2 Kasım 2008 Pazar


Kadir Çelik : Efendim sizinle yaptığımız röportajlarda, özellikle de çok geriye dönük söylemlerde, mesela o polis sorgusunun siz hep zor altında alındığını, hatta orada kim olsa sizin söyle
diklerinizi söyleyebileceğini amacınızın, asıl amacın da oradan kurtulmak olduğunu ifade etmiştiniz. Ama benim elime yeni geçen bir kaset var, o kaset de sizin sorgu kasetiniz. İstanbul emniyetindeki. O kaset incelendiği zaman, o kasede ben baktığımda, hiç zor altında alınmış bir ifade, zor altında yaşanmış bir sorgu gibi gelmedi bana. Son derece rahat görünüyorsunuz.
Adnan Oktar : Karşımdaki insanları sakinleştirmek için, alabildiğine sakin ve doğal bir tavır göstertmek durumundaydım. Ben orada en ufak bir korku alameti göstertsem, veya tedirginlik alameti göstersem, bu karşı tarafı çok olumsuz şekilde etkileyebilir. Yani çünkü bir tek benim sorumluluğum yok. Orada birçok kız çocuğu var, bir çok delikanlı var, arkadaşlarım var. Yani hepsinin sorumluluğu üzerimde. O yüzden son derece dikkatli olmam gerekiyordu. Üslubumun da son derece rahat olması gerekiyordu. Yani çünkü en ufak birşeyden şüphelenip müthiş sinirlenebiliyorlardı. İçlerinde alkollü olan insanlar da vardı. Asıl ifadeyi alan yani liderleri konumunda olan bir kişi mesela alkollü olduğuna dair devletin raporu var. Devletin bir açıklaması var. Böyle bir ortamda en güzel şey, hiç etkilenmemiş gibi yapmak, son derece sakin görünmek ve çok doğal bir üslupla konuşuyor gibi görünmek. Ben de buna mecburdum. Yani orada...
Kadir Çelik : Niçin yani mecbur şu? O görüntüleri kim izlese, baksa, yani Adnan Oktar herşeyi. Hatta sormadan anlatıyorsunuz. Yani bazı şeyleri size sorulmadan, belki ayrıntı istenmeden de, siz onları çok ayrıntıya girerek de anlatıyorsunuz.
Adnan Oktar: Biz onun 4-5 kere provasını yaptık daha önce polislerle. Defalarca benim ifadem alındı. Geceyarısı uyandırıldım gene götrüldüm gene ifadem alındı, gene uyandırıldım, gene geldim ifadem alındı. Benim kollarım arkadan bağlıydı. Gözlerim de bağlıydı. Betonun üstünde oturuyordum ben. 7 gün yerde oturtturuldum, beton da.
Kadir Çelik : Ama bu görüntülerde öyle bir şey yok.
Adnan Oktar : Orada tabi. Orada elimi kolumu çözdüler, orada gayet rahat. Çay ikram ediyorlar. Rahat bir ortam gibi bir şey. Ben olağanüstü dikkatli davrandım. Hatta bir kısım yiyecekler ikram ettiler, ben yemedim. İçecek ikram ettiler, içmedim. Yani çok dikkatli davrandım.
Kadir Çelik : Ama bazı şeyleri çok ayrıntılı anlatıyorsunuz. Hatta gönüllüce anlatıyorsunuz, size şunu da anlatayım, şunu da söyleyeyim.
Adnan Oktar : Aynısını daha önce anlattım. Yani daha önce sözlü olarak defalarca anlattım. Çok provası yapılan bir şeydi o. Ayrıca benden yazılı da aldılar, yazılı da daha detaylı anlattım. Yani hiç yapmadığım şeyleri anlatım. Hatta daha da kapsamlı anlatayım dedim. Ben düşündüm ki, polisle istediğim gibi konuşurum, her türlü hayali suçu da anlatırım. Zaten hakim savcı önüne çıkınca, onlar adil insanlardır, işin doğrusunu anlatır mesele kapanır diye düşündüm.
Fakat son gün avukatım geldi dedi ki, sen burada konuştuğun şeyleri dedi, zannnettiğin gibi olmayacak dedi, bunları açıklayacaksın dedi. Ben o zaman çok şaşırdım. Yani o zaman benim bunu ispat etmem gerekiyor; yani anlattıklarımın olmadığını ispat etmem gerekiyormuş. Çok vahim bir durum bu tabi. Halbuki deliller hazır edilir. Bütün deliller vardır. Sen ifade ver ya da verme, zaten olay nettir. Normal olan budur. Bu şekilde olması lazım. Ama hiçbir delil yokken, ortada hiçbir delil yokken, sadece konuşturarak bir delil oluşturuyorlar.
Kadir Çelik : Yani sizin o anlatımlarınız delil olamaz mı? Yani siz çete kurmak ve yönetmekle suçlanıyorsunuz. İşte çetenin başındaki kişi olarak tanımlanıyorsunuz. Ve o yönetici sıfatında bir kişi bunları böyle anlatınca, o başlı başına bir delildir. Değil mi?
Adnan Oktar : Ama bunun delilleri olması gerekir.
Kadir Çelik : Maddi delilleri olması gerekir.
Adnan Oktar : Tabi maddi delilleri oluşur, sen bunu ister söyle ister söyleme, zaten olay nettir. Hatta son kanunda biliyorsunuz ifade vermeme hürriyeti de var. Yani çünkü ifadeni ister ver, ister verme deliller oluştuysa, tamamdır. Ama delil yoksa, sen bir şey söylediğinde o geçerli olmaması lazım. Sana zorla söyletebilir. Mesela terör örgütleri de insanları kaçırıyorlar. Mafya da insan kaçırıyor, oturtuyorlar kameranın karşısına, herşeyi söyletiyorlar.
Kadir Çelik : Ama şimdi orada şunu yapalım.
Adnan Oktar : Polisi tenzih ederim, evet. Tenzih ederim.
Kadir Çelik : İstanbul emniyetinde, emniyette yapılmış bir sorguyu alıp, böyle bir şeyle ilişkilendirmek çok doğru bir örnekleme olmaz.
Adnan Oktar : Ama tenzih ederim diyorum, yani emniyeti tenzih ederim, ama demek ki insan can kaygısıyla, can kaygısıyla, canını kurtarmak için meşru zeminde bunu yapabilir. Mecbursun. Zaten bunu iddia edenlere aynı ortamı bir sağlasak, kendileri bir gitseler, roman yazarlar adeta. Yani öyle bir konu olmaz. Yani bunu söyleyenler kendileri bunu niye denememişler zamanında. Bir denesinler bakayım?
Kadir Çelik : Peki siz karşınızda kamera olduğunu biliyordunuz. Mu?
Adnan Oktar : Tahmin ediyordum.
Kadir Çelik : Yani kamerayı görmediniz mi siz?
Adnan Oktar : Efendim.
Kadir Çelik : Kamerayı görmediniz mi?
Adnan Oktar : Yok gizli kamera ile çektiler.
Kadir Çelik : Gizli kamera ile çektiler.
Adnan Oktar : Evet.
Kadir Çelik : E, peki kamera olmadığını madem biliyorsunuz? Yani kamerayı görmediniz.
Adnan Oktar : Ama tahmin ediyordum. Tahmin ediyordum.
Kadir Çelik : Nasıl tahmin ediyordunuz?
Adnan Oktar : Zaten belli. Üsluptan, konuşmadan, tavırdan. Birden, tavırları birden insancıllaştı. Gayet hoş sohpet bir ortam oldu. Yani oturtulduğum yer, özel bir yere oturtuldum, şuraya oturayım dedim, yok dediler git şuraya otur dediller. Yani bir kameraya karşı oturduğum izlenimi oluştu.
Kadir Çelik : Peki ifadenin kameraya kaydedileceği size sözlü olarak belirtildi mi?
Adnan Oktar : Hayır söylenmedi. Söylenmedi.
Kadir Çelik : Sizin bir izniniz alındı mı?
Adnan Oktar : Hayır alınmadı. Tamamen gizli olarak çekildi.
Kadir Çelik : Bununla ilgili işte bu Adnan Oktar'a bu ifadenin kamera altına alınacağı ifade edildi, söylendi, kendisinin de bu konuda oluru vardır gibi bir?
Adnan Oktar : Öyle bir şey kesinlikle yok. Ne kameranın yeri tespit edilecek gibiydi. Ne de böyle bir ifade de bulunuldu.
Kadir Çelik : Peki siz orada sorgunun kameraya alındığını ne zaman öğrendiniz?
Adnan Oktar : Yayınlandığında, televizyonda yayınlandı. Ben tutuklandıktan sonra, hemen sıcağı sıcağına yayınlamışlardı. Birkaç gün sonra. Yani emniyetten, emniyet verdi televizyon kanallarına, hemen vermişler, sıcağı sıcağına servis etmişler. Onlar da hemen yayınlamışlardı. Ben cezaevindeyken seyrettim, görüp şaşırdım.
Kadir Çelik : Neydi yani sizi şaşırtan neydi? Kendini o halinizle görürken.
Adnan Oktar : Şaşırdım derken. Tahminin doğru çıkması. Yani tam tahmin ettiğim gibi çıktı.
Kadir Çelik : Oradaki haliniz de, fiziksel görüntünüz de çok şey değil, hoş değil.
Adnan Oktar : Zaten benim oradan yani sağ çıkmam amacım vardı. Allah'a çok şükür sağ çıktım. Çünkü elim kolum bağlı arkadan, çok çok zor bir şey, betonda oturmak sürekli, gözü bağlı olmak, hiç konuşmayacaksınız dediler. Elim kolum, mesela arada sırada çözün diyorum, onu da çözmüyorlar. Uyumak için müsade istedim, onu vermediler. Uyuyamıyorsun. Yani çok acayip bir ortamdı.
Kadir Çelik : Peki özellikle sizinle birlikte olan kız arkadaşlarınızla ilgili anlattığınız şeyler, yani bir insanın burada iki kişi konuşurken bile anlatmasından hicap duyacağı şeyler. Yani onlar çok kolay anlatılabilir şeyler gibi gelmiyor bana. Niçin bunları bu kadar ayrıntılı, madem biliyorsunuz, yani bir kamera, bir görüntü, bir farklılık sezdiniz orada. Yani herşey bu kadar çok net, bu kadar ayrıntılı, bu kadar detayına inerek niye anlattınız.
Adnan Oktar : Ben daha önce kısa, özet olarak anlatmıştım. Beni uyardılar daha önce nezaketiyle. Böyle iki metreye yakın boylu bir şahıs geldi. "Bu böyle olmaz" dedi. Ben hatta. Ayrıca bana yazdırdılar da. Yazılı yazdım. Ben usturuplu yazıyordum. Çok ciddi şekilde tehdit etti. Yani ölümle, ölümle tehdit etti. Ama onu söylerken şöyle söyledi. Ayağınla yer arasındaki mesafe ne kadar? dedi. Ölümle hayatın arasındaki mesafe de o kadar dedi. Yani öyle işkence tehditi filan yoktu. Doğrudan ölümle tehdit ettiler. O yüzden artık aklımın elverdiği, gücümün yettiği kadar detaylandırmaya çalıştım. Akla hayale gelmedik iddialarda bulundum. Mesela hiç tanımadığım bilmediğim, evet.
Kadir Çelik : Çok rahat anlatıyorsunuz ama. Yani onu bir insan eğer yaşamamışsa, onu beyninde kurgulayabilmesi için bayağı bir mahareti olması lazım.
Adnan Oktar : Ama daha önce bunun bana defalarca provası yaptırıldı. Yani bir kere, iki kere, üç kere değil. Mesela gece 2'de 3'te kaldırılıyordum. Elim bağlı ayakta uyuyordum artık, oturduğum yerde uyumaya çalışıyordum. Uyandırıyorlardı, elimi yüzümü yıkayıp gidiyordum. Gine aynı şeyi bir daha tekrarlatıyorlardı. Defalarca tekrarlatıldı bu konu bana. Yani zorla, mesela paralar nerede diyorlardı? Ne parası? Artık aklıma gelen. Faysal Finansta dedim, paralar El Baraka'da dedim. Geceyarısı gittiler Faysal Finansa, El Barakaya, para yok. Ama ne yapayım yani. Mecburum.
Kadir Çelik : Peki bu paralar gerçekten nerede Adnan Bey?
Adnan Oktar : Yok olan para, olsa söylerim yani. Paralar nerede? Sürekli paralar nerde. Çünkü sinirlenmelerinden çok çekiniyordum. Çünkü sinirlenirlerse çocuklara da zarar vermelerinden çekindim. Çünkü kız çocukları da var şeyde.
Kadir Çelik : Hayır bugün de sizin para kaynaklarınız çok merak ediliyor. Yani Fransa'dan da bir televizyon muhabiri geldiği zaman, size paranın kaynağını soruyor. Ben de röportaj yaptığımda, defalarca size paranın kaynağını soruyorum. Ama siz bu konuda ser verip sır vermiyorsunuz.
Adnan Oktar : MASAK raporlarına baksınlar, kaynağını görürler paraların. MASAK raporlarında açık açık anlatılıyor. Devletin raporlarında açıklanıyor ve tertemizdir. Gayet açıktır. Vergileri verilmiş, helal paradır hepsi.
Kadir Çelik : Yani kimin kazancı bu? Mesela siz şimdi kitaplarınızı kitaplar bastırıyorsunuz. Bu kitaplar bir defa daha altını çizelim, pahalı kitaplar. Bu kitapları sadece Türkiye'de dağıtmıyorsunuz, Avrupa'ya da gönderiyorsunuz. İşte Fransa'daki tüm liselere, üniversitelere gönderdiniz. Yani bunun bir kaynağı, bunun bir gelirinin olduğu bir yer olması lazım.
Adnan Oktar : Bunların hepsinin hesabı kitabı açık belli. Kitap şirketinin hesapları ortada, ne kadar kitap sattıkları ortada. Ben kitaplardan kar almıyorum. Bu yayınevi için çok büyük bir kazanç kaynağı.
Kadir Çelik : E bedava dağıtıyorlar.
Adnan Oktar : Efendim?
Kadir Çelik : Bedava dağıtıyorlar.
Adnan Oktar : Normal, o para olarak onlara geçen meblağı dağıtmış oluyorlar.
Kadir Çelik : Hayır bedava dağıtıyorlar, kazanç nerede?
Adnan Oktar : Ama bak şimdi, Kadir Bey.
Kadir Çelik : Şimdi Fransa'ya kitap gönderdiniz. Tüm liselere gönderdiniz, üniversitelere gönderdiniz. Bu bayağı bir yekün. Yani bunun, yani kitabın bir maliyeti var, bir de bunun posta masrafları vardır herhalde.
Adnan Oktar: Bir kere orada abartıyorlar. Lise ögrencilerine hiçbir şekilde kitap gönderilmedi. Sadece üniversite proföserlerine, bilim adamlarına ve şeçkin bürokratların bir kısmına gönderildi. Onlar yok 16-17 yaşında öğrencilere gönderildi, bilmem ne. Böyle bir konu yok. Tamamen hayali bu iddialar. Böyle birşey yok.
Kadir Çelik : Türkiye'de dağıtıyorsunuz.
Adnan Oktar : Türkiye'de doğru, ama onlar da hep ilgili kişilere. Hakikaten felsefe ile ilgilenen kişiler, biyologlar, yani tam konu ile ilişkili kişilere gönderildi.
Kadir Çelik : Ben ilgilenmiyorum, bana da geliyor.
Adnan Oktar : İşte şeçkin zevat. Siz de seçkinsiniz.
Kadir Çelik : Seçkin, seçkin zevat. Hayır ama, parlamentoya gönderiyorsunuz, valiliklere gönderiyorsunuz, okullara gönderiyorsunuz, öğretim üyelerine gönderiyorsunuz. Ve bunlardan da bir para alınmıyor. Yani sizin maksatınız para kazanmak değil herhalde bu kitaplardan.
Adnan Oktar : Benim kitaplarım maşa'Allah, Allah bereketini arttırsın çok satıyor ama. Yani 8 milyon kitap satıldı.
Kadir Çelik : Kaç lira telif aldınız bugüne kadar?
Adnan Oktar : Hiç almadım, işte o almadığım telifi, yayınevi bunu bir nevi reklam gibi kullanıyor ve o şekilde ücretsiz dağıtıyor.
Kadir Çelik : Ben bugüne kadar sizin kitaplarınızı para verip alan kimseyi görmedim. Belki bu benim eksikliğimdir, bilemiyorum ama ben hiç rastlamadım.
Adnan Oktar : Dindarların evlerine gidin, benim kitaplarım çok önemli bir yer tutar. Böyle bir blok olarak.
Kadir Çelik : Hayır para verip alan diyorum.
Adnan Oktar : Tabii tabii, parayla alıyorlar. Yani çok çok fazla, yani günlük satışı çok yüksek. Ben satış rakamlarını size sunabilirim.
Kadir Çelik : E peki kitapları bir kenara bırakın. Yani çok masrafınız var, mesela geldik burada röportaj yapıyoruz, burası önemli bir otel, buranın bir kirası var. Onun dışında başka masraflar var. Tekneler tutuluyor, uçaklar tutuluyor, yani nereden geliyor bu para?
Adnan Oktar : İnsan misafirine en iyi şekilde karşılık verir. Siz bizim misafirimizsiniz, biz de tabii ki sizi iyi ağırlayacağız.
Kadir Çelik : Hayır sağolun, eyva'Allah sağolun, teşekkür ederiz de... Bu paranın kaynağı nereden?
Adnan Oktar : Çocuklar arkadaşlarım maşa'Allah zenginler, yani hepsi zenginler.
Kadir Çelik : Hepsi zenginler mi?
Adnan Oktar : Tabii.
Kadir Çelik : Hepsi zenginler mi?
Adnan Oktar : Aşağı yukarı %80-90'ı iyi kazanıyorlar.
Kadir Çelik : Siz?
Adnan Oktar : Ben de iyi kazanıyorum.
Kadir Çelik : Hala ne iş yaptığınızı söylemediniz ama.
Adnan Oktar : Söyleyeyim de, şak diye ticaretim dursun.
Kadir Çelik : Niye dursun?
Adnan Oktar : Durur durur, çünkü ben Türkiye'de PKK'ya karşı, bölücülüğe karşı, komünizme karşı, materyalist sisteme karşı, çok güçlü, en etkin mücadeleyi veren bir düşüncenin merkezindeyim. Avrupa Birliği niçin toplantı yapıyor? Benimle ilgili toplantı yapıyor, yani yapılan, alınan karar kimle ilgili oldu? Benimle ilgili oldu. Tabii ki orada merkezi konumda olan bir insanın, böyle bir konumda olması çok normal.
Kadir Çelik : Hoşunuza gidiyor mu bu? Mesela Avrupa Parlamentosu'nun sizi konuşuyor olması?
Adnan Oktar : Bu tabii ki, çok büyük bir şeref. Yani Türkiye'yi bölmek için can atanlara karşı, böyle can siperane mücadele eden bir insan olarak, ki PKK terörüne karşı en etkin mücadele fikri mücadeledir. Çünkü Marksist, Leninist, komünist bir yapısı var. Marksist, Leninist, komünist yapıda terör kaçınılmazdır. Leninizmin temel ilkelerindendir terör; yani bombalama, adam öldürme, şiddet, komünizmin zemininde olan, mutlaka gerçekleştirilmesi gereken bir çalışmadır. Eğer fikri çalışma yapılmazsa, komünizmin bataklığı kurutulmaz. Bu şekilde halen de devam ediyor; bak dün de, bugün de, daha evvelki gün de yapılan terör, komünist terör komünist eğitimden kaynaklanıyor. Komünist eğitime karşı anti-komünist anti-Darwinist eğitim gerekiyor.
Kadir Çelik : Peki Avrupa Parlamentosu sizi ciddi bir tehlike olarak görüyor.
Adnan Oktar : Tabii, tabii ki.
Kadir Çelik : Bunu da raporunda yazdı. Avrupa için, Batı için Adnan Oktar ve Adnan Oktar’ın Darwinizm karşıtı kitapları ciddi bir tehlike oluşturuyor diye. Bu önümüzdeki günlerde de oylanacak bu rapor.
Adnan Oktar : Çok büyük bir şeref. Ben Türkiye’yi onlara Allah’ın izniyle böldürtmem, arkadaşlarım da böldürtmez, Devletimiz de böldürmez, kimse böldürmez. Hodri meydan onlar devam etsinler komünist propagandaya, biz de onlara karşı anti-Darwinist anti-komünist propagandaya devam edeceğiz. Onların komünist propagandası bize etkili olmayacak.
Kadir Çelik : Peki, Avrupa Parlamentosu'nun raporuna sizin girişiniz komünizim, anti-komünist tavırlar değil. İşte yazdığınız kitaplar, o kitaplarda da Darwinizm'e karşı ciddi bir mücadelede bulunuyorsunuz. Avrupa da diyor ki, Adnan Oktar’ın yazdığı bu kitaplar ve bu düşünce bizim eğitim sistemimizi derinden etkileyecek bir tehlikedir. Ciddi bir tehlikedir diye ifade ediyorlar.
Adnan Oktar : Bunu söyleyen sosyalistler, komünistler. Bu çok açık. Bunu sosyalistler, komünistler söylüyor ve "yüz yıllık kültürümüzü yıkacak bizim" diyor, yıkacak değil, yıktım. Yıkılacak diye birşey kalmadı, bitti olay.
Kadir Çelik : Nasıl bitti?
Adnan Oktar : Yani bu kitaplardan sonra, artık bir daha bunların Darwinizm'den bahsetmesi, ona dayalı olarak da komünist propaganda yapmaları, artık tamamen güçleşti. Ancak bilgi ulaşmayan, cahil kesimlere etkili olabiler şu an. Yani o kitabı okuyup da ikna olmayan hiçbir insan olmuyor.
Kadir Çelik : Peki Türkiye'yi bir ölçüde bırakıp, niçin Batı'ya böyle bir savaş açtınız?
Adnan Oktar : Çünkü Batı zaten Türkiye'yi bölmeye parçalamaya çalışan Batı şu an. Avrupa Birliği. Yani PKK'ya desteği sağlayan, en büyük desteği sağlayan onlar şu an. Kültürel destek sağlıyorlar ve PKK’nın bu faaliyetlerinden son derece memnun onlar. Bazen öyle timsahın gözyaşları gibi tavırları oluyor, ama ağız ucundan onlar da. Tamamen göstermelik. PKK’nın faaliyetlerini gururla takip ediyorlar. Çünkü tam bir komünist terör yapılan bu terör. Ben ısrarla söylüyorum, halbuki dikkat çekilse NATO'nun bile devreye girmesi mevzu bahis olabilir böyle birşeyde. Yani bu bir komünist terördür. Komünist ayaklanma var burada, komünist devlet kuruluyor dense, çünkü Kuzey Kore'de öyle olmuştu. Biz buradan askerimizi göndermiştik, komünist mücadeleye karşı, komünist karşı mücadele için askerlerimizi göndermiştik. Aynı mantıkla NATO müdaheleye davet edilebilecek durumda.
Kadir Çelik : Peki Avrupada komünist devlet var mı?
Adnan Oktar : Gizli komünist bunlar...
Kadir Çelik : Kim mesela, hangi ülke?
Adnan Oktar : Mesela, ama İtalya'da komünist parti en güçlü partilerdendir. Fransız komünist partisi en güçlü partidir.
Kadir Çelik : Hayır komünist parti var da, komünist partilerin oluşturduğu iktidar var mı Avrupa'da herhangi bir ülkede?
Adnan Oktar : Ama Avrupa Birliği'nin şu genel gidişatı, sonunda bir komünist birliğe doğru gidiyor, yani aile mefhumunun olmadığı, ahlak mefhumunun olmadığı, özellikle din olmadığı bir sisteme doğru gidiyor. Dikkat ederseniz dinle ilgili peş peşe kararlar alıyorlar. Hatta Türkiye'de din eğitiminin yasaklanması için de karar alıyorlar. Yani dinle ilgili her kelime her cümle, bunlarda allerji meydana getiyor. Bunun sonucu işte komünizmdir. Yani aile yok, ahlak yok, sınırlar yok, mal ortak, komünizm işte. Komünizmi modern şekilde getirmeye çalışıyorlar şu an.
Kadir Çelik : Peki, sizin grubunuz içinde yabancılar var mı?
Adnan Oktar : Yabancı?
Kadir Çelik : Evet.
Adnan Oktar : Yani hepsi Türk, benim bildiğim.
Kadir Çelik : Hayır, var mı diye soruyorum yani.
Adnan Oktar : Hayır yok.
Kadir Çelik : Yani Batı'da da kitaplarınız var, oralara da kitaplar gönderiliyor, oralardan da size hayranlık duyan insanlar olabilir.
Adnan Oktar : Ha tabii tabii, o anlamda var tabii ki. Yani milyonlarca. Kazakistan'da Rusya'da.
Kadir Çelik : Hayır. Yani fiilen yanınızda olan kimse var mı?
Adnan Oktar : Hayır, hayır, o anlamda değil, mesala benim kitaplarımı okuyup gruplar oluşturan, öyle kendi aralarında bir arkadaş ekibi oluşturan çok çok insan var. Dünyanın her yerinde var. Çin'de dahi var. Yani Çin'de bir ekip var, sırf benim kitaplarımı okuyorlar daha çok, namaz kılıyorlar, bize yazı gönderiyorlar. Komünist Çin'de.
Kadir Çelik : Evet, benim sorularım bu kadar.
Adnan Oktar : Peki teşekkür ederim.