagandası istemiyoruz. Bakın "evrim propagandası yapılsın" diyoruz, bu çok önemli. Yani evrimin anlatılmasını, Darwinizmin anlatılmasını istiyoruz biz. O yanlış anlaşılmasın. Yani "evrimin anlatılması durdurulsun" demedik. Durdurulursa çünkü cevabın bir anlamı kalmaz. Darwinizm ve materyalizm bütün kapsamıyla genişçe anlatılsın. Bilimsel cevabının verilmesine müsaade edecek TRT, sadece bu kadar. Bilimsel cevaplar, yani mesela bu fosilleri yayınlayacak. Proteinlerin tesadüfen meydana gelemeyeceğini anlatacak. Kararı millete bırakacak. Yani milleti böyle tek yanlı yönlendirmeye kalkarlarsa, millete yanlış bilgi vermeyi devam ettirirlerse, özellikle bizim verdiğimiz parayla bunu yaparlarsa bu olmaz.

ALTUĞ BERKER:Bir haber çıkmış MehdiyetHaber isimli sitede Hocam, TRT'de Darwinist propaganda isimli. Aşağıda da, haberin sonunda e-posta, telefon ve adres vermişler Hocam. “Oraya gönderebilirsiniz” diye, inşaAllah.

ADNAN OKTAR:Bakayım bir daha bu siteye.

ALTUĞ BERKER:MehdiyetHaber sitenin adı, inşaAllah.

ADNAN OKTAR:Evet, güzel, maşaAllah. Aferin, kim hazırladıysa güzel olmuş.

ALTUĞ BERKER:E- posta için: aktifhat@trt.net.tr. Tekrarlıyorum; aktifhat@trt.net.tr. Fax: 0312 463 23 35. Posta adresi de: Aktif Hat TRT Sitesi Turan Güneş Bulvarı 06540 Or-An Ankara.

ADNAN OKTAR:Mehmet Yıldız kardeşimiz programımızı beğendiğini söylüyor. Evet, ama senin sorduğun soruya Mehmet, çok cevap verdim ben. Şimdi tekrar tekrar bir daha söylememe gerek var mı bilmiyorum.

Evet, Abdülmüttelip Cöndek, ona da aynı şekilde. Abdülmüttelip ben bu konularda çok açıklama yaptım. Sürekli aynı soru olmaz. O zaman bizim sitelerimize bakacaksınız. Oradan anlatacaksınız. Çünkü daha yeni anlattığım, mesela dün anlattığım konuyu bir daha sorsanız olmaz yahut iki gün önce anlattığım konuyu. O zaman diğer kardeşlerimizin hakkını almış olursunuz, değil mi? Anlattığım şey yeterlidir.

"Esselamun Aleykum mübarek Hocam." Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. "Milli görüş camiasının haberi olmadan, onun adını kullanarak site kurup, Müslümanlara saldıranlar oluyor, bu bir tuzaktır” diyor. Hocam bu linkinizde bugün sabırla beklediğim günün geleceğinin müjdesini aldım. Milli Görüş camiasına karşı aldatmaca yapan, oyun oynayan siteler vardı. Bizler anlatamıyoruz. Ne maddi ne manevi gücümüz bunun önüne geçmeye yetmiyor. Ama Allah’a şükürler olsun siz varsınız. Erbakan Hocam’a sonsuz desteğiniz ve manevi gücünüz var.” “Sonsuz” demeyelim de “çok desteğiniz.” “Sonsuz” demeyelim. Sonsuzluk Cenab-ı Allah’a mahsustur. “Çok iyi, güzel desteğiniz var” diyelim. Evet. “Ve manevi gücünüz var.” Allah’ın dilediği kadar. “Sizi bilmeyen zavallılar anlamıyorlar kimle uğraştıklarını inşaAllah. Size karşı Milli Görüş camiasında ufak bir azınlık hariç bayağı bir sevgi duyuluyor” diyor. “Milli Görüş camiası da size karşı sevgi duyuyorlar” diyor. Evet, biz de hepsini çok seviyoruz. “Hep bu sitelerin yanlış yönlendirmesiyle oluyor” diyor, “bu küçük azınlığın size karşı tavrı” diyor. Bunlar zaten Erbakan Hocamız’ı devirmek istemişlerdi zamanında, mahvetmek istediler. Evladına da tavır aldılar. Yani bu, şaşacak bir şey yok. Erbakan Hocam’a karşı olan adamın bana karşı olmasından normal ne olabilir? Milli Görüş’ün içinde böyle adamlar olur. Ajan yerleştirilebilir, her türlü adam çıkabilir. Onun için bunda şaşacak, hayret edecek bir şey yok. Erbakan Hocamız’a yaptıklarınızı görmediniz mi? Milli Gazete’de yayınlatmadılar, internet sitelerinde yayınlatmadılar, TV5’e çıkarttırmadılar. Yani akıl almaz olaylar oldu. Erbakan Hocamız’ı götüreceklerdi adeta. Biz pençemizi vurunca, ilimle, bilgiyle, sevgiyle, akılla, darmakeşan oldu bu küçük azınlık. “Bu küçük azınlık size niye karşı?” Müsaade et de karşı olsunlar. Adam beni severse ne demektir o? MaazAllah, neuzübillah, tabiî ki karşı olacak. “Allah size ve Erbakan Hocam’a büyük bir iktidar vermiş inşaAllah, yaşayıp göreceğiz inşaAllah. Sizden dua bekliyorum. Bizleri manevi tasarrufunuzdan mahrum bırakmayın, duanızı eksik etmeyin ve bizlerden ayrılmayın inşaAllah” diyor. “Bir de Hocam sizin anlattıklarınız, bir de Erbakan Hocam’ın anlattıklarını aynen anlatınca insanlar çok etkileniyor ve nefesleri kesilerek dinliyorlar. Ben bile insanların beni böyle dinlemesine şaşırıyorum. Sonra sizlerin ne kadar büyük bir manevi desteğiniz ve gücünüz olduğunu anlıyorum inşaAllah. Ve aklımızdan bir şey konuşmanın ve anlatmanın boş olduğunu, Sultan Babamızın dediği gibi, Erbakan Hocam ve siz Adnan Hocam’la beraber olup sizin gösterdiğiniz gibi anlatmak gerektiğini daha iyi anlıyorum inşaAllah. Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.” Muhammed isimli kardeşimiz Kocaeli’den göndermiş. Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Aklımızdan bir şey ama tabii yine boş olmaz tabii, o da güzel olur, boş olmaz. Ama doğru, Erbakan Hocamız hakikaten çok imanlı, çok tavizsiz, çok halis ve cesur, delikanlıdır, sevgi doludur, fitneye kapalıdır. Bazı etrafını alan ahmakların, bazı yılanların sevgisizliğine karşı onun sevgi dolu, koruyucu vasfı onu hep başarıya doğru götürmüştür. Milli Görüş içerisindeki alçakları, hainleri Allah helak etsin. Allah hidayet versin. Hidayet vermese Allah helak etsin inşaAllah, fitne çıkartmaya kalkanları.

Haham Moshe Linhart’ın mesajı; “bu sözlerimi acaba Sayın Adnan Oktar’a iletebilir misiniz? Saygıdeğer dostum, bir ve tek olan Allah’ın dost kulu. Dünkü röportajınız sırasında benim oğlum ve benim Musevi Bayramı sırasında çekilmiş olan resimlerimi göstermiştiniz. Eşim ve ben özellikle oğlumuzu tarif ederken kullandığınız nazik sözlerden dolayı çok etkilendik ve kişisel olarak size teşekkür etmek istedik. Allah bizleri ve çocuklarımızı Allah’ın alçakgönüllü kulları olarak doğru yolda yetiştirmeyi nasip etsin. Allah benim şerefli dostumu korusun ve sizin bizim insanlarımız arasında köprüyü kuracak olan sevgi ve barış mesajınızı yaymaya devam etmenize izin versin ve tüm dünyayı Moshia’nın, Mehdi (a.s.)’nin gelişine hazırlasın. Şalom ve selam” diyor. İnşaAllah Mehdi (a.s.) bütün Musevi milletini, Hz. Musa (a.s.)’ın evlatlarını da kurtaracak, Hz. İsa (a.s.)’ın sevenlerini de kurtaracak, bütün Ehl-i Sünnet kardeşlerimizi de kurtaracak. Şii, Alevi, Bektaşi kardeşlerimizi de kurtaracak. Ateizm bataklığına batmış, komünist olan kardeşlerimizi, materyalist olan kardeşlerimizi de kurtaracak. Dünyayı adeta cennete çevirecek inşaAllah. Dolayısıyla düşmanlık, kan, zulüm ve gözyaşı dünyadan kalkacak. Daha hala Alevi düşmanlığı, Bektaşi düşmanlığı, Şii düşmanlığı güden cahiller ve aklı kıt zavallılar var. Bunlar zaten Hıristiyanların ve Musevilerin de düşmanı oluyor. Allah’ın kullarını kan denizinde yok etmek isteyen bu kişilere karşı Allah, Mehdi (a.s.)’ını gönderiyor işte. Hepsini Allah hidayete sevk edecek. Hepsine güzellik verecek. Bu değerli, güzel insanları İslam’la, Kuran’la şereflendirecek, Asr-ı Saadet Müslümanlığı ile şereflendirecek; bereketli, güzel yıllar olacak inşaAllah. Kısa sürecek, kısa sürecek ama çok güzel olacak. Bunun önünde kimse duramayacak inşaAllah.

Erbakan Hocamız’a yapılan zulüm çok büyük bir olaydır. Aslında bunu ibretlik, tarihi bir olay olarak İslam tarihinin içerisinde Hz. Hasan’a (r.a.), Hz. Hüseyin (r.a.)’e yapılan, Hz. Ali (r.a.)’ye yapılan suikast gibi büyük bir olay olarak değerlendirmek lazım. Erbakan Hocamız’a yapılan hıyanet, ihanet, kalleşlik, vefasızlık ve oyun çok büyük bir olaydır. Ben şahıs ismi vermiyorum ama ben onları biliyorum. Beş on kişidir yahut kırk elli kişidir ama çok büyük zulüm yaptılar ve birçok yeri kullandılar ve birçok kardeşimizi de hataya sevk ettiler. Mesela Milli Gazete’yi Erbakan Hocamız kurdu. Tarihinde ilk defa Erbakan Hocamız’a Milli Gazete tavır aldı. Dehşet verici bir olaydır bu. TV5 ilk defa tarihinde tavır aldı. Bir site vardı ayrıca.

ALTUĞ BERKER:Milli Görüş sitesi.

ADNAN OKTAR:Milli Görüş sitesi Erbakan Hocamız’a tavır aldı ve bütün yazıları çıkarttılar. Dehşet vericidir bu. Biz kükredikten sonra hemen ertesi gün hem Milli Gazete’de, hem sitede yayınlanmaya başladı. Baktılar ki Erbakan Hocamız yalnız değil, baktılar ki onu Allah’ın dostları koruyor ve baktılar ki bayağı bir insan koruyor ve görünmeyen varlıklar da koruyor. Ve dehşete düştüler. Ve Erbakan Hocamız’ın değerini, kıymetini coşkuyla kabul etmek zorunda kaldılar. Ve güçleri yetmedi bu direnenlerin. Ve Müslümanları alıp bağrına bastılar. Yani çok nadir görünür öyle ezici çoğunlukla, tamamıyla başkan seçilme. Bütün oyları aldı Hocamız, firesiz, sıfır fire inşaAllah. Ben bunu yaptığımda on binlerce kişiyi karşıma aldım. On binlerce kişinin düşmanlığını aldım. Helal olsun, helal olsun. O benim şerefimdir. Ben sadece hakkı, hakikati savunmakla mükellefim. Vız gelir tırıs gider bana, it kopuğun düşman olması, köpeklerin düşman olması, dinsizlerin düşman olması, fasıkların düşman olması, Milli Görüş içerisine yerleştirilmiş ajanların bana düşman olması beni hiç ilgilendirmez, muhatap dahi olmam. Erbakan Hocamız’ın ahlakı da o. Biz büyüklerimizden böyle gördük. Said Nursi Hazretleri’nden böyle gördük. Hepsinden önce Resulullah (s.a.v.)’den böyle gördük, Peygamberlerden böyle gördük, Kuran’dan en başta böyle gördük, Erbakan Hocam’dan böyle gördük. Erbakan Hocam bir kişi için on binlerce kişiyi karşısına alırdı. Düşman olmalarını kabul ederdi. Bak, bir kişiyi korumak için. Herkes bilir. Bir kişiyi dost edinecek, yüz bin kişiyi karşısına alırdı. “Örnek verin” deyin, vereyim. Veririm örnek. Yüz bin kişi düşmanı olurdu. Oylarını çekerdi. Erbakan Hocam derdi ki; “vız gelir tırıs gider” derdi, “ben hakkı savunurum” derdi Erbakan Hocamız. Onun ahlakıdır bu ahlak işte, inşaAllah. Ama bana sorsalar, “hangi partidensin?” Ben bütün sağ partilerin hepsini destekliyorum. Has MHP’liyim, has Büyük Birlik Partiliyim, has Saadet Partiliyim, AK Partiliyim. Efendim, say başka ne var? Doğru Yol diyeceğim ama Doğru Yol şöyle bir tam doğru yola bir oturursa. Keşke eski Doğru Yol olsa. Ne güzeldi o eski Doğru Yol. O haliyle kalsa çok güzel olurdu.

Hayriye Hanım bana bir mektup yazmış ama keşke bana önce bir özetini yazsalar kısaca. Benim anladığım; Türk Hava Yolları’nda… “Türk Hava Yolları Genel Müdürü Temel Kotil” diyor, “inancı güçlü bir insan” diyor. Evet, böyle güler yüzlü bir insan hatırlıyorum, Temel Kotil, değil mi? Öyle neşeli bir arkadaş. Burada namaz kıldırılmıyormuş özetle. Uçakta veyahut işte o nereyse. Hem uçakta, hem havaalanında, her yerde vatandaşın rahatça namaz kılmasını Türk Hava Yolları Genel Müdürü Temel Kotil Hocamız’ın sağlamasını istirham ediyoruz. Bütün bak yabancı uçakların hepsinde namazları kılabiliyorlarmış, yabancı şirketlerde. Ya kardeşim hepsinde oluyorsa bizde nasıl olmaz ya? Hayır, hiçbirinde olmasa dersin ki; “vardır bir bildikleri”. Hepsi yaptığına göre Türk Hava Yolları ne alaka yani? Niye namazı engeller? Temel Hocamız bize hemen bir açıklama yapsın. Temel Kotil, Karadenizli herhalde? Hele Karadenizli, o hiç yakışık almaz yani. Karadeniz delikanlı doludur. Bütün bizim milletimiz gibi delikanlıca, güzel, böyle Müslüman gibi, Müslüman bir Türk evladına yakışacak bir cesaretle hocamız meşru hakkını, kanuni hakkını kullansın ve namaza müsaade edecek. Uçakta namaz kılacak vatandaş. Olmaz. O zaman gider başka, yabancı uçaklara binecekler. Bunu mu istiyor? Para bizde kalsın işte daha ne istiyor? İnşaAllah. İnşaAllah. O zaman tabii mecburen başka uçağa gidecek kardeşimiz, başka ne yapsın?

İpek Demir Hanım Belçika’dan yazıyor, “Hocam, merhabalar.” Merhabalar. “İnsanlar oradan nasıl gözlemliyor, bilmiyorum; ancak evrim teorisi hakkında yayınlarınız ilk çıktığı zamanlar Avrupa’da büyük ilgi gördü ve hızlı bir şekilde insanlar arasında yayılmaya başladı ve yayılıyor. İnternet sitelerinde, forumlarda Avrupalılar sıkça Harun Yahya ismini zikrediyor. Avrupa’da büyük çaplı ses getiriyorsunuz. Yayınlarınızı çok iyi hatırlıyorum. Sizin yayınlarınızın ses getirmesinden hemen sonra ilginç bir şekilde üniversitelerde birden evrim kulüpleri oluşturuldu ve ücretsiz evrimi destekleyen dergiler dağıtılmaya başlandı. Bunun kaynağını araştırdığımda dergileri sağlayanların arkasında Belçika Enternasyonal Partisi olduğunu öğrendim. O dönem Almanya’daki arkadaşlarımın okuduğu üniversitelerde de aynı şekilde evrim teorisi kulüpleri kurulup, dergilerin ücretsiz olarak dağıtıldığını duydum. Almanya’da bunun arkasında başka bir komünist grup varmış. Ben şunu sormak istiyorum; bu grupları kim yönlendiriyor? Kim para yardımı yapıyor hocam? Bunların hepsi aynı yere mi bağlılar? Sevgiler.” Hepsi aynı yere bağlılar tabiî ki d-e-c-c-a-l harflerinden oluşan mahlukata bağlılar. Ama farkında değil onlar. Tabiî ki iblisin etkisiyle yapıyorlar. Ama şimdi biz yumruğu vurduk mu darmakeşan oldular. Şimdi onlar yerden parçaları toplamaya çalışıyorlar ama mühim olan darmakeşan olmak. Parçaları bir araya getirsen de parçalanmış parçaları bir araya getirmiş olursun. O da bir şeye benzemez, değil mi? Şimdi mesela herhangi bir kavanozu sen paramparça, un ufak edersen, sen onu uhuyla muhuyla tutturup bir şeyler yapmaya çalışırsın ama o artık kavanoz olmaktan çıkar, bitmiştir, değil mi? Şimdi evrim teorisi de artık evrim teorisi olmaktan çıktı. Yamayla, ekle, destekle, üflemeyle ayakta tutmaya çalışıyorlar. Boş işler inşaAllah.

Evet, kapanış konuşması mı yapacaksın Beril Hocam?

SUNUCU:İnşaAllah. Bizi yarın 22.00’den itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Gaziantep Olay TV’den takip edebilirsiniz. Evet, bir dakikamız var hocam.

ADNAN OKTAR:Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Bir de derler ki: "Rabbinden üzerine bir ayet indirilse ya!.."” Yani bir melek gelsin, onun Mehdi (a.s.) olduğunu söylesin mesela, ona benzer. Cübbeli öyle diyor ya. Bak; ““Rabbinden üzerine bir ayet (mucize) indirilse ya!.." De ki: "Gayb yalnızca Allah'ındır.” Gelecek yalnızca Allah tarafından bilinir ve onu Allah’ın bildirdiği Peygamberler bilebilir gaybı. “Siz bekleyin; ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim.” “Ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim.” Neyi? İttihad-ı İslam’ı, Türk-İslam Birliği’ni, Mehdi (a.s.)’ın çıkışını ve Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın yeryüzüne nüzulünü ve görünmesini. Ebcedi kaç? 2002. Bir tane tarih veriyor; 2002 tarihini veriyor.

“Sizi yeryüzünde halifeler kıldık.”14’üncü ayet, Yunus Suresi, 2048. Bir tane; 2048.

ADNAN OKTAR: Evet, bitmiş. Ne yapalım? İnternetten devam edeceğiz, HarunYahya.Tv’den inşaAllah.